Ahıska Meşhurları – V

Yunus ZEYREK

31.  Osman Server Atabek

Osmanlı Devletinin 1828 savaşında Rusya’ya bıraktığı Ahıska’dan yetişen çok değerli bir şahsiyet de Osman Server Beydir. Kıpçak Atabekleri sülâlesinden Osman Server Bey, 20 Ağustos 1886 tarihinde Ahıska’da dünyaya geldi. Babası Feyzullah Bey, annesi, Ufalı Zeynep Hanımdır. Ömer Faik Efendiden özel Türkçe ve din dersleri aldı. Tiflis’te Rus lisesini bitirdi.

1904’te Petersburg Üniversitesinde Yüksek Kimya Mühendisliği tahsili yaptı. Almanya-Freiburg Üniversitesinde Maden ve Mesaha (Kadastro) Mühendisliği; Polonya-Breslaw Üniversitesinde Ziraat Mühendisliği öğrenimi gördü. 1914 yılında Petersburg Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 1916 yılında Ahıska’ya döndü.

Atabek, 1917-Rus İhtilâli’nden sonra Bakü İslâm Cemiyeti ileri gelenlerinin delâletiyle Ahıska’da millî teşkilât kurdu. Mâvera-yi Kafkas (Seym) Hükûmeti kurulunca, Ardahan Milletvekili olarak Tiflis’te bulundu. Fahri yüzbaşı olarak Halit Paşanın 9. Tümeninde görev aldı. Yine onun tavsiyesiyle Üç Sancak (Kars, Ardahan, Batum) delegesi olarak Bakü Şark Kongresi’ne katıldı; Enver Paşayla görüştü.

Osman Server Bey, Ahıska-Posof bölgesindeki Türk-Gürcü savaşlarında, Türk kahramanlığının ve teşkilâtçılığının örnek bir şahsiyeti olarak yer aldı. Rusça, Almanca, Fransızca ve İngilizce bilen Osman Server Bey, Halit Paşanın yanında Ardahan Kongresi’ne iştirak etti.

Memleketi Ahıska, 16 Mart 1921 tarihinde imzalanan Moskova Antlaşması’yla Sovyet Gürcistanına bırakılınca, O. Server Bey de akrabasını alıp Ardahan’a geldi.[1]

Türk İstiklâl Savaşı’ndaki bu yararlıklarından dolayı kendisine İstiklâl Madalyası verilmişti.

Osman Server Bey, Ardahan Milletvekili olarak 5 Ocak 1922 tarihinde TBMM’ye katıldı. Nafia ve İktisat Encümenlerinde çalıştı. Bu görevi 11 Ağustos 1923 tarihinde sona erdi. Halk Fırkası’nın dokuz umdesini benimsemediğinden, ikinci seçimde (1923) Ardahan mebusluğunu kazanmışken oyları çalındı. Partinin adamları/adayları kazandırıldı!

Maden şirketlerinde ve Kars Belediyesinde mühendislik yaptı. 1936′dan 1949′a kadar Maden Tetkik ve Arama Enstitüsünde görev yaptı. Çok mühim maden araştırmaları ve projeleri yapmıştı.

12 Aralık 1962 tarihinde İzmir’de bir trafik kazasında vefat etti.

Vefatından sonra, üyesi bulunduğu Mühendisler Odasının bülteninde biyografisi verilen Atabek’in vefatı hakkında şu ifadeler kullanılmıştır:

12-13 Aralık 1962 tarihinde çarşambayı perşembeye bağlayan gece çiftliğinden İzmir’e dönerken vuku bulan feci ve müessif trafik kazasında çok sevdiği ve babasının adını taşıyan torunu ile birlikte hayata gözlerini yummuştur. Gerek memurluk devresi süresince ve gerekse özel çalışmalarında daima dürüst hareket etmiş, faydalı olmayı bilmiş bu iyi kalpli dost üyemizin aramızdan ayrılışı hepimizi çok üzmüştür.” [2]

Halkımız arasında aziz hâtırası yaşamaktadır.[3]

Atabek, Türk teşkilâtçılığının ve vatanseverliğinin timsali olarak Ahıska gençliğinin millî duygularını kanatlandıran örnek bir şahsiyettir. Gençlerimiz, onun hayatını okuyarak, mücadelesini ve idealini daha iyi anlayacak ve kendilerine rehber edineceklerdir. Böyle âbide bir şahsiyete sahip olan Ahıskalılar, ne kadar öğünseler hakları var…

Atabek kelimesi Türkçe bir kelimedir; bu kelimenin ifade ettiği atabeklik müessesesi de Türk devlet geleneğinde bilhassa Selçuklu döneminde kullanılıp, başlangıçta yüksek bir vazife ve memuriyeti ifade ederken zamanla bir unvan olarak da kullanılmıştır. Atabekler, Selçukluların geniş yetkilerle donatılmış sınır kumandanlarıydı.[4]

Hâl böyleyken bazı cahil veya art niyetli kişiler bu kelimeyi  atabagi, atabego şeklinde eğip bükerek bunun Gürcüce olduğunu ve dolayısıyla bu adı taşıyan ailenin de Gürcü asıllı olduğu gibi garip bir iddiayı ortaya atmaktadırlar.

Günümüzde Atabek ailesine mensup daha birçok değerli şahsiyetin olduğu bilinmektedir. Biz sadece cumhuriyet devri başlarına kadar olanlar hakkında kısa bilgiler vermeye çalıştık. Bu bölüme son vermeden önce Ahıska Kadı Sicil Defteri’nden aldığımız bir i’lâm örneğini de ilâve etmek istiyoruz. Zira bu i’lâmda, Atabek Ailesinden Süleyman Beğ’den bahisle bölge halkının ona olan teveccühü dile getirilmektedir. Bu, tarihçiler için kayda değer bir belge niteliğindedir.

 

Der-Devlet-mekîne arz-ı

Dâî-i kemîleridir ki:

Mahmiyye-yi Ahısha’nın muzafâtı Livana ve Pertekrek ve Ardanuç ve mülhakatı Tavuskar nahiyesi kazalar(ın)ın ulemâ ve sülehâ ve fukara ve züafâ ve ahalisi kulları bi-ecma-ihim mahfil-i kazaya cem olup şöyle tazallüm-i hâl ve istirhâm-ı mâ-fî’l-bâl eylediler ki:

Çıldır Eyaleti muzafâtından Pertekrek ve Nısf-ı Livana ber-vech-i yurtluk ve ocaklık ve Ardanuç sancağı nahiyesiTavuskar ile ber-vech-i arpalık bâ-berât-ı âlî ez-kadîm Livana sancağı beğlerinin tasarrufları olup, sancağ-ı mezbûretinde kâin zeâmet ve timara cümlesi berâtları yazusı üzere mutasarrıf vekil ve ta’şîr eder oldukları ve fukaraya bu vesile her bir tarafdan hükûmet eyledükleri ve mâ’da Ardanuç sancağı ve Tavuskar nahiyesi Livana sancağı beğlerinin ber-vech-i arpalık dahil berât-ı vâli-i vilâyet taraflarından ba’zan birer mütesellim ik’âd etdirilmiş ve bu vechile Livana beğlerine suret-i gadr vukuundan başka gerek mütesellim tarafından ve gerek sancak beğleri tarafından hükûmet ederek fukarasına irâs-ı hasar ve hükûmet yed-i vahid olmayup bu derece başka başka hükûmete tahammül edemeyerek cümlesi perişân olmak derecesine yüz tutduklarımızı ve öşr rüsûmatlarını ber-mûcib-i berât-i âlî mutasarrıflarına eda etmek üzere vâli-i vilâyet tarafından zuhur eden vâridatın rü’yeti ve mütesellimin umuru yine Atabekneslinden rızâ-cû ve diyânet ile me’lûf ve fukara-perver ve hakkaniyet ile mevsûf ve fukaranın marzîsi olan Süleyman Beğ kullarına ihâle ve fî-mâba’d hükûmetimiz yed-i vahidde olarak aher tarafdan ve vâli-i vilâyet taraflarından müdahale olunmayarak bu bâbda vâli-i vilâyet ve Ahısha ve Ardanuç nâiblerine hitâben emr-i âlî ısdâr buyurulsa, cümlemiz sâye-i şâhanede rahat ve asûde ve izdiyâd-ı ömr-i padişahîye duada olacağımız cezmen ve yakınen ma’lûmumuzdur.

Rızaen-lillahi-taala ve Resulehu hâl-i acz-i iştimâlimizi ve mîr-i mumaileyhe bil-istiklâl Ardanuç ve nahiyesi Tavuskar’ın umur-i mütesellimliği ihâle buyurulması istid’âmızı der-bâr-i merhamet-medâra i’lâm ediver deyü ilhâh ve iltimas etmeleriyle fî-nefsil-emr fukaranın birkaç tarafdan hükûmet olması perişâniyetlerini mûcib ve muhill-i nizâm etdügi emr-i celî olmağla, sancağ-ı mezburlarda vâki zeamet ve timarın a’şâr-ı şer’iyyesini ber-mucib-i berât yazularına göre Livana sancakbeğleri ahz u ta’şîr ederek fukaranın marzîsi olan Süleyman Beğ kulları yarar ve hidemât-ı din ve Devlet-i  Aliye’nin edasına sahip iktidar ve herhalde fukaraperver olduğu nâsıye-i hâlinden âşikâr ve meşhûdumuz olan etvâr-i marzîyesinden nümûdâr ve her vechile umur-ı mezbûrun uhdesine ihâle sezâ-vâr olmağlaLivana sancağının arpalığı olan Ardanuç ve Nahiye-i Tavuskar umur-ı hükûmet ve mütesellimliği ve vâli-i vilâyet hazerâtı taraflarından vârid olan vâridât re’yiyle rü’yet olunmak ve hükûmet yed-i vahidde kalmak ve aherden mütesellim ik’âd olunmamak şartıyle vâli-i vilâyet ve Ahısha ve Ardanuç kadılarına hitaben ekîdül-mazmun emr-i âlî ısdâr ve bu vechile fukaranın asûde-hâl ve bâline lutf-i inâyet-birle devam-ı eyyam ömr-i padişahîye işgal buyurulmak niyazlarında oldukları evvelki vâki hâldir.

Âlâ-vukua-bil-iltimas pâye-i serîr ilâya i’lâm olundu.

Bakıyyül-emr li-hazreti men-lehül-emrindir.

Harrere zalik fîl-yevmi’s-sâbia ve’l-işrîn men şehr-i muharremül-haram-li-sene-i seb’a ve selâsin ve mietin ve elf. (20 Muharrem, Cumartesi-1237/1821)

 

B. ÂLİMLER

 

Osmanlı Devleti zamanında Ahıska’dan çıkmış birçok devlet adamı yanında birçok âlim de yetişmiştir. Bu konu başlı başına bir araştırma ve inceleme sahası olmakla birlikte biz burada, okuyucuya bir fikir ve genç araştırmacılara da malzeme olur düşüncesiyle genellikle Mehmet Süreyya Beyin Sicill-i Osmanî adlı eserinde geçenleri, tarihleri çevirerek kendi üslûbuyla aynen alıyoruz.

 

1.      Ahmed Efendi

Ahıskalıdır. Müderris ve dersiâm olup 1854 Recebinde Eyüp Mollası oldu. 1863’te vefât eyledi. Oğlu Mehmed Asım Efendi de o sene vefât etti. Kabri Küçükkaraman’dadır.[5]

 

2.      Ahmed Efendi

          Ahıskalıdır. Müderris olup Hazine-i Humayun Hocalığı yaptı. 1821’de Birgi’ye ikamete gönderildi. Serbest bırakıldıktan sonra 1826’da Vak’a-i Hayriye’de vâizlere katıldı. 1828’de fazlına binâen mazhar-ı atıyye-i Pâdişahî oldu. 1836 yılı Rebîülâhirinde Selânik Mollası, 1838’de Mekke Pâyesi, 1839’da İstanbul Pâyesi, 1844 yılında da Anadolu Pâyesi oldu. 1849 Saferinin 11’inde vefât eyledi. Edirnekapusu’nda medfûndur. Zamanında üstâd-ı küll bir fâzıl idi.[6]

 

3.      Ahmed Efendi

Ahıskalıdır. Müzellef denür. Müderris. 1837’de Selânik Mollası oldu. Sonra Mekke ve İstanbul Pâyelerini ihrâz eyledi. 1855 Muharreminin 27’nci günü vefât edip Sedefçiler’e defnedildi. Fâzıl, âlim idi. Oğlu, mevâliden Mehmed Rıza Efendidir.[7]

 

4.      Emin Mehmed Efendi (El-Hac)

Ahıskalıdır. Enderun-i Hümâyun’da müfîz olup orada iken Hazine-i Hümâyun Kâtibi olmuş ve müderrislikle çerağ olunmuşdur. 1784’te Galata Mollası, sonra Medine-i Münevvere Mollası ve 1789’da Mekke ve sonra da İstanbul ve Anadolu Pâyesi olup 1809’da Anadolu Kadî-askeri oldu. 2 Eylül 1811 tarihinde vefât etti. Üsküdar’da Ayrılıkçeşmesi’nde medfûndur.[8]

 

5.      Hakkı İsmail Efendi

Nüvvâbdan Ahıskalı Osman Efendinin oğludur. Müderris olup Eregli Nâibi iken 1845’te vefât etti.  Şâirdir.[9]

 

6.      Halil Efendi (Keskin)

Ahıskalıdır. Müderris. 1797’de Halep Mollası, sonra Şam Kadısı, Temmuz 1807’de  Mekke Pâyesi olup 12 Mart 1810’da vefât etti. Hekimzâde (Ali Paşa) Camiinde medfûndur. Âlim, fâzıl bir dersiâm idi.[10]

 

7.  Hüseyin Efendi

Ahıskalıdır. Müderris. Lefkoşa Mollası oldu. 19 Nisan 1723 tarihinde vefât etti.[11]

 

8.  İbrahim Efendi

Ahıskalıdır. Mahrec Mevâlisinden olup 1 Mart 1840 tarihinde vefât etti.[12]

 

9.  Necib Mehmed Efendi

Ahıskalıdır. Salih Efendinin oğludur. Hâfız-ı Kur’an olmakla, kaynı Nedim Efendi vasıtasıyla Sadr-ı Esbak-ı Reşid Paşanın sadaretinde daire imamı olarak Paris ve Londra sefaretlerinde beraber bulunmuştur. Ve Ecnebi lisanlarına âşinalık peyda eylemişti. Sadaretinde kitapçısı ve müderris oldu. Terfi-i kadrle mahrec mollası ve evkaf müfettişi ve İstanbul ve Tuna müfettiş-i hükkâmı olup 1865 tarihlerinde Anadolu Pâyesi, Mart 1868 tarihinde  Şûrâ-yı Devlet Azası ve Ocak 1871’de Anadolu Kadî-askeri olmuşdur. 1872’de Rumeli Pâyesi olup Ocak 1877’de ûlâ ve 1882’de ve Eylül 1889’da Rumeli Kadî-askeri olup zâtına hürmeten 1890’da ibka buyurulmuşdur. Sinîn-i vâfire Şûrâ-yı Devlet Azalığından sonra şeyhuheti hasebiyle oradan infisâl eylemişti. Reisül-ulema olduğu hâlde 22 Temmuz 1891 tarihinde vefât edüp Sultan Mahmud Türbesi bahçesine defnolunmuşdur. Edîb, afîf, mutavassıtül-ilm idi. Oğlu Haydar Beğ, damadı Cemal Beğ, Şûrâ-yı Devlet’tedir.[13]

 

10.  Sakıb Mehmed Efendi

Ahıskalıdır.[14] Pederiyle Dersa’adet’e gelüp etıbbâdan oldu. Ve Saray-ı Hümâyun’da tabip ve tıbhane hocası olup müderrislik dahi ihsân edildi. Yaşı 120 olduğu hâlde 1852’de vefât etti.  Şâirdir.[15]


11.  
Yümnî Mehmed Efendi

Ahıska eşrâfından Ebubekir Efendizâdedir. Kudâtdan olup, 1 Şubat 1865 tarihinde vefât etti. Tersane ardında medfûndur.[16]

 

12.  Süleyman Beğ

Ahıskalıdır. Mirzazâde Said Efendiye akrabalığı ve yakınlığı vardı. Müderris, 1816’da Selânik ve 1820’de Edirne Mollası ve sonra Mekke ve İstanbul Pâyesi olup 28 Ekim 1827 tarihinde vefât edüp Selimiye Caddesine defnedilmişdir.[17]

 

13.  Süleyman Efendi

Bu da Ahıskalıdır. Müderris Ekim 1821’de  Edirne Pâyesi oldu. Sonra vefât etmiştir.[18]

 

14. Şerif Mehmed Efendi

Ahıskalıdır. Bi’t-tahsil dersiâm, müderris, molla ve evkaf müfettişi, 1871 Şa’banında ticaret müftisi, sonra İstanbul ve Anadolu Pâyesi ve 1876’da azl edildi. Bir müddet sonra Anadolu Kadî-askeri ve 1888 Recebinde Rumeli Pâyesi olmuşdur. Mart 1891 Recebi sonlarında vefât etti, Fatih Cami-i Şerîfi bahçesine defnolundu. Âlim, fâzıl, nutku mükemmel idi.[19]

 

15.  Es’ad Süleyman Beğ

Ahıskalıdır Kethüda Mehmed Paşa mahdumudur. Hâcegândan olarak 1762’de vefât etmiştir. Üsküdar’da medfûndur.[20]

 

16. Hüseyin Efendi

Ahıskalıdır. Enderun-i Hümâyun’dan müfîz olup rikâbdâr, sonra Ekim 1812’de Çukadar-ı Sultanî oldu. 1814 Rebîülâhirinde Sultan Mehmed vakıf kâtibi ve Harameyn Muhasebesi Pâyesiyle Hacegândan olarak çıkarıldı. 5 Mayıs 1829 tarihinde vefât eyledi. Üsküdar’da defnolundu.[21]


17. İsmail Efendi

Ahıskalıdır. Dersiâm ve 1844’te Hâmise-i Süleymaniye Müderrisi olmuş ve 2 Eylül 1860 tarihinde  vefât eylemişdir. Fatih Türbesi civarına defnedilmişdir. Fuzalâ-i asırdandır.[22]

 

18. Mehmed Efendi

Ahıskalıdır. Müderris, Mahrec ve Edirne Mollası oldu. 1765 Ramazanının 2’sinde vefât etti. Karacaahmed’de medfûndur.[23]

 

19. Mehmed Efendi

Ahıskalıdır. Müderris. 1784’te Ahıska Mollası olup devr-i mevleviyetle 1797’de Üsküdar Mollası olup 1802 Recebinin 12’sinde vefât etti. Beykoz’da medfûndur.[24]


20. Ali Haydar Efendi

1870 yılında Ahıska’da dünyaya geldi ve ilk tahsilini bu şehirde yaptı. Erzurum’a gelip Bakırcı medresesinde okudu. Sonra İstanbul’a gidip Çarşambalı Ahmet Hamdi Efendiden ders aldı, 1901’de icazet aldı. 1902’de verdiği bir imtihan neticesinde Fatih Camiinde kürsüye çıktı ve talebe okuttu. 1906 yılında Mekteb-i Nüvvab’dan mezuniyetle kadı oldu. 1914’te Sahn Medresesi Fıkıh Müderrisliğine tayin edildi. 1915 yılında Şeyhülislamlık Te’lif-i Mesail Heyeti (Meselelerin Telifi Heyeti) Reisliğine getirildi. 1919’da postnişin oldu. 1916’dan 1922 yılına kadar Huzur dersleri baş-muhataplığı yaptı. Cebecibaşı Mahallesindeki dergâhta ikamet etti. 1 Ağustos 1960 tarihinde burada vefât etti.[25]

 


· Bu makale, yazarın yakında çıkacak olan Ahıska Araştırmaları adlı kitabından alınmıştır.
[1] Yunus Zeyrek, Posof’un Çizgileri, Ankara 2004, s.139-141.
[2] Yunus Zeyrek, Ahıska Bölgesi ve Ahıska Türkleri, s. 35.
[3] Araştırmalarımız sonucu Osman Server Beyin eşi Samiye Hanımın 1980 yılında İzmir’de vefat ettiğini öğrendik. Hayatta olan iki kızından Lütfiye Nesrin Hanımla birkaç defa telefon görüşmesi yaptık. Babasından kalan ve tarihe ışık tutacak mahiyette olan belgeleri mümkün olan kısa bir zaman içinde bize vereceğini söyledi.
[4] Midhat Sertoğlu, Osmanlı Tarih Lûgatı, İstanbul 1986, s. 22.
[5] SO. 1/299.
[6] SO. 1/297.
[7] SO. 1/298.
[8] SO. 1/420.
[9] SO. 2/237.
[10] SO. 2/303.
[11] SO. 2/206.
[12] SO. 1/158.
[13] SO. 4/547.
[14] O zamanlar Ahıska’ya bağlı bir sancak olan Posof’un merkezi Duğurludur. Geniş bilgi: Y. Zeyrek, Posof’un Çizgileri, 2004 Ankara.
[15] SO. 2/62.
[16] SO. 4/652.
[17] SO. 3/94.
[18] SO. 3/94.
[19] SO. 3/147.
[20] SO. 1/334, 4/249.
[21] SO. 2/222-3.
[22] SO. 1/382.
[23] SO. 4/248.
[24] SO. 4/273.
[25] Sadık Albayrak, Yürüyenler ve Sürünenler, İstanbul 1984, s. 156-158.