Hey Güzelim Ahıska – Dedelerimizin gençlik sayfalarından hatıralar

Yazar: Fatma DEVRİŞEVA

Biz gençler, Ahıska dediğimizde neler hissediyoruz? Aklımıza neler geliyor acaba? Kuşkusuz yüreğimiz bir heyecanla bir sevinçle doluyor. Çünkü bu topraklar, bizim atalarımızın yurdudur, bizim yurdumuzdur.

Hiç görmediğimiz, fakat çocukluğumuzdan beri sadece dedelerimizden ve ninelerimizden duyduğumuz bu topraklar, bize kutsal bir masal ülkesi gibi geliyor. Halbuki büyüklerimiz için bu kelime o kadar çok şeyi ifade ediyor ki… Onlar için bu kelime sihirlidir. Bunca zulüm, bunca acı yaşamış bir milletin yüzünü artık hiçbir şey güldüremez diye düşündüğünüzde, ihtiyarın birisine bir de bu kelimeyi söyleyin. Onun gözlerinde göreceğiniz sevinci asla unutamayacaksınız. Ahıska denildiğinde yahut doğduğu toprakları anlattıklarında, yüzlerindeki o aydınlık, o mutluluk, o heyecan sizi tepkisiz bırakmayacak. Onların hayalinde canlanan yerleri, köyleri, siz de adım adım dolaşacaksınız.

Vatan duygusunun gönülleri nasıl kanatlandırdığına şahit olmak için Ahıska’da dünyaya gelmiş, çocukluğunu orada yaşamış, uğursuz bir gecenin karanlığında sürgün yollarına düşmüş iki büyüğümüzün hatıralarını takdim etmek isterim.

Bunlardan birisi, şimdi Kazakistan’ın May köyünde yaşayan 92 yaşında, İkinci Dünya Savaşı gazisi, 42 torununun dedesi, İbişov Ziya Abitoğlu.

Ahıska’nın Aspinza kazası, Şaluşet köyündenim. 1914 yılında bu köyde dünyaya gelmişim. Anamın adı Şeyzer (Şahizer), babamın adı Abit idi. Benim babaminen anam, ikisi bir günde ölmiş. İkisi de aynı yaştaydi. Ele bir hastaluh oldi ki kövde, bizde o vahıt yedi can telef olmişti. Ben bir yaşındaydım. Bir baci bir ķardaş kalmişuh. Bacım de burada, Çimkent’te telef olmiş, adı Münüş idi. O da ölünce ben tek kaldım. Ana baba görmemişim kızımcan, ele zannedin ki ben taştan olmişim. Kardaşım yoh.

Kızımcan, Kafkas diyende bizim millet duramiyer, ihtiyarlar çok ağlıyer. O günler nasıl günleridi, vaay vaay…

Ne vahıt ki sekiz yaşıma girdim ev işi ediyerdim, kaz, koyun otariyerdim. Sora on sekiz yaşımda çoban oldum, kövün davarıni otariyerdim. Beş yıl çobannuh ettim. Ondan sora 1941 yılında beni eskere götürdiler. Eskere ki götürdiler, iki sene dohuz ay eskerluh etdim. Nemeslerinen (Alman) dava ettuh, beş dönüm (defa) yaralandım.

1941 yılında mobilizovat götürdiler. Bizi rayona ki yığdiler, yaya Borcom’a gettuh. Ordan alıp götürdiler Thet goroda. Altı ay Thet’ta kaldım, Gürcistan’nın. Ondan sora Mislimanı ayrı seçtiler, Kristiyanı ayri. Bizi götürdiHaçmaskuva’ya. Dört ay da orada kaldım. Ondan sora kaldurdi, haydi balam, Dağıstan, Derbent. Orada yigirmi dört gün kalduh. Oradan Mahaçkala’ya. Mahaçkala’da da üç ay kaldım. Ondan sürdi bizi aşaği Çeçenistan’a, Mozdok’una, Hasavyurd’una, Gudurmes’ine… İki yıl kaldım orada. Ondan sora işte hem kolumdan yaralandım, samalettan parmağıma degdi, iki ayağım üşüdü, dondu. Yorgun düşduh, yuhladuh kahtım ki iki ayahtan az kalsın ki ayrılem. Bir ay orda yaturdiler. Sora Stalin’in emri çıhtı ki ele adamlar eve getsin. 1943 yılı 14 Mayısında Şoloşet’a, evime getdim. Allah’a şükür.

Gelduh eve… Bizi oradan da buraya, Türkistan’a sürdürttü Stalin. Günahsız, sebepsiz sürdi bizi buraya. Hele de burada yaşıyeruh. Ben mektebe getmedim, yazmah ohumah bilmiyerim. Biraz imza atmayi biliyerim.

Kızımcan Kafkaz’da ben ki on sekiz yaşıma girdim, biz naçar iduh. Koyuna gettim çoban oldum. Yılda yigirmi kuzi alıyerdim, ona bahiyerdim. Sora sora biz ey ileri gelduh. Bir çift erkek camuşumuz var idi, sora iki inegimiz var idi, sora gel koyuna, elliden artuh sahlamiyerduh. Onar da ķızımcan, kolhoz olduh ki hep öldi, telef oldi.

1944 yılında sürgün olduh. Buraya ki gelduh, tam otuz yaşımda ben geldim abu yere. Kazah söyliyer biz ağnamiyeruh, biz söyliyeruh onnar ağnamiyer.

Kızımcan Kafkaz’i desem, oranın küli, buranın altunundan bene eydür. Can sağluğuna ora ey. Oranın suyi derman, havası daha da ey. Ola burada su yoh ki, bostan suvarem, baba! Çoh çetin. Bizim yerde yer suvarmah yoğidi. Orası buradan yüz katlı artuh idi, eyidi.

Bahçamız yoh idi. Bizimki tahıl ekmah, mal davar sahlamah, petek (arı)… Bele işler idi. Bizden aşahki köylerde bahçalar var idi. Bizim hep dağ idi. Orada tahıl ekiyer, ot biçiyerduh. İki tekirli arabaynan o dağın başından köve getüriyerduh. Çoh yer idi. Ele hesret kalmişuh.

(Ziya dede, bunları anlatırken kendini tutamıyor, ağlıyordu.)

Yerimiz gendimizin idi, kolhoz yoğidi. Kolhoz sora oldi. Gendi yerimizi ķoşarduh öküzinen, tahılımızı ekerduh, ķolinen biçerduh, harmanlarda öküzinen dögerduh, samanı yüzgere verurduh, tahılı bize kalurdı. Samanı mereklere tökerduh, kışın malımız yiyerdi, tahılı gendimiz yiyerduh. Kartopi ekerduh. Suvarmiyerduh valla billa. Bir kartopi bir kilo iki yüz gram çıhardı, terezide tartmişduh. Doyamiyerduh o kartopiynen. A burada iki dilim kartopi yesem sabağaçan gegirdiyer beni.

Kafkas çoh eyidi. Ele etmekler büşüriyerduh ki kimse yetişemez ona. Bişi büşüriyerduh, feselli, bazlama, pağaça büşüriyerduh. Her işte var idi. Meyva bizde yoğidi. Bizden aşaġı Toloş’ta meyva çoğidi. Bizde yağ, tahıl, kartopi varidi. Oranın karpuzı, kavunı tatli, bal kimiydi. Buranın ele degül. Ele yerinen, havaynan, suyinen, yağışinen… Burada biz yağış görmiyeruh, yoh.

Bizim oradaki kövün yahınında, iki kilometre, Torelte, Terekeme kövi, Taşlikışla, aşahda Alazla, onun altındaToloş, sora yoharida KoyundereBuzmaretVanUbanLebisBezirhanaAgaraNiyalaVarnetKardelez,Ardah hepisini bilürüm… Hep gezmişim oralari. Yanımızda bir meşe varidi, Rakızım meşesi diyerdiler. Meşeye bir kilometre ancah varidi. Ben ki esgerden geldim, ayahlarım yaraliydi, iş edemiyerdim. Meşeye gediyerdim, funduh döşüriyerdim, çoh funduh varidi. Bizim mektebe odun getüriyerduh. Ongora, Zurzel kövleri, bizden on beş kilometre uzahdaydı. Sora Çobaret, Gobiyet, Asmiza, ondan yoharı Ota, bir Ermeni kövi varidi Tamara. Bu terefte iki Oşoravaridi, biri yoharki Oşora, biri aşahki Oşora. Sora İndusaGamza, aşaği gedah, Koboze, Kürt köviydi, Azgur,Kündala… Aşaği bir küçük köy vardı oni unutdum.

Ey geçinmeye bizim Şaluşet hepisinden ey idi. Neden dersen, tahıl ekiyerdi çoh, kartopi ekiyerduh çoh, mal davar bizdeydi. Petek çoh sahlıyerduh, öküz bizde çoh idi. Bizim köy çoh eydi.

Televizor yoh idi kızımcan, radyo yoğidi. Bir aşuh gelürdi, saz çalardi. Sabağaçan millet ona bahardi. Buraya gelduh, burada da yoh idi radyo felen, sora sora oldi. Ahşamlar çoh eglence olurdi kızımcan. Çoçuhlar yığılurdi böyüklerin edrefinde, en yaşlısı da başlardı hekiyasına, masalına, onnara doyum yoğidi balam. Ben de masal, hekiya biliyerdim cehil vahtımda; aşindi hep unuttum balam. Dohsan ikideyim ahlımda kalur mi? Yoh.

Ele yaşıyerduh biz, hep barabar, kavga etmeden, dögüşmeden. Ahıska’mızın havası, yemegi bizi ele möhkem etti ki, biz hele durıyeruh, yıhılmaduh kızımcan. Ben bu yaşa geldim hele çoh möhkemim, Allah’ın böyüklügüne şükür. Bizim millet altmiş bir sene oldi gurbet elindedir ama gene diyeruh ki biz Türk’üh. Ben Türk’üm, Ahıska Türküyüm. Ne katen burada ey olsah, oranın toprağı, buranın altunundan eydür. Doğduğum yerim oraydur.

Geri dönmah çoh işderdim, hay hay, hani? Allah’a kurban olem. Ele boş çadırın altında dururum. Orada savuh yoh. Meşeye kışın bir kömleginen gediyerduh. Burada kürküm, paltom, sicah şalvarım var, gene de üşiyerim. Buranın havasında bizim yerin havası yoh. Ora çoh ey idi. Her ne kadar Kazahlar bize eylüg etdi, gene de bizim vetenimiz orasidur kızım, bunu unutmah yoh!


Şimdi de Kazakistan’ın Çemolgan ilçesinde yaşayan 73 yaşındaki Sefer Ceferoğlu’nu dinleyelim. O, çok şirin, sıcakkanlı, misafirperver bir insandır. Altmış yıl öncelerini sormak istedim. Bizimle konuşmayı seve seve kabul etti:“Tabii kızım, bizim geçmişimiz gelecek için çok mühimdir; bizim geleceğimiz sizsiniz, gençler…” diye anlatmaya başladı.

Ben, Asmizali Aslanoğulları’ndan Cefer oğlu Sefer…

1932 yılında  Ahıska’nın Asmiza ilçesine bağlı Ezgüde köyünde dünyaya gelmişim. Babamgil üç ķardaşimişler. Böyükleri Nidayi, ortancasi babam Cefer, küçükleri de Murat.

Anam 1941 yılında orda rahmete getmiş. Savaşa geden iki kardaşi geri dönmemişler. Anam, onların merakından düşünmiş, dögünmiş, ağlamiş; onların kara kâğıdı gelmiş, o da rahmete getmiş. Ben, küçük yaşda anasız kaldım.

Her şeye rağmen biz çoh güzel yaşıyerduh gendi toprahlarımızda, gendi vatanımızda. Bizim Ezgü‘de de bahçamız da varidi, tarlamız da… Öküzinen koşiyerduh, elinen biçiyerduh, gene öküzinen harmani dögiyerduh. Evimiz de ey idi…

Bizim dedemizin dedesi Türkiye’den gelmedür. Türkiye’de Erzurum vilâyetinin Telisker köyünden. Emin Dede oradan Ezgüde’ye gelmiş. Nenemizin adı de Havva’dur. Burada üç oğli olmiş. Biri Ezgüde’de kalmiş, adı Aslan imiş. Biri Toloş’a getmiş, onun adı Ali’ymiş. Öbüri de Adigön’ün Varhan kövüne getmiş. Varhan kövünde ağaç tikmişlar, onuçün de onnara Bahçaçioğullari demişler. Toloş’a gelen Ali, Ezgüde’den tut getürmiş, tut ekmiş. Onun töremesine de Tutoğullari demişler; Gürcüler, buni Tutadze yaziyer… Bizim Ezgüde’de kalan Aslanoğli, Emin dedenin toruni, biz de onun töremesindenuh. Aslan’dan olmiş Teyfur, Hasan, Ğafur, İsmayil. Dört oğlı olmiş Aslan’ın.

Ey kızımcan ey… O nasıl günler idi… Kaç yıl geçti hep yadımdadur, hep o günlerle yaşıyer bizim şennik. Bizim elimizden toprah aldiler, vatanımızı aldiler, ama alamiyacah bir şey vardur: O da bizim hatıralarımız. Bizi bu günlere getüren onnardur, kızımcan.

Bizim şennig çoh çalışkandur. Orada ey çalışiyer ey yaşıyerduh, her işimiz de vardı, kızımcan. Mal, davar, tavuh, kaz besliyerduh, her şeyi gendimiz yapiyerduh. Ahıska’mızın ele tabiyatı varidi ki başka yerde bulamasın, bir cennet idi bizim Ahıska.

Kafkaz’da yemek yapanda yaprah hınkal, makarlama hınkali, tuluh tepiyerdiler (tuluh peyniri), çeçil peyniri yapiyerdiler. Bizde davar, geçi hepsini sahlıyerduh. Davar yoğurduna yoğurt gelmez. Ona mayasını veriyerdiler (koyunun mayası var) oni mayalıyerdiler, sora da yoğurt, peynir yapıyerdiler. Tuluğı, çökelek ediyerdiler, süziyerdiler koyunun derisine tepiyerdiler.

Böyük bahçalarımız varidi. İçinde alma, armut, tut, cançur, cevüz, erük her şey var idi. Almadan çir yapıyerdiler, çançurdan hazur yapıyerdiler, ezme yapıyerdiler, pestil tökiyerdiler. Tuttan, cançurdan pestil tökiyerdiler. Tuttan köme yapıyerdiler, içine cevüz katıyerdiler. Cançur, erük kimidür ama biraz uzundur. Cançurdan hazur yapıyerdiler. Hazurı kurudıyerler, sonra da ondan hoşaf ediyerler. Biz ona ezme diyeruh. Kömeyi de tutun şiresini eziyerdiler, biraz buğda uni katıyerdiler. İçine cevüz katıyerdiler de köme yapıyerdiler. Köme çok bahalidür. Sonra tut pestili yapıyerduh.

Şimdi urbayı desah, kızlar kaftan geyiyerdiler, şalvar geymiyerdiler. Herkeş gendinin adetinen. Başi açuh gezmeh yoh idi kızlara, gelinlere, karilere. On yaşından yoharı kızlar hep kaftan, marama geyiyerdiler. Osmanlı Türk vahtındaki nasıl geyiniyerdiler, Kafkas’ta biz de ele geyiniyerduh. Babam ele söyliyerdi. Kariler peştamal kullanıyerdi. Tütün içmah yoğidi. Ben kırh yaşında babamın yanında tütün içmemişim. Böyük adamın yanında küçükler tütün içmiyerdi.

Şenniginen çoh eyiduh, sögmah yoğidi, çekişmah yoğidi, şennik hep halal idi. Düz işliyerdiler, çalmah, haramluh, hırsızluh yoğidi. Ele de örgenmişim, ele de geliyerim kızımcan. O yıllar yâdıma gelende gözüm doliyer. Yaşamamız ey idi, aş-etmegimiz ey idi. Şaninen dügünleri oyniyerduh. Allah rahmet etsin, ölenleri adetinen gömiyerduh, her şeyi düzgün yapiyerduh.

Yaşamah çetinidi. Tallalarda çoh işliyerduh. Gendimiz buğda ekip biçiyerduh, hep elinen. Biçerdöver yoğidi, traktor yoğidi. Gene gendi toprahlarımızda işleduh diye hepsi halalidi, hepsi adama yüngül gelürdi. Bizim Gürcistan’da pirinç az buluniyerdi. Buğday dibekte dögiyerdiler. El degirmeni varidi, dibek varidi. Taştan yapıyerler, onun içine buğday isladıp tökiyerler, dögiyerler, kabuği çıhıyer, ondan pilav yapıyerdiler. Sora koyun mi keserdi, öküz mi keserdi… Bizim şennigin yemegi pilavdur, ondan sora hınkaldur, olsa et kızartmasi, dolma yapardiler.

Kafkaz’da, Gürcistan’da talinka/talik-tabah??? işi azidi. Hep gendi eliynen yapiyerduh. Pahırdan sahan yapıyerdiler, terüp, hamur yoğurmaya kersen varidi. Kersenden böyük tekne varidi. Sini varidi, hınkal içün. Sahan çorba içün. Gügüm varidi abdas etmeye, tehret etmeye. Küze varidi, oni ağaçtan yapıyerdiler; o su içündi, suyi savuh sahlıyerdi. Kaşuği, armut ağacından yapıyerdiler, bir de alma ağacından. Demür kaşuh bizde yoğidi. Çengel, hınkal yemeye, o da ağaçtan idi. Bir almayinen armut ağacından yapılıyerdi, başha ağaçtan olmiyerdi. Çaynik işi yoh idi. Bizde samavar varidi. Çayı sadece ondan içiyerduh. Bizde tencere varidi pahırdan, onda kaynadiyerdiler, bir de gügümde kaynadiyerdiler çayi. Tencere de gügüm de pahırdan idi. Türk’de bardah diyerler, biz çayi istikanlardan içiyerduh, ya da fincannardan. Küçük şeyler var idi onnara diyerlerdi fincan. Güveç varidi, oni tıhadan yapıyerdiler, içine yoğurt mayalıyerdiler, bir de kavurma eti sahlıyerdiler. Yoğurdi pahırda yapmiyerdiler. Eger pahırın içinde yoġurt mayalarsan o ağu olıyerdi, adamı öldüriyerdi.

Güzel Ahıska’mda herkeş gendi işini yapıyerdi, çok gözel yaşıyerduh. Ele bir ömür bizi bekliyer bilseyduh… Gene de Allah’ın böyüklügüne şükür, heç olmasa küçük vahtımız ey geçti, gözlerimiz hep ağlamadi, gözel günneri de görduh, çoh şükür. Ben 1973’de getmişdim Gürcistan’a, oraları görmeye. Keşke görmez olaydım. Evimiz, yurdumuz verana kalmiş. Sahabı yoh, ele bırahuli durıyer her şey.

Ele yaşiyerduh kızım. Kolay mi, çetin mi gendi toprağımızdayuh. Aha aşindi ne güne kalduh, sen de göriyersin. Bizim çektüklerimizi Allah bir gene kimseye çektürmesin. Halkımıza heyirli ömür gün versin. Sizleri görem balam, bizim Ahıska’yi, bizi unutmayın…