Gürcistan, Ahıska Türkleri ve Avrupa Konseyi

Tevfik SULİYEV

Avrupa Konseyi ile Gürcistan’ın ilişkilerinde Ahıska Türkleri meselesi önemli bir noktayı teşkil etmektedir. Zira SSCB’nin dağılmasından sonra bağımsızlık kazanan Gürcistan Avrupa Konseyi’ne üye olurken,  yapılan müzakerelerde Ahıska Türklerinden de bahsedildi.

1999 yılında Gürcistan Avrupa Konseyi’ne üye olurken, Gürcistan’ın önüne konulan ön şartlardan biri de Ahıska Türklerinin vatanlarına dönüşüne izin vermesi ve bu dönüşü organize etmesidir.

Buna göre Gürcistan, 2000 yılına kadar Ahıska Türklerinin vatanlarına dönüşünün hangi şartlarda ve nasıl yapılacağı konusunda kanunî düzenlemeler yapacaktı. Fakat Ahıska Türklerini geri dönmesini istemeyen Gürcistan, bu süre dolmaya yaklaşınca Avrupa Konseyi’ne başvurarak ek süre talebinde bulunmuştur. Son görüşmeler sonucunda belirlenen takvim, Avrupa Konseyi’nin kararına uygun olarak Gürcistan, Nisan 2001 sonuna kadar Ahıska Türklerinin vatana dönüşleriyle ilgili kanunu Gürcistan Parlamentosunda kabul etmeli ve ondan sonraki 12 yıl içerisinde geri dönüş işlemlerini tamamlamalıdır.

Bu çevrede Gürcistan hükümeti tarafından oluşturulan bir komisyon ekim 2000’de bir kanun taslağı hazırladığını bildirmiştir. Bu taslağa göre, “Ahıska Türkleri aslında Müslüman Gürcülerdi ve 1944 yılında sürülen bu Gürcü Müslümanlar etnik temellere dayanan bir soykırıma tabi tutulmuşlardır. Bundan dolayı bu halkın kimlik belgelerinde Türk olmadıkları ve Gürcü oldukları yazılmalıdır. Bunların yanı sıra geri dönen bu Gürcü halk eski Gürcü soyadlarını kabul etmeliler. Ancak tüm bu şartlar yerine getirildikten sonra bu halk yaşadıkları eski topraklarına geri dönebilir.”

Yukarıda geçen kanun taslağıyla ilgili bilgiler, 6 Ekim 2000 tarihinde, bu kanun taslağını hazırlayan Gürcistan Mülteci İşleri Bakanlığına bağlı Geri Dönüş ve Yerleştirme Bölümü Başkanı Guram Mamuliya tarafından açıklamıştır.

Hazırlanan kanun taslağında da görüldüğü gibi, Ahıska Türklerinin hiçbir şekilde kabul etmeyecekleri şartlar öne sürülmektedir. Bu durum açıkça sorunun çözümsüzlüğünü hedeflemektedir. Ayrıca bu kanun taslağının kanun hâline gelmeden önce, hükümet komisyonunda değerlendirilip düzeltilecek, Avrupa Konseyi’nin de görüşü alınacak, ancak ondan sonra hukuk komisyonuna gelecek. O kadar uzun bir yol ki, bu kanun taslağının bu yolu alması pek mümkün değildir. Gerçi daha önceki deneyimler de göstermiştir ki, bu yolun ilk adımı bile zor gerçekleşir.

Yukarıda ifade ettiğimiz düşünce, 2002 yılının haziran ayında Moskovskie Novosti gazetesinin, Gürcü insan hakları savunucusu olan Naira Gelashvili ile yaptığı röportajda da kanıtlamaktadır. Ona göre 2002 yılının başlarında Gürcistan Hükümeti tarafından Avrupa Konseyi’ne Ahıska Türklerinin geri dönüşüyle ilgili bir kanun taslağının sunulması bile, Avrupa Konseyi’ni çok sevindirmiştir. Bu konuda hiçbir şey yapmayan Gürcistan’ın en azından bunu yapması bile başlı başına bir olaydır. Yalnız Avrupa Konseyi, bu tasarıyı Gürcistan’ın 1997 yılında kabul ettiği Politik sürgüne tabi olanların geri getirilmesi ve rehabilitasyonu yasasıyla uyumlu hâle getirmesini istedi. Çünkü o yasaya göre 1944 yılında sürülen Ahıska Türkleri sürgün edilmiş kabul edilmemektedir.

Avrupa Konseyi’nin  2002 senesinde sunulan bu yasa taslağına bir başka eleştirisi de Ahıska Türklerinin rehabilitasyonunun yasal bir çerçeveye oturtulmasıdır.

Bu kanun taslağında dikkat çeken en önemli husus, geri dönmek isteyen insanların önüne özellikle birçok bürokratik engel konmuş olmasıdır. Bunlar, sürgün edilmiş Ahıska Türkünün, sürgün edildiğine dair ve sürgün sırasında verilen (gerçekte verilmemiştir) sürgün belgesinin orijinalini sunması ve bir çok başka belgenin yanı sıra sağlık kontrolünden geçmesi ve en önemlisi de nerede yaşayacağının kendisinin seçememesidir.

Burada bilinmesi gereken ilk husus şudur: Sürgün, sadece birkaç saat içinde gerçekleşti ve hiç kimseye sürgün belgesi verilmedi. O hâlde olmayan bir belgenin orijinalini istemek, bir devlet için en azından ciddiyetsizliktir.

İkinci husus, neden sağlık kontrolü? Bir insan kendi vatanına dönebilmesi için sağlık kontrolünden mi geçmelidir? Böyle bir şey nerede görülmüştür? Bu insanlar cüzamlı mı?

Üçüncü husus, her insan nerede yaşayacağını kendisi tespit edebilmelidir. Meselâ bir insan veya onun babası, dedesi, nereden alınıp sürgüne gönderilmişse, yine oraya iade edilmeli değil mi? bundan tabii ne olabilir? Kişinin kendi vatanına dönmesi de esasen bu değil mi? yoksa Ahıska’nın filân köyünden sürülen bir insanı siz Tiflis’in ortasına yerleştirseniz de bir anlamı olmaz.

Yukarıda incelediğimiz örnek kanun taslağında da görülüyor ki, sorunu çözmeye yönelik hareket edilmemektedir. Yani çözüme yönelik bir niyet yoktur. Avrupa Konseyi’nin taleplerine karşın, Gürcistan Hükümeti işi uzatabileceği kadar uzatmaya çalışmaktadır. Sonuçta bu kanun taslağı Avrupa Konseyine gitti ve geri aynı komisyona düzeltilmek üzere geldi. Hiçbir ilerleme kaydedilmedi, yine başlangıç noktasına dönüldü.

Yine Naira Gelashvili’nin sözlerine dayanarak, Gürcistan Hükümeti halkın gözünde Ahıska Türklerine karşı öyle bir nefret yaratmış ki, insan Ahıska Türklerine “Ahıska Türkleri” diye hitap edemiyor. Kendisi de adı geçen gazeteye verdiği röportajda Ahıska Türkleri demekten çekinmiş ve onları “Mesketler” diye ifade etmiştir.

2005 yılında Gürcistan Cumhurbaşkanı tarafından bu konuyla ilgilenmek üzere komisyon kurulmuştur. Bu komisyon 28 Martta ilk toplantısını yapmıştır. Genel konular konuşulmuş, günümüzdeki durum değerlendirilmiş ve komisyonun ileride neler yapacağı belirlenmiştir. Görüldüğü gibi bunca sene geçmesine karşın ancak bir komisyon kurulabilmiş ve ilk toplantısı yapılabilmiştir.

2005 yılı nisan ayında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Terry Devis Gürcistan’a geldi. Bu ziyaretin en önemli konularından biri Ahıska Türklerinin geri dönüşü ile ilgili yapılan çalışmalardır. Alınan bilgilere göre şu anda ilgili komisyon Ahıska Türklerinin sayısını belirlemek için ne kadar kaynak gerektiğini hesaplamaya çalışmaktadır.

1999 yılından bugüne kadar uzun zaman geçti ama daha fiilî olarak hiçbir ilerleme sağlanamadı. Gürcistan Avrupa Konseyi ile bu konuda yaptığı görüşmelerde çeşitli bahaneler uydurarak zaman kazanmıştır. Gürcistan, yeterli kaynağın olmaması, bölgenin demografik yapısının karışık olması ve Gürcistan’da 300.000’den fazla zorunlu göçmenin bulunması gibi bahanelerin arkasına sığınmıştır. 2000 yılı içerisinde yapması gereken şeyler hâlâ yapılmamıştır. Bunun en çarpıcı göstergesi, bir üst paragrafta da belirtilen, komisyonun hâlâ Ahıska Türklerinin sayısının belirlenmesi için gerekli kaynağı hesaplamaya çalıştığı gerçeğidir.

Dünyanın en ciddî uluslararası kuruluşlarından biri olan Avrupa Konseyi’nin Gürcistan’a karşı bu kadar toleranslı davranması da, anlaşılır gibi değil. Konsey’in bu tutumu, itibarını zedeler mahiyettedir. Bu hususta Türkiye’nin rolünü ve çabasını henüz tam olarak bilmiyoruz.