Dışişleri Bakanlığına

AHDEF

Konu: Ahıska Türkleri hk.                                                                                 Ankara, 14 Aralık 2005

 

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI

İKİLİ SİYASÎ İLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE

         ANKARA

 

Malûmları üzere 1999 yılında başlayan Avrupa Konseyi süreci çerçevesinde Gürcistan Cumhuriyeti, 1944 yılında sürgüne gönderilen Ahıskalıların vatana dönüşü hususunda bir çalışma başlatmıştır.

Söz konusu çalışmalar, 29 Kasım 2004 tarihli Talimatname ile “Güney Gürcistan’dan sürgün edilen Meshler” in dönüşüyle iligili işleri yürütmek üzere bir komisyon teşekkül ettirilmiştir.

Nihayet 2005 yılı kasımında çalışmalar son merhaleye gelmiş görünmektedir. Bu çalışmaları yürüten Gürcistan Hükûmetinin Devlet Bakanı Sayın Haindrava’nın demeçleri ve buna paralel olarak Tiflis’te bulunan Xısna (Kurtuluş) Cemiyetinin faaliyeti hakkında bazı tereddütler hâsıl olmuştur.

29 Kasım 2004 tarihli Sayın Saakaşvili imzalı Talimatname’de sürgün halk, Meshler olarak ifade edilmiş, bu belgeyi Ahıskalılara tebliğ eden işgüzar, tercüme metinde Mesh ifadesinin sonuna parantez içinde (Meshet Türkleri) ifadesini koyarak, bu halkın Gürcistan tarafından Türk olarak tanımlandığını göstermek istemiştir! Yani halk, aldatılmak istenmiştir…

2005 Kasımında son merhaleye gelen çalışmalar sonucu verilen demeçlerde Ahıska ahalisinin Türk değil, Müslüman-Mesholduğu ve sürgün öncesi yaşadıkları Ahıska bölgesine değil, ülke geneline yerleştirilecekleri ifade edilmiştir.

Tiflis’te Gürcistan Cumhuriyeti’nin himayesinde faaliyet gösteren ve başkanlığını Halil Gozalaşvili’nin yaptığı cemiyet, Ahıskalıların Gürcistan makamlarına vereceği dilekçe ve taahhütnameleri matbu olarak hazırlamış yahut kendilerine verilmiştir.Taahhütnamede şu hususlar müracaatçının imzasıyla taahhüt altına alınmıştır:

Ben Türk değil, Mesh’im. Vatanımız Osmanlılar tarafından işgal edilmiş, halkımız zorla Müslüman ve Türk edilmiştir. Çarlık ve Sovyet Rus rejimlerinde de bu uygulama devam etmiştir. 1944 yılında Türkçe konuşulan yerlere sürüldük. Bunlar bizi Gürcü milletinden koparmak için yapılmıştır. Müslüman Gürcüler olarak Hristiyan Gürcülerle tek bir kan temelinde birleşmeye ve Gürcistan halkının adet ve inançlarına saygılı olmaya and içerim.”

Dilekçe formunda da, “Gürcü asıllı Müslümanım. Eski Gürcü soyadımız … idi. Soyadımızın yeniden verilmesini için yardımınızı rica ederim.” denilmektedir.

Yukarıdaki özetlenen durumun, bir halkın millî benliğini inkâr ederek ona yeni bir milliyet tayin etmekten başka bir şey olmadığı açıktır. Burada tarihî Gürcü tezleri zavallı bir halk üzerinde yeniden gündeme getirilmek istenmektedir. Kabulü mümkün olmayan bu gayret, Giresun’a kadar olan Doğu Karadeniz Bölgesini, işgal edilmiş Gürcistan toprakları olarak gören ve Kafkasya’da Türk varlığını kabul etmeyen tezin bir parçası olup tarihî düşmanlıkları yeniden gündeme getirmekten başka bir anlam ifade etmez. Bu da komşu Gürcistan Cumhuriyeti’nin dost ülke imajına ters düşmektedir.

Bilim dışı birtakım tezlere dayanılarak, bilinen tarih çağları içinde kendini Türk olarak tarif etmiş yerli bir halkın göz göre göre yok edilmesine seyirci kalınamaz.

Sürgün öncesi yaşadıkları Ahıska bölgesinde ve sürgüne giderken kendilerine Türk denilen, ana dili Türkçe olan ve bugün de kendilerini Türk olarak tanımlayan Ahıskalıların millî kimliğinin ve vatanının değil değiştirilmesi, tartışma konusu yapılması dahi büyük bir insanlık suçudur. Halbuki haksız yere zulme uğramış sürgün ahali, bu zulmün malî ve hukukî boyutlarını hesaptan vazgeçmekte, Gürcistan’ın hükümranlık haklarını zedeleyecek bir talepte de bulunmamaktadır.

Ahıskalılar, “Biz tarihte Türk’tük, bugün Türk’üz, yarın da Türk olacağız.” demektedirler.

Sürgün halkın geri dönüş sürecindeki ameliyenin bu düşünce doğrultusunda yapılması ve müzakerelere Federasyonumuzun da çağrılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

Yunus ZEYREK

Başkan