Bir Kitabın Anlattıkları

Yunus ZEYREK

Ahıskalı ünlü gazeteci-yazar ve fikir adamı Ömer Faik’le ilgili en ciddî çalışmaları yapan kişi, şüphesiz rahmetli Prof. Şamil Gurbanov’dur. Biz bu yazımızda, Şamil Gurbanov tarafından kaleme alınan, “Azerbaycan’ın Görkemli Adamları” üst başlığıyla basılan ve Ömer Faik’in hayatını anlatan monografiyi tanıtmaya çalışacağız.

Sözünü ettiğimiz kitap 208 sayfadan meydana gelmektedir. Kitabın ilk sayfalarında müellifin dört sayfalık bir Önsözü bulunmaktadır (s. 5-8). Burada, “Baştan ayağa, tepeden tırnağa muhabbet ağacı gibi halkına, vatanına sarılanlardan, onun medenî ve siyasî inkişâfı için mühim vasıtalar arayanlardan ve bulanlardan biri de Ömer Faik Numanzade’ydi.” denilmektedir. “Ömer Faik Numanzade kim idi?” sorusuna cevap verilirken, “Molla Nasreddin jurnalının faaliyetiyle tanışmak yeter. Azerbaycan hakının ictimaî şuurunun uyanması ve inkişâfında hiçbir matbuat organı bu jurnal kadar geniş tesir ve ehemmiyetli role malik olmamıştır. 1906’dan 1932’ye kadar faaliyet gösteren jurnalın 1912 yılına kadar resmî redaktörü Celil Memedguluzade, gayriresmî redaktörü sahib-i ihtiyarı Ömer Faik’ti.”denilmektedir.

Ömer Faik’in doğduğu vatanı Ahıska ve mensup olduğu Ahıska Türklerine de işaret eden Gurbanov, 1944 faciasını da atlamayarak bu konuda şunları söylemektedir: “Facialı hadiselerden biri de eski zamanlardan beri asırlar boyu Gürcülerle bir arada yaşamış Türklerin 1944 kasımında hiçbir resmî devlet kararı olmadan Moskova’nın emriyle kütlevî şekilde Orta Asya’ya sürgün olunmasıdır. O müthiş günde iki saat içinde 220 köyün 200.000 kadar ahalisi boşaltılmıştır. Onların hepsi kadın, çocuk, ihtiyar ve hastalardan ibaretti. Çünkü resmî merkezî gazetelerin yazdığına göre sadece bu yörenin 40.000 Türk oğlu düşmanla cephede vuruşuyor, Sovyet halklarının azatlığı uğrunda ölüm-kalım mücadelesi veriyordu. Onların 26.000’i muharebeden dönmedi, sağ kalanlar da zaferden sonra bırakıp gittikleri ata yurduna, doğdukları evlerine değil, sürgün olunmuş ailelerinin ardınca Kazakistan çöllerine yollanmışlardır. Bulunanlar da olmuştur, bulunmayanlar da… Çünkü sürgünlerin 17.000’i yollarda kırılmış, onları insan gibi defnetmeye de imkân verilmemiştir. Böyle bir vahşiliğin günahkârlarını tarih hiçbir zaman bağışlamaz.”

Önsöz, Ömer Faik’le ilgili olarak 1919 yılında Gruziya gazetesinde çıkan şu ifadelerle son bulmaktadır: “Büyük Rus İnkılâbı, Azerbaycan halkının tarihine Ömer Faik adlı yeni parlak bir ad verdi. Kafkas Türkleri arasında yol bulması ve sonraki inkişâfı, muhkemlenmesi işini araştırırken bu sahada ilk yerlerden birini Ömer Faik’e verecektir.”

Biz kitabın ana başlıklarıyla bu başlıklar altındaki bahislere kısaca temas edeceğiz.

1. Büyük hayatın başlangıcı ve ilk mübariz adımlar (s.9-11): Kitabın bu ilk bölümünde Ömer Faik’in 1872 yılında doğumu ve tahsil hayatından bahsedilmektedir. Onun daha on yaşında İstanbul’a  gelmesi, medrese ve Darüşşafaka yılları, memuriyeti ve fikir cereyanlarından -bu arada Namık Kemal ve Tevfik Fikret’ten- etkilenmesi anlatılmaktadır. Memlekete dönmesiyle, İstanbul’da edindiği pozitivist fikirler yüzünden karşılaştığı sıkıntılara işaret edilmektedir. Memleketinin geri kalmışlığı ve cehaleti hakkındaki konuşmaları, çevrede onun “Kâfir Ömer” diye anılmasına sebep olur. Hatta mescitlere alınmaz, ağız kavgaları ve vuruşmalar bile olur. Ailesi bu duruma çok üzülür:“Biz gözlüyorduk ki oğlumuz İstanbul’dan molla olup gelecek; halifenin, İslâm’ın şan ve şöhretini yüceltecek, yeni haberler getirecek, bizim başımızı yükseltecek.”

2.Maarif yollarında (s.12-24): Ömer Faik, sosyal demokrat-sosyal inkılâpçı bir kişi olarak ortaya çıkmıştır. O, bu hüviyetiyle doğduğu cemiyetin içinde kalamazdı. Onun için de kendi fikirlerini yayma ideali uğrunda eğitim sahasını tercih eder. “Ev danası öküz olmaz” sözü mucibince memleketinde değil, Türkiye’den kopuk, Rusya hakimiyetinde olup o zamanlar yönünü Azerbaycan’a çevirmiş olan diğer Ahıskalı münevverler gibi o da Azerbaycan’ın yolunu tutar. 1894 yılında itibaren Şeki, Şamahı ve Gence’de Usûl-i Cedide Muallimliği yapar. Bu arada Kırım’ın Bahçesaray şehrinde çıkan İsmail Gaspıralı’nın Tercüman gazetesine yazılar yazar.

3.Şark cehaletine Şarki Rus’tan ilk ateş (s. 25-39): Bu bölümde, 1903’te Tiflis’te başlayan basın hayatı anlatılmaktadır. Şarkı Rus gazetesindeki yazı hayatı anlatılmaktadır. Ömer Faik, yazdığı yazılarda geriliğe ve cehalete karşı isyanını dile getirir. Müslümanların da asrın ilim metotlarını bir an evvel kullanması için var gücüyle çalışır; adeta bağırır… Bu bölümde ayrıca Türk alfabesi ve Türkçe’yle ilgili yazılarına işaret edilmektedir.

4.Gayret matbaası ve Gayret sahipleri (s. 40-50): Ömer Faik, 1905 yılında Mirza Celil ve Elesger Bagırov’la birlikte Gayret matbaasını kurar.  Bu matbaada Sosyal Demokrat Partinin yayınları burada basılmaktaydı. Hatta Ömer Faik, elinde kızıl bayrakla Tiflis’te işçi grevine katılır. Hatta işçilerin davetiyle kürsüye çıkar, nutuk çeker… Nihayet Molla Nasreddin mecmuası da bu matbaada basılacaktır.

5.Publisist reşadeti (s. 51-67): “Yalnızca kalemine ümit bağlayan adam” Ömer Faik’in Molla Nasreddin mecmuasında birçok imzayla kaleme aldığı yazılar konu edilmektedir. Bu bölümde onun dine değil, cahil din adamlarına karşı verdiği mücadeleyle ilgili bahisler var. Bu arada onun Türkçe üzerine çıkan tartışmalarda çok kuvvetli yazılar neşrettiğini görüyoruz. O, İsmail Gaspıralı’nın aksine, İstanbul Türkçesini fazla ciddiye almamaktadır: “Eğer açık bura Türkçesiyle yazarsak İstanbul’a giden beş on gazetemiz anlaşılmayacakmış. Canları çıksın, anlamasınlar. Bize beş on İstanbullunun anlaması lâzım değil, üç dört milyon Kafkaslının anlaması lâzım.” diyordu.

6.Ömer Faik’in Molla Nasreddin dünyası (s. 68-96): Bu bölümde, Ömer Faik’in, 1906 yılında Mirza Celil’le Molla Nasreddin mecmuasını çıkarmaları ve bu mecmuada verdiği fikir mücadelesine ışık tutulmaktadır. “Jurnaldeki bahislerde gördük ki o, proleter harekâtın kırmızı bayraklı inkılâpçılara rağbet gösteriyordu. Onlarla hemre’y ve hem-fikirdi. Popüler yazılarında da ictimaî faaliyetinde de bunu hissetmek çetin değildir. Muasırlarının nazarında o, 1905 yılında inkılâp zamanı kırmızı bayrak kaldıran ilk Müslümanlardan biri olarak biliniyordu.”

7.Birinci Dünya Muharebesi yıllarında (s. 97-111): Ömer Faik Ahıska’da yaşıyor, fakat Tiflis’te çıkmaya devam eden Molla Nasreddin’den ilgisini esirgemiyordu. Fakat şartlar ağırlaşmıştı. Ekonomik sıkıntı, dergiyi derinden etkiliyordu. 1912’de İkbal gazetesinde çıkan bir yazısından sonra Molla Nasreddin de dahil 1915 yılına kadar yazmaya ara verdiğini görüyoruz.

“Sarıkamış muharebesinde Kars ve Ardahan vilâyetlerinde yaşayan ahaliye hususen Azerbaycanlılara divan tutulmuş, yaşayış mıntıkaları yerle yeksân edilmiştir. Türk ordusu büyük kayıplar vermiştir. Bu muharebenin musibetleri hakkında matbuatta ilk heyecan davulunu çalan Ömer Faik’ti. Ömer Faik’in teşebbüsü ve faal tebligatıyla Ahıska’nın Azgur köyünde yardım toplanmış, üstelik her ay iki yüz manat harç ile yaralılara mahsus bir küçük hastane açılmıştır. Ahıskalı Şefika Hanım Efendizade, Ömer Faik’in çıkışından birkaç gün sonra heyecanla yazıyordu: Birkaç günden beri yüreklerimizi kana dönderen Kars ve etrafındaki Müslümanların duçâr oldukları felâketli hallerden her bir vicdan sahibi olan tesirlenmiştir. Bir insan bulunmaz ki, bu felâkete, bu hanümansız ahvâle ah-vay etmesin…”

Ruslar, Osmanlı’ya olan öfkesini tebaası bulunan Müslüman yerli ahaliden çıkarmış, topyekûn katliam yapmış, her tarafı harabeye çevirmişti. Ömer Faik’in feryadıyla, Bakü Hayriye Cemiyeti, Kars ve Ardahanlılara yardıma gelmişti. Bu heyetle Ardahan’a gelen şâir Ahmet Cevad’ın 15 Mart 1915 tarihli İkbal gazetesinde çıkan şiiri şöyledir:

HAYRET

Vicdanım emretti, imdada geldim,
Mazlum sesi duydum, ben dâda geldim.
Ziyafet görmedim, yaslıdır eller,
Çoğalmış mezarlar derdini söyler.
Talanmış şâneler, yolunmuş teller,
Olduğun duydum da imdada geldim.

Yarılmış korkudan pembe dudaklar,
Âşıklar âh çeker, derdinden ağlar,
Bak, neler söylüyor tarlalar, dağlar,
Kardaş sesi duydum, imdada geldim.

Komşularda toydur, bizde ağlaşma,
Bu yerde kız gülmez, gel hiç uğraşma,
Sen, ferdli gönlüm, gel burda dolaşma,
Ben seninçün değil, imdada geldim.

Karları boyamış mazlumlar kanı,
Ölenler çok, fakat mezarı hanı?
Ayaklar altında şöhreti şanı,
Kalanları görüp feryada geldim.

Felâket görmeyen millet olar mı?
Düşün, biraz düşün, hiç kanın var mı?
Gözler kör mü, yoksa gönüller dar mı?
Âh yine ben, yine feryada geldim.

Gürcü milliyetçileriyle mübarizede(s. 112-128): 1917 yılında Ahıska’da kurulan Amele ve Asker Hükûmetinin bir üyesi olmuştu. Gurbanov, bu hususta, “Meselenin izahata ihtiyacı vardır.” demekle çok önemli bir meseleye parmak basıyor. Sovyet inkılâp hareketlerinden yararlanan Gürcü milliyetçileri, 1919’da yönetimi ele alarak yeni bir hükûmet kurmuşlardı. Ahıska’da siyasî durum karışıktı. Ahıska Millî Komitesi, hususen Ömer Faik’in faaliyeti sınırlandırıldı. Gürcistan İnkılâp Komitesi’nin faal üyelerinden biri olan Ömer Faik, birtakım Gürcü ileri gelenleriyle aynı cephede yer almıştı. Diğer taraftan Gürcüler, Brest-Litovsk Barışıyla Rusların Türkiye’ye bırakmayı kabul ettiği Ardahan ve Artvin bölgesinden vazgeçmek istemiyorlardı. Yerli ahali baş kaldırarak Ömer Faik’in öteden beri “Koblıyan Beylerinden” diye cephe aldığı Osman Server Atabek’le birlikte Gürcülere karşı savaşırken, kendisinin o zamanki faaliyetini bilmiyoruz. Kâzım Karabekir’in hatıralarındaki olumsuz ifadelere bakılırsa, Ömer Faik’in Türk Millî Mücadelesini desteklemediği anlaşılmaktadır. Sonuçta Gürcistan’da Menşevikler gitmiş, Bolşevikler gelmiş, bunda büyük katkısı olan Ömer Faik, “Türk milliyetçisi ve Türk ajanı” olma ithamından kurtulamamıştır. Gürcülerin ve Ermenilerin, Ahıska’nın Müslüman ahalisine reva gördükleri zulüm, tahammül edilemez bir safhaya ulaşmıştır. Ömer Faik bu içinden çıkılmaz durumu şu sözleriyle ifade ediyordu: “Muharebe vakti yine iyiydi. İnsan ya öldürür ya ölür veya esir olurdu. Şimdi ise cemaat çıkılmaz belâ, ölümden de beter bir felâket içindedir.” Onun bu gidişattan rahatsız olması, Tiflis yönetimini de tedirgin ediyordu. Nihayet tutuklayarak Tiflis’te hapse attılar; Agara ve Azgur’daki mal varlığına da el koydular. Sonra da hastalığı sebebiyle, Tiflis’te gözetim altında tutulmak şartıyla serbest bıraktılar. Ömer Faik, 21 Nisan 1919 tarihli Azerbaycan gazetesindeki yazısında o günleri şöyle anlatır: “Budur sosyalist Ramişvili hükûmetinin ve Müslüman dostu Gürcülerin Müslüman köylerinin başına getirdiği belâ ve felâket! Budur sosyalist maskesi altında oynanılan en menfur milliyetperestlik! Budur Nikolay Kazaklarından daha vahşiyane davranan demokratik Gürcü askeri!”

8.Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nde (s. 129-141): Ömer Faik, bütün bu olanlardan sonra artık Gürcistan’da kalamazdı. Ülkeyi terk ederek 1919 yılı ortalarında Bakü’ye gitti. Bacısının oğlu Ahmet Cevdet Bey, Azerbaycan Parlamentosuna girmiş, hatta Emek ve Ekincilik Bakanı olmuştu. Ahmet Cevdet Bey, Azerbaycan’da mârif sahasında önemli çalışmalar yapmış bir kişiydi. (O, 1935 yılında önce sürgün, sonra hapsedilmiş, nihayet kurşuna dizilmiştir.) 1920 yılı baharında Kızıl Ordu Azerbaycan’a girdi. Lenin prensiplerine inanan Ömer Faik de, Nerimanov’un teklifiyle komünist hükûmetin içinde yer aldı. Onun için yeni bir dönem başlıyordu.

9.Yeni devrin ilk jurnalistlerinden biri (s. 142-150): Ömer Faik, İnkılâp Komitesi’nin kararıyla İşçi ve Ekinci Müfettişliği Halk Komiserliğinde göreve başladı. O, Menşevik ve Müsavat hükûmetlerinin teftiş şubelerinde çalışmış, tecrübe kazanmıştı. Yeni rejimin resmî yayın organı “Zahmetkeşlerin Gözü” dergisinin redaktörlüğünü üstlendi. Bu arada Gürcistan komünistleriyle iş birliği yaptı ve  Tiflis’e gitti.

10.Gürcistan İnkılâp Komitesi’nin üyesi (s. 151-170): Bu bölümde, Ömer Faik’in, 1921 şubatında başlayan Gürcistan İnkılâp Komitesi üyeliği ile başlayan uzun dönemin karmaşık ve hazin manzaraları hikâye edilmektedir. Komitenin Müslüman İşleri Şurasının Başkanı olan Ömer Faik, kendisine verilen geniş yetkilerle, Müslüman ahalinin yaşadığı Ahıska, Ahılkelek, Acaristan ve Borçalı’yı karış karış gezdi. Halkı dinledi. Halkın yönetimden memnun olmadığını gördü. Buralarda Müslümanların yaşadığı kaale bile alınmıyordu. Müslümanların yaşadığı bölgelerde mahallî yönetimler, tamamen gayrimüslimlerin elindeydi. Müslümanlar tutuklanıyor, evleri aranıyor, malları müsadere ediliyordu. Bu hayatın çekilmez hâl aldığını gören halk, Türkiye’ye göçe başlamıştı. Ömer Faik, bir ordu komutanına gönderdiği mektupta şunları yazıyordu: “Aspinza’da ben şahit oldum ki, askerlerin atları köylülerin tarlalarında otluyordu. Askerleri uyardığımda hakarete uğradım.” Kızıl askerlerin halka yaptığı zulümler çekilmez hâl almıştı. Onlar, kendilerini düşman ülkesindeymiş gibi görüyor, halka da öyle davranıyorlardı. Meselâ bir asker, kendisine ikinci defa süt vermek istemeyen bir köylüyü kurşunluyor; bir başkası, kendisine süt bulup getirmeyen köylü kadını tahkir ediyor; diğeri, Ramazan ayında camiyi kilitleyerek imamın ezan okumasına mani oluyor; bir başkası, tek odalı evde yaşayan beş altı kişilik bir ailenin evinde kalmak istiyor ve bütün bunlar hakaretlerle icra ediliyordu. Kızıl askerlerin kendileri halkın sırtından geçindikleri gibi atları da tarlaları, bağları, bahçeleri tahrip ediyordu. İlçelerdeki İnkılâp Komitesi büroları, Ermenilerin elindeydi. Bunların da yerli ahaliye yapmadığı eziyet yoktu. Ömer Faik, bütün bunları hükûmete ve ordu kumandanlarına bildiriyor, bir sonuç alamıyordu. Köylünün birisi Ömer Faik’e sormuş: “Ahıska’daki hükûmet, Bolşevik hükûmeti midir, Ermeni hükûmeti midir?”

11.Ömer Faik’in bediî yaradıcılığı (s. 171-186): Kitabın bu bölümünde Ömer Faik’in bir idealist olduğu gibi aynı zamanda sosyal meselelerle de ilgilenen ve bunu yazdığı şiir ve hikâyelerde işleyen edebî kişiliğine işaret edilmektedir. “Tahminen kırk yıl publisistika ile meşgul olan Ömer Faik, Azerbaycan publisistikası tarihinde orijinalliği, ihtirası, sözünün keseri ve muteberliği ile seçilenlerden biri olmuştur. Bu cihetten Ömer Faik, numune olabilecek bir kalem sahibiydi.” denilmekte ve şairliği konu edilmektedir. Buradaki ifadelerden Ömer Faik’in, ömrünün sonuna kadar şiir yazmaya devam ettiğini öğrenmekteyiz. “Bunların ekseriyeti tebligat karakterli vatanperverlik ruhuyla yazılmış şiirlerdi.” Fakat o, bu şiirlerin çoğunu neşretmemiştir. Gurbanov, Ömer Faik’in hikâyeciliğini de ele alarak Günah Kimde, Hasan Eminin Şikâyeti, Hamiyetli Bir Civan, Gülsüm gibi hikâyelerinin üzerinde durmaktadır. Gurbanov bu bölümde, Ömer Faik’in, fikrini ve ülküsünü kendi ağzından vermektedir: “Benim arzum, vatanımın talihi, milletimin terakkisidir. Bundan başka bir emelim, bir arzum olmadığı gibi, bundan daha parlak, daha büyük, daha âli maksat tasavvur edemiyorum, edemem.”

12.Ömrün gurub çağı yahut 17557 numaralı mehbus (s. 187-195): Yıl 1937. 66 yaşında ve hasta Ömer Faik, Stalin döneminin ağır şartları altında Azgur’da yaşamaktayken, bir gece vakti evinden alınır. “Sovyet hakimiyeti aleyhine kurulmuş devrim karşıtı milliyetçi teşkilâtın başkanı” denilerek hapse atılır. Kitabın bu bölümünde çok zalim bir ölüme giden hazin yolculuğun hikâyesini görüyoruz. Temmuzda başlayan sorgulama ekimde biter ve Ömer Faik kurşuna dizilir. Bu olaydan 20 sene sonra, 1958 yılında Gürcistan Yüksek mahkemesi, Ömer Faik’e berat kararı (!) verir.

13.Eski jurnalciliğin yeni varyantı yahut son söz yerine (s. 196-205): Şamil Gurbanov’un kitabının bu bölümü, Latifşah Barataşvili’nin ölmeden önce kaleme aldığı hatıralarının başına gelenler anlatılmaktadır. Burada, Barataşvili’nin kızı Kılara Hanımın, babasının hatıralarını, neşredilmek üzere önce Azerbaycan Yazıcılar İttifakı’na vermesi, sonra üzerinde çalışmak bahanesiyle geri alarak tahrif ettikten sonra Tiflis’te Literaturnaya Gruziya dergisinde neşretmesi etrafındaki mülâhazalar yer almaktadır. Tabii burada bizi en çok alâkadar eden husus, Kılara’nın Ahıska Türklerinin kimliği-menşei üzerinde haddini aşan iddialarla ortalığı karıştırmaya kalkışmasıdır. Gurbanov, bunların bir kısmını açıklamıştır. Bir vesileyle biz de Kılara’nın Türk düşmanlığı tüten faaliyetine işaret etmiştik. Aslında onun iddiaları ciddiye alınmayacak derecede saçma ve seviyesiz olduğu için üzerinde durmaya değmez.

Rahmetli Şamil Gurbaov’un Kiril yazısıyla basılmış olan bu kitabının Latin yazısıyla da basılıp Türk okuyucusuna sunulmasını diliyoruz. Bu yazının başlığına Bir Kitabın Anlattıkları ifadesini koymamızın maksadı da budur. Çünkü bu kitap çok önemli şeyler anlatmaktadır. Kafkasya’nın yakın tarihiyle ilgilenenler için de çok önemli bir kaynak olma özelliğine sahiptir.


Şamil Gurbanov, Ömer Faig Nemanzade, Bakı 1992.