Meselelerimiz ve Kurtuluşumuz

Ahmet BOLACURLU

Ahıska’nın 1828 Çar Rusyası işgalinden sonra bir daha kendine gelemeyişi hepimiz açısından üzüntü verici bir konudur. Ahıskalıların yaklaşık iki asırlık esareti, onların birçok şeyini alıp götürmüştür. Ahıskalılar ne zaman ki kendi topraklarına dönerler, o zaman kendilerine gelebilirler. Çünkü o topraklarda bizim kanımız, ruhumuz vardır. Biz ancak o topraklar üzerinde kendimize gelebiliriz.

Ahıska bölgesinin stratejik öneme sahip olması, dünyayı işgal etmeyi düşünen Çar Rusyasının hep iştahını kabartmıştır. Çar Rusyası bu meş’um emelini gerçekleştirmek için Ahıskalıları 150 yıl yerinde rahatsız etmiş, komünist Rusyası ise daha sonra onları kökünden söküp atmakla emeline ulaşmıştır.

Ahıskalılar kendi yurdunda defalarca iç sürgünler yaşamıştır. Bu da yetmiyormuş gibi 1944’te bir kış gecesinde kökünden koparılıp atıldılar. Daha sonra bu insanlar Sovyet Rusyasının içinde de sürgünlere maruz kaldılar.

Aslında emperyalist güçler o güzelim toprakların Ahıska Türklerine ait olduğunu biliyorlardı. Ancak kendi mel’un gayelerini gerçekleştirmek için Ahıskalılara ellerinden gelen zulmü reva gördüler.

Ahıskalılar, 1800’lü yılların başından itibaren Rusların fiilî taarruzuna maruz kaldılar. Defalarca vuku bulan saldırılar, halkımızın yigit direnişiyle püskürtüldü. Ne var ki 1828 ağustosunda Ruslar, bu direnişi kırarak bölgeye hakim oldular. Bu hakimiyetin uzun sürmesi, halkımızın ruhunda derin yaralar açtı. Günümüzde yaşanan fikrî parçalanmaların temelinde bunlar yatmaktadır. Komünist rejim ve sürgün şartları, meseleye tuz biber ekmiştir.

Ahıska Türkleri, kendi istekleriyle Müslüman olmuş topluluktur. Bunları bir daha bu dinden ayırmak mümkün olmayacaktır. Bazılarının iddia ettiği gibi bu toplum yakında dinini de kaybeder düşüncesi, halkımıza iftira etmekten başka bir şey değildir. Bu topluluk, bu kadar zulüm altında bile dininden ve milliyetinden taviz vermemiştir.

Bugün yaşanan düşünce dalgalanmalarını düşünürken, Ahıskalıların yaşamakta oldukları coğrafyanın büyüklüğünü göz önünde bulundurmalıyız. Bu geniş coğrafyada değişik topluluklar arasında yaşamak, sosyolojik etkilenmeyi beraberinde getirmiştir. Yani Ahıskalılar, küçük koloniler halinde yaşıyor ve değişik etnik gruplar ve farklı kültürler arasında kalıyor. Bu durum, onların iç dünyasında birtakım kırılmalara yol açmakta, dilde, fikirde, dünya görüşünde, meselelere bakış mantığında farklılıklara sebep olmaktadır.

Önce Çarlık Rusyası, sonra komünist Sovyet Rusya ve Gürcistan, ardından 1944 sürgünü ve Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, sonra Azerbaycan… Özbekistan ve Azerbaycan’da Rus kültürüne, Rus diline o kadar önem verilmezken, Kazakistan, Kırgızistan ve hâliyle Rusya Federasyonu’nda bunun tersini görüyoruz. Bu durum, Ahıskalıları da derinden etkilemiştir.

1992’den sonra Türkiye’ye gelip yerleşen Ahıskalılar, kültürlerine yeni boyutlar eklediler. Orta yaşlı kesim, yeni düzene ayak uydurma çabası içine girdi. Halk, İstanbul Türkçesiyle kendi şivesinin karışımı bir dil kullanmaya başladı.

Her dönemin nesli farklı etkiler altında kaldı. Sovyet Cumhuriyetlerindeki nesille Türkiye’ye yerleşen nesil arasında adet, an’ane ve anlayış farklılıkları ortaya çıktı.

Çarlık Rusyası, bu topraklara tecavüz etmemiş olsaydı, halkımız kendi yurdunda ve aynı zamanda Türkiye tebası olarak yaşıyor olacaktı.

Rusya, o güzel vatanımızı önce kendisi için işgal etti, daha sonra Gürcülere bıraktı. Gürcüler ise günümüzde Rusları tamamen Gürcistan’dan çıkarmayı düşünmektedir. Eskiden Rusların bir dediğini iki etmeyen Gürcüler, günümüzde Ruslardan nefret eder duruma gelmiştir. Sonuç itibarıyla Ruslar Ahıskalıların sadece ahını almış, bu milleti perişan etmiştir.

 

            Meselelerimizi nasıl çözmeliyiz?

 

Ahıska Türklerinin kurtuluşu, hiç şüphesiz birlik ve beraberlikten geçmektedir. Birliği sağlamak için işe önce şu anda yaşadığımız bölgelerden başlamamız gerekir. Kaba hesapla Ahıskalılar 5 bin civarında değişik bölgelerde yaşamaktadırlar. Bazı yerleşim birimlerinde üç Ahıskalı aileden fazlasını bulamazsınız. Bu ailelerin mutlak surette Ahıskalı Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere taşınmaları icap etmektedir.

21. yüzyılda esen demokrasi rüzgârından Ahıskalılar da faydalanmalıdır. Yoğun olarak yaşadığımız bütün yerleşim birimlerinde örgütlenmeye gitmemiz gerekir. Medenî haklarımızın iadesi için elimizden gelen çabayı harcamalıyız.

1944 yılında sürülen Müslüman gruplar, Ahıskalı Türkler çatısı altında toplanmalılar. Bu tarihte Acaristan’dan Acarlar, Lazlar, Türkler, Kürtler ve Hemşinliler de sürülmüştür. Bu Müslüman kardeşlerimizin de bizim şemsiyemiz altında toplanması gerekir. Adigön, Ahıska, Aspinza, Ahılkelek, Bogdonovka ilçelerinden sürülen Türklerin içinde hâliyle Kürtler, Lazlar, Hemşinliler de bulunmaktadır. Sürülenlerin çoğu Türk olduğu için Ahıskalı Türkler çatısı altında toplanılması en uygun yol olarak gözükmektedir. Ahıska bölgesi, oradan sürülen bütün halklarındır. Oraya döneceksek Türk, Kürt, Laz, Hemşinli ayrımı yapmamalıyız. Tarihte biz Müslüman olduğumuz için bir arada yaşadık, komşuyduk ve yine komşu olmamıza hiçbir engel bulunmamaktadır. Bir zamanlar Gürcü ve Ermenilerle de komşuyduk. Bizden kaynaklanan hiçbir sorun olmamıştır. Biz, tarihî topraklarımızda yine eski komşularımızla barış içinde yaşamayı amaçlıyoruz.

Derneklerimizin çalışma alanları oldukça dar görünmektedir. Halkımız, bu derneklere sahip çıkmalıdır. Cemiyetlerimize sahip çıktıkça bu toplumun fedakâr insanları hizmette hiçbir kusur göstermeyecektir. Bu cemiyetler bizim sivil toplum kuruluşlarımızdır. Her yerleşim biriminde dernekleştikten sonra bizim açamayacağımız kapı olmayacaktır. Teşkilâtlanamayan bir topluluk, hiçbir problemini çözemez. Ahıskalıların da en büyük meselesi teşkilât meselesidir. Bu durum dün de böyleydi, bugün de böyledir.

Sovyetlerde ilk resmî cemiyetimiz ancak 1989 yılında Fergana Olayları sırasında açılabilmiştir. Türkiye’de ise ilk cemiyetimiz 1994’te açılabilmiştir. Bu durum bizim için aslında büyük bir kayıptır. Sovyet topraklarındaki mücadelemizi, Türkiye’deki çabalarımızı çok eskiden dernek faaliyetleri altında yapmalıydık.

Ata yurdumuz, yüzyıllarca orada yaşamış olan dedelerimden kalmıştır. Orası şenlenecekse ancak bizim oraya dönüşümüzle olacaktır. Biz dönmeden o güzelim topraklardaki Ermeni-Gürcü gerilimi devam edecektir. Ahıskalılar oraya sadece barış götürürler.

Ahıskalı Türkler, tarihî topraklarında bir araya gelince dejenere olmuş yönlerini düzeltme yoluna girişeceklerdir. Bizim ortak yönlerimiz çoktur. Ufak farklılıkları zamanla hallederiz.

Ahıskalı Türkün bir Ardahanlıdan, Artvinliden, Karslıdan, Erzurumludan farkı yoktur. Onlar Yüce Türkiye Cumhuriyeti’ne ne kadar sadıksa biz de o kadar bağlıyız. Bu konuda zaten kimsenin şüphesi yok. Türkiye Cumhuriyeti Ahıskalılar için yurt içinde ve yurt dışında bazı girişimlerde bulunmaktadır. Bu girişimlerin olumlu neticeler verdiğini söyleyebiliriz. Yalnız bu girişimlere biz de katkıda bulunmalıyız. Hep birilerinin bizim için bir şeyler yapmasını bekleyemeyiz. İşte o zaman bütün dertler daha kolay hal yoluna girecektir.

Bir husus var ki temas etmeden geçemeyiz: Ahıskalılar en kısa zamanda dünya çapında bilgin, sanatçı ve siyasetçi yetiştirmek zorundadır. Tanıtım, itibar ve ayakta kalmanın sırrı buradadır. Kendi derdini kendi yazmayan, kendi haykırmayan bir halk olur mu? Peki kim yapacak bunu? Etrafa bakınca bu hususta ne yazık ki çok geri kaldığımız görülür.

Bizim çözülmemiş bir yığın meselemiz var. Bunların halli için olağanüstü çabalar göstermeliyiz. Biz dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım, dedelerimizin toprakları hep yüreğimizde olacaktır. Bundan dolayıdır ki her Ahıskalı, konuşmaya başlayan çocuğuna, “Nerelisin?” diye sorulacak soruya cevap olmak üzere, eski topraklardaki köyünün ismini söyler. O topraklar bizimle beraber bereketlenecektir, neşelenecektir, şenlenecektir, barışa kavuşacaktır. Bu konuda bütün insanlıktan duyarlılık beklemekteyiz. Günümüze kadar tarihî topraklarına dönemeyen tek Türk topluluğu olan bu halka Türk dünyasının sahip çıkmasını bekliyoruz.

Yolumuz uzundur, ama eskisi kadar çetin değildir.