1957 Kararnamesi ve Sonuçları

Orhan URAVELLİ

Sovyetler Birliği’nin üst yasama organı olan SSCB Yüksek Sovyet Prezidyumu’nun Savaş Döneminde Sürgün Edilmiş Kırım Tatarları, Balkarlar, SSCB Vatandaşları Olan Türkler, Kürtler, Hemşinliler ve Ailelerinin Özel İskâna Tabi Tutulmalarıyla İlgili Sınırlamaların Kaldırılmasına Dair 135/142 Sayılı ve 28 Nisan 1956 Tarihli Karardan, Ahıskalı Türklerle ilgili yazılar ve araştırmalarda defalarca bahsedilmiştir[1] Buna göre, 1944’te Gürcistan’dan sürülmüş SSCB vatandaşları olan Türklerin ve ailelerinin özel iskâna tabi tutulmalarına ve dolayısıyla hakları açısından uygulanan sınırlamalara gerek kalmadığı sebebiyle, söz konusu Türkler ve ailelerinin özel iskân kayıtları iptal edilmiş ve bunlara uygulanan idarî gözetim kaldırılmıştı. Ayrıca bu sınırlamaların kaldırılması, söz konusu nüfusun, sürgün sırasında müsadere edilmiş mal varlığı ve emlâkinin iadesini öngörmüyordu ve SSCB Yüksek Sovyet Prezidyumu Başkanı K. Voroşilov ile SSCB Yüksek Sovyeti Prezidyumu Sekreteri N. Pegov’un imzaladığı bu Kararda ‘onlar eski yerleşim yerlerine dönemezler’ deniyordu.

1956 Kararı, Ahıskalıların dönüşünü yasaklıyordu, ama gidişata bakılırsa bu karar, Türklerin dönüş hareketini ateşlemiştir. Çünkü yüzyıllarca oturdukları köylerinden sürüldükleri daha on iki yıl olmuştu, vatan hatıraları tazeydi ve özlemleri hâlâ aşırı derecedeydi.

Ahıskalılar toplantılar yapmış, serbest dolaşma hakkının rahatlığıyla haberleşerek toplu dilekçeler yazmış, plânlar kurmuşlardır. Khruşçev’e yazılmış dilekçelerden birine Gürcistan SSC Bakanlar Kurulundan gelen  26.01.1957 tarihli resmî cevap şöyle bitiyordu: “Sizler, Gürcistan SSC dışında, SSCB’nin istenilen yerinde ikamet edebilirsiniz.”[2]

V. Paataşvili imzalı bu yazının hukukî dayanağı, 1956 Kararı olsa da açık bir tutarsızlık söz konusuydu. Kararda geçen “Onlar eski yerleşim birimlerine dönemezler.” ifadesiyle sadece Ahıska’daki köylerine dönmeleri yasaklanıyordu, yoksa Gürcistan arazisinin tamamı kastedilmiyordu. Ama şu da var ki Ahıskalılar köylüydü ve hukuk bilinçleri, siyasî ve ekonomik imkânları, dev SSCB rejimiyle başa çıkmak için yetersizdi. Öte yandan genel olarak SSCB’de hiçbir zaman dolaşım serbestliği olmamıştır. Sınır bölgelerine ve kentlere göç ve ikamet, özel izne bağlıydı. Devlet, yetmiş yıl boyunca nüfus hareketlerini sıkı şekilde denetim altında tuttu. Bu Orta Çağ’ şartlarında Ahıskalılar, aslında mucize peşindeydiler.

1957’de çıkan Kararname, devletin dönüşe karşı olduğunu, yeni taktik ve oyunlara baş vurduğunu bir daha ve kesin şekilde ortaya koydu.[3]

SSCB YÜKSEK SOVYET PREZİDİYUMU

1944’te Gürcistan SSC’den Göçe Tabi Tutulan ve Azeri Milliyetinden Olan SSCB Vatandaşlarına Uygulanan Sınırlamaların Kaldırılmasına Dair 31 Ekim 1957 Tarihli KARARNAME

Gürcistan SSC’ye bağlı Acaristan SSC ile Ahıska, Ahılkelek, Adigen, Aspinza ve Bogdanovka ilçelerinden,Azeri milliyetinden olan vatandaşlar yanlışlıkla göçe tabi tutuldukları ve sonradan bunlara serbest dolaşım sınırlaması uygulandığı için SSCB Yüksek Sovyet Prezidyumu, şu kararları almıştır:

1.   Gürcistan SSC’ye bağlı Acaristan SSC ile Ahıska, Ahılkelek, Adigen, Aspinza ve Bogdanovka ilçelerinden 1944’te Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan SSC’ye tahliye edilen ve Azeri milliyetinden olan vatandaşlara uygulanan bütün sınırlamalar kaldırılsın.

2.   Azeri milliyetinden olan vatandaşların göçe tabi tutularak terk ettirildikleri Gürcistan SSC’deki ilçelerin haleniskân edilmiş olduğunu ve Gürcistan SSC hükümetinin beyanına göre Cumhuriyetin diğer yerlerinde bu vatandaşların iskânı için sosyo-ekonomik imkânlar bulunmadığını dikkate alınarak söz konusu vatandaşlara isteklerine göre daimî ikamet etmeleri için Azerbaycan SSC’ye göç etme hakkı tanınsın.

               K. VOROŞİLOV                                               M. GEORGADZE 
SSCB Yüksek Sovyeti Prezidyumu                           SSCB Yüksek Sovyeti
Başkanı                                                                     Sekreteri

 

1956 Kararnamesinin dikkat çekici yönü, SSCB’de ‘Sovyet vatandaşları olan Türk’ nüfusun bulunduğunu ve devletin bunları Türkiye Türkleri olarak kabul etmesi, açıkça ve resmen ortaya koymasıydı. Halbuki 1957 Kararnamesi, Türklerin sürülmesi gerçeğini de, SSCB’de Türklerin varlığını da inkâr ediyordu. Ayrıca Gürcistan kapısı, Türklere tamamen kapatılıyordu. Halbuki o dönemde bazı Ahıska köylerine Gürcüler iskân edilmiş olsalar da dönecek olun Türkler için yeterli arazi vardı. Bizce burada asıl sebep etno-politikti. Çeçenlerin Mart 1944’te anayurtlarından sürülmesi operasyonunda görev almış Orgeneral M. M. Gvişiani’nin oğlu, SSCB Başbakanı A. N. Kosıgin’in damadı ve SSCB Bilimler Akademisi Asıl Üyesi M. M. Gvişiani gibi Moskova’da daima var olan Kartvel (Gürcü) lobisi diyebileceğimiz çevreyi de gözden ırak tutmamalıyız.

Öte yandan Gürcüler gibi SSCB yönetimi de Türkiye ile sınır oluşturan şeritte Türk nüfusu istemiyordu. Bunda soğuk savaşın ve Türkiye’nin NATO üyeliğinin de etkisi vardı. Bir başka önemli sebep de Gürcistan’daki etnik ve siyasî gerginlikti. SSCB 20. Kongresi daha bitmeden Khruşçev’in Stalinizmi tasfiye etme kararı ve gizli konuşmasındaki tezler, söylenti ve art niyetli tahriklerle birlikte Gürcistan’da kanlı olaylara yol açtı. Stalin’in ifşasından dolayı “milliyetçilik duygularının yaralandığını” belirten Şevardnadze’nin de yazdığı gibi “Khruşçev, Gürcülerin gururunu incitecek görüşler ileri sürüyordu.” 9 Mart 1956-Tiflis olaylarında Moskova karşıtı göstericilere karşı Sovyet askerî birlikleri, tank ve silâh kullandı;  birçok kişi öldü ve yaralandı.[4]

Bu kanlı olaylar, yıllarca Gürcü ulusal bilincini etkilemiş ve Sovyet rejimine karşı gizli direnişe yol açmış, aydınların düşünce ve eserlerine yansımıştır. Öte yandan böyle bir ortamda Ahıskalıların dönüşü için Moskova’nın alacağı herhangi bir karar, bizce Gürcistan’da yeni gerginliklere yol açabilirdi. Tabii ki dönüşü engelleyen başlıca ve doğrudan sebep, bu değildi ama bizce önemli etkenlerden biriydi. Zira Gürcüler, Ahıskalı Türkler konusunu, Moskova’nın Gürcülere karşı kozu olarak görüyordu.

Orta Asya’ya sürülmüş Ahıskalılar için Azerbaycan’a göç yolunu açan 1957 Kararnamesinin içyüzünü anlamak gerçekten zordur, çünkü Gürcistan’dan sürülmüş halkı, daha 18 ay önce 1956 tarihli Kararnameyle YS PrezidyumuTürkler diye tanımlarken, şimdi onların Azeri olduğuna dair keyfî, komik ve asılsız karar vermiş ve dayatma yolunu seçmişti. Böylece devlet, insanların etnik kimliğini kendi keyfî isteklerine göre belirlemiş oluyordu. Oysa sürgünle ilgili belgelerde Sovyet rejimi bu halkı açıkça Türk olarak vurgulamıştı ve Gürcistan’ın Ahıska bölgesinde Azerilerin toplu halde oturdukları ve dolayısıyla sürülmeleri gibi bir olay, tarihte görülmemiştir. 1944’te Devlet Savunma Komitesi Üyesiyken Türklerin Ahıska’dan sürülmelerine dair Kararı imzalayan liderlerden Kliment Yefremoviç Voroşilov (1881-1969), 1956 Kararı altındaki imzasıyla Parlamento Başkanı olarak bir nevi onları aklamış ve günah çıkarmışken, şimdi de yeni bir oyunun öncüsü oluyordu. Üstelik bu Kararnameyi Gürcü M. P. Georgadze’nin de imzalamış olması çok anlamlıydı.[5]

Kısacası SSCB devleti, Türkleri Azeri saymayı daha uygun görmüştü ve Gürcistan’a dönmelerini değil de Azerbaycan’a iskân edilmelerini tercih etmişti. Zaten 1956’da diğer sürgün halklar gibi mevzuat dahilinde dolaşım hakkına kavuşan Ahıskalıların çoğu kimliklerinde Azeri olarak kaydedilmişlerdi. İkinci madde, tam bir skandaldı:Ahıska’da yer olmadığına dair beyan yetmiyormuş gibi bu halka Gürcistan genelinde hiç yer olmadığı “kararlaştırılmıştı”. Yönetim, bu uygulamayla Ahıskalıları bölmek, dayanışma güçlerini zayıflatmak ve kararlı dönüş hareketini engellemek, onları oyalamak istemiştir. Sonraki gelişmelere baktığımızda bu hususta “başarılı” olduğu söylenebilir.

Öte yandan halkın Türk kimliği, ortadan kaldırılmak istenmiş, Sovyet kamuoyu ve uluslararası çevrelerde soru işareti ve çelişkili yorumlara sebep olabilecek ‘Türkler’ ifadesi, kaldırılmış oluyordu. İlginçtir ki böylece 1944’te Türklerle birlikte Gürcistan’dan sürülmüş Kürtler ve Hemşinliler de 1957 Kararnamesiyle tarihten ‘silinmiş’ oluyorlardı.

Bizce Moskova için Ahıskalıların bir kısmının Azerbaycan’a iskânı, zaman kazandırma ve Ahıskalıları parçalama açısından uygundu ve Azerbaycan yönetimi için de sorun değildi. Çünkü göçün finansmanı merkezi bütçeden sağlanıyordu. Konuyla ilgili bir kitabı bulunan Yunusov, bu karardan bahsederken Türklerin keyfî şekilde Azerilere ‘dönüştürüldüklerini’ göz ardı ediyor, sanki Kararname’yi okumamış ve 1956 Kararnamesi yokmuş gibi yüzeysel yaklaşım sergiliyor. Halbuki 1944’te Gürcistan’ın Ahıska bölgesinden Azerilerin değil, Türklerin sürüldüklerini biliyor olmalıdır. Ayrıca sürgündeki halktan 24.304 kişinin 1949’da SSCB İçişleri Bakanlığınca Azeriler olarak kaydedildiklerini belirtirken Yunusov, bunun da sürgün şartlarında oturan halka yapılmış keyfî muamele olduğunu unutuyor. Ağustos 1957’de Moskova’ya giden Ahıskalı delegelere de yer veren Yunusov, L. Barataşvili’nin hatıralarına dayanarak şunları söylüyor: SBKP MK’de her hangi bir somut sonuç alınamadı ama onlar tesadüfen orada Azerbaycan SSC Temsilcisi İslam İslamzade’yle karşılaştılar ve İslamzade, Azerbaycan’a göç etmelerini ve detayları Azerbaycan KP MK 1. Sekreteri İmam Mustafayev’le [6] görüşmelerini teklif etti.[7] “Tesadüfen” karşılaştıkları İslamzade, yetkisi olmadığından halka göçü öneremezdi ve ayrıca Yunusov, İslamzade’nin yardımcısının Moskova’da MK binasında Ahıskalıları ‘’bulduğuna’’ ve onları İslamzade’ye götürdüğüne dair Barataşvili’nin yazdıklarını göz ardı ediyor.[8]Görünen o ki Moskova, kararını vermiş ve Azerbaycan’ı da gereken talimatla “ikna” etmişti.

Aslında Ahıska bölgesindeki beş ilçeden “Azerilerin yanlış olarak sürüldükleri” ifadesi, sürülmüş halk açısından gerçekten aşağılayıcı bir yalan ve uydurma bir ifadedir. İlginçtir ki L. Barataşvili hayli ayrıntılı hatıralarında bu Kararnameden hiç bahsetmemiştir ve kızı K. Barataşvili de bu konuda yorum yapmamıştır. Kukulov, bu belgeyi edinememiş olacak ki kaynak göstermeksizin şöyle yazıyor: “1957’den itibaren Ahıskalıların vatana dönüş savaşımı, hep Moskova’yla Tiflis arasında oyalayıcı taktiklerle etkisiz hale getirilmiş ve sonuç vermemiştir. Mecburî iskân uygulaması kalkınca Ahıskalılar vatana dönmek için Moskova’ya başvurdular. MK onlara üstü örtülü cevap verdi: Sizler Azerisiniz, Azerbaycan’a gidin. 1958’de Moskova, Ahıskalılara Orta Asya’dan  Azerbaycan’a göç etmeyi önerdi ve dönemin Azerbaycan SSC Parti MK 1. Sekreteri İmam Mustafayev Ahıskalıları Azerbaycan’a davet etti. 1958’de Ahıskalıların bu eski Türk topraklarına göçü başladı.”[9] Buraya gelmelerinin başlıca sebebi vatana coğrafî yakınlık ve Azerbaycan’daki manevî ve kültürel ortamın uygun olmasıydı. Orta Asya’dan göç eden Ahıskalılar, Azerbaycan’ın Saatlı, Sabirabad (Muğan) ve kısmen Kuba-Haçmaz ilçelerine iskân edildiler.

1958-1959 arasında yaklaşık 2.150 hanenin iskânlı göç kapsamında Özbekistan’dan Azerbayacan’a getirildiği ve kırsal bölgelere yerleştirildiği bilinmektedir. Bunlar genelde Muğan çölünde yeni köyler kurmuş ve bazı köylere Ahıska’daki köylerinin adlarını vermişlerdir: Siviri, Adigen, Varhan, Sımada, Ahıska, Pulate vb.

Orta Asya’daki Ahıskalıların bir kısmının, özellikle Özbekistan’da oturanların  Azerbaycan’a iskân edilmesinde Latifşah Barataşvili (Ude, 1907-Mingeçevir, 1984) ve Mevlüt Bayraktarov gibi Ahıskalı öncülerin önemli katkısı vardı. Aslında Ahıskalıların göçü, yeni başlamışken 1959’da İ. Mustafayev, 1. Sekreter görevinden alınmıştı ve onun yerini alan ve 1959-69 arasında Azerbaycan KP MK 1. Sekreterliği yapan Veli Ahundov (1916-1985), Ahıskalıların Özbekistan’dan Azerbaycan’a göçünde daha 1958-59 arasında, Azerbaycan Başbakanlığı görevindeyken katkıda bulunmuştu. Ama Ahıskalıların Özbekistan’dan Azerbaycan’a göçünün, ne Mustafayev ne Ahundov ne de diğer Azerbaycan yetkililerinin kişisel amaçları olmadığını ve onların özel gayretlerinden kaynaklanmadığını da belirtmek gerekir.

Kukulov, Özbekistan’daki Ahıskalıların Mustafayev tarafından Azerbaycan’a davet edildikleri kanaatindedir. Oysa bu gelişme, SSCB Yüksek Sovyeti Prezidyumu’nun, 31 Ekim 1957 Tarihli Kararnamesinin sonucuydu. Tabii ki Ahıskalıların kararlığının yanı sıra Azeri yönetimin formalite olarak rızası da söz konusudur. Azeri halkının yeni gelenlere sempatisi de kaydedilmelidir. İlk göçenlerin durumu ve iskân yerlerini gördükten sonra Ahıskalıların artık hepsi Azerbaycan’a yerleşmek istemiyordu. Çünkü özellikle Muğan bölgesi, iklim ve su açısından cazip ve avantajlı değildi. Azerbaycan’a gelenlerin bir kısmı, bazı teşviklerin yanı sıra burada 1944’e kadar Ahıska’daki köylerindeki gibi aynı köydeşleri ve dolayısıyla akrabalarıyla bir arada oturma imkânı buldukları için memnundular. Akraba ailelerin bir arada olması, eski Ahıska özlemini bir miktar hafifletiyordu.

Özbekistan’ın Ahıskalıları Azerbaycan’a toplu göçten vazgeçirmeye çalıştığını ve bu çalışkan kitleyi kaybetmek istemediğini yazan Yunusov, toplu göç sorunuyla ilgili olarak görüşmelerin altı ay sürdüğünü ve Haziran 1958’de Mustafayev’in bizzat N. Khruşçev’i ikna etmesinden bahsediyor; iskân için 04.08.1958 tarihinde Azerbaycan Bakanlar Kurulu bünyesinde Göç ve İskân Şubesi kurulduğunu belirtiyor.[10]

İlke olarak SSCB yönetimi Azerbaycan’a göçü 31.10.1957 tarihli Kararnameyle zaten benimsemişti ve sanırım İ. Mustafayev, Moskova’yı Azerbaycan’a gelecek Ahıskalıların toplu halde iskânı konusunda ikna etmeye çalışmıştı. Çünkü toplu halde oturan Türklerin ileride etnik güç oluşturmaları tehlikesi, Ermeni ve Gürcü lobilerinin de uyarıları sebebiyle Moskova’yı tedirgin etmekteydi.

Ahıskalıların bir kısmının Orta Asya’daki sürgün yerlerinden Azerbaycan’a göç ve iskânı konusuna ışık tutan Göçmen Belgeleri (Pereselençeskiy Bilet), aile reisiyle üyeleri, doğum yerleri ve tarihleri, ailenin hangi cumhuriyetten geldiği vb. bilgiler ihtiva etmektedir. Bu belgeden kaç aileye verildiğini Azerbaycan’ın ilgili makamlarından veya arşivden öğrenmek gerekir. Böylece Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan’ın her birinden kaç ailenin geldiği ve hangi yerlere iskân edildiği ortaya çıkacaktır. Yunusov, bunları göz ardı etmiş ve  1958-1972 arasında Orta Asya’dan gelen 25-30 bin kadar Ahıskalı göçmenin Azeri olarak iskân edildiklerini yazmıştır. Bunların yarıdan çoğu Saatlı ilçesinin köylerine yerleştirilmek üzere % 96 kadarı kırsal kesime iskân edilmişti.


[1] Yunus ZEYREK, Ahıska Bölgesi ve Ahıska Türkleri, Ankara 2001, s. 64-66.

[2] Latifşah ve Klara BARATAŞVİLİ, Biz Meskhleriz, Literaturnaya Gruziya dergisi, Tiflis 1988, Sayı 9, s.142, (Rusça). L. Barataşvili, uzun sürgün ardından Mart 1956’da Tiflis’e gittiğini yazsa da kanlı olaylardan bahsetmiyor. Oysa Tiflis o günlerde sadece bu facianın şokuyla yaşıyordu. Vladimir Aleksandroviç KOZLOV, Khruşev ve Brejnev Dönemlerinde SSCB’de Toplu Kargaşalar (1953-1983), Novosibirsk 1999 (Rusça).

[3] Nikolay BUGAY, Meskhetiyalı Türkler ve Haksızlığın Uzun Yolu, Moskova 1994, ROSS Yayınevi (Rusça),  s. 93.

[4] Eduard ŞEVARDNADZE,  Gelecek Özgürlüktür, (Çeviren Ayşe KARASU), İstanbul, AFA Yayınları, 1992, s. 52-54.

[5] Mikhail Porfiriyeviç Georgadze (1912-1982), Sovyet devlet adamı. 1942’den Parti Üyesi. Gürcistan SSC Başbakan Vekili (1953-57), Gürcistan KP MK 2. Sekreteri (1954-56), SSCB YS Prezidyumu Sekreteri (1957’den), 1966’dan SBKP MK Üyeliğine Aday, 1954’ten SSCB YS Milletvekili, 1982’de ölümü üzerine Tengiz Menteşaşvili (1928 d ) SSCB YS Prezidyumu Sekreteri oldu.

[6] Daşdemir oğlu, İmam Mustafayev (Kah 1910- Baku 1991), Azeri devlet ve bilim adamı, genetik uzmanı. Azerbaycan Bilimler Akademisi Asıl Üyesi (1950), Prof. (1965). Tarım Bakanı. Parti Gence Kent Teşkilatı 1. Sekreteri. Azerbaycan KP MK 1. Sekreteri (1954-59). Uzun yıllar Azerbaycan Bilimler Akademisi Genetik ve Seleksiyon Araştırmaları Enstitüsü’nü yönetti.

[7] Arif YUNUSOV, Meskhetiyalı Türkler: İki Kez Sürülmüş Halk, Bakü 2000, (Rusça), s. 70.

[8] Latifşah ve Klara BARATAŞVİLİ. Biz Meskhleriz, Literaturnaya Gruziya dergisi, Tiflis 1988, Sayı 10, s. 91- 92

[9] Tahircan KUKULOV, Ahısxa Türklerinin Tarihine Bir Nezer(Azerice), Bakü 1999, s. 71.

[10] YUNUSOV, age, s. 70; Latifşah ve Klara BARATAŞVİLİ, Aynı yazı.