|
|
| |
|
 |
Editörden |
| |
Aziz Okuyucu,
2010 yılının Kış sayısıyla sizleri selâmlıyoruz.
Sonbahar sayımız çıktıktan sonra üç ay geçti. Bu zaman zarfında sizlere daha iyi bir dergi sunabilmek için çabaladık. Esasen her sayıda böyle bir telâş ve heyecan yaşamaktayız.
Okuyucularımız, geçen yüzyılın son hengâmesini hikâye etmeye çalıştığımız Elviye-i Selâse’nin Son Yılları başlıklı yazı serimizi büyük bir ilgiyle karşıladı. Bu tarih sayfalarının ikinci bölümünü sunuyoruz. |
Yunus ZEYREK |
|
|
| |
| |
|
|
| |
Ruslar, Kars’ı ebediyen ellerinde tutacaklarını hesap etmişlerdi. Şehir demiryolu hattıyla Moskova’ya bağlandı. Hatta bu hat Sarıkamış’a kadar uzatıldı. Göle üzerinden Ardahan’a da dekovil (dar hatlı demir yolu) yaptılar. Bir taraftan da burayı bir Rus şehri hâline getiriyor, kiliseler yapıyor, Rus unsuru Hristiyan nüfus getirip yerleştiriyor, hatta etrafta Rus köyleri kuruyorlardı. Bölgenin yerli Müslüman ahalisi de kaderine terk edilmiş hatta Ermeni sopası altına sokulmuştu. O günleri yaşayanları dinleyelim. |
|
|
|
|
|
| |
|
|
| |
23 Şubat 1921 tarihi, Ardahan’ın anayurda kavuştuğu kutlu bir gündür.
23 Şubat 2010 günü, kurtuluşun 89. Yıldönümüdür.
Ardahan, Kars ve Batum vilayetlerimiz (Elviye-i Selâse), 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı (93 Harbi) sonrası, 3 Mart 1878 tarihli Ayastefanos (Yeşilköy) Muahedesi’yle Çarlık Rusya’sına bırakılmıştı.
1917’de Rusya’da Bolşevik İhtilâli çıkınca Çar orduları çekilmeye başladı. |
|
|
|
|
|
| |
|
|
| |
Vatan vatan diye özlemini çektiğimiz Ahıska’ya yol görünmüş, Ahıska’ya gitme fırsatı elimize geçmişti. Geçtiğimiz Kurban Bayramında büyük bir sevinçle Ahıska’ya gitmiş, orada kurban kesmiş, bu arada dedelerimizin doğduğu köyleri ziyaret etmiştik.
Buraya kadar her şey güzel.
Yılbaşında Türkiye’ye gelen Ahıska Vatan Cemiyeti Şubesi Başkanı Hasanbay Müseddinoğlu ve oğlu Resul’ün tekrar Ahıska’ya geçmek için sınıra gittiklerinde girişlerine müsaade edilmemesi, hepimizi derinden üzmüştür. |
|
|
|
|
|
| |
|
|
| |
Hep duyardık büyüklerimizden, “Caminin içine lâzım olan avlusuna haramdır!” derlerdi. Yazının başında Gori’den, Gazze’den bahsedecektim. Fakat caminin içi dururken avlusunu düşünenlerden olmak istemedim.
Ama biz mi anlatamadık, onlar mı duymadılar! Doğrusu, tam emin değilim. Galiba biz anlatamadık, yeterince çaba gösteremedik düşüncesi daha ağır basıyor, düşündükçe. |
|
|
|
|
|
| |
|
|
| |
Sayfa:
[1] [2] [3] [4] [5] |
|
| |
|
|