Ahıska’ya Yol Göründü

Yazar: Orhan URAVELLİ

Bilindiği gibi Gürcistan, 1999’da Avrupa Konseyi üyeliğine başvurduğunda, 12 yıl içinde Ahıskalı Türkleri vatana dönmeleri için gereken yasal zemini sağlamayı ve sürgün Ahıskalıların vatana dönüşü yolundaki her türlü engelleri kaldırmayı taahhüt etmişti.

O günden bu güne kadar ipe un sermeye devam eden Gürcistan yönetimi, işi ağırdan alsa da Avrupa kurumlarının ısrarı üzerine ve üstelik malî ve danışmanlık desteği ile son yıllarda birkaç yasa taslağı hazırlamıştır. Ne var ki Avrupa Konseyi, Gürcistan’ın Ahıskalılar konusunda hazırladığı tasarı ve belgelerde Meskh veya başka etnik ifadenin çıkarılmasını ve evrensel insan hakları ilkeleri uyarınca Türk veya Gürcü, Kürt veya Hemşinli, Kartacalı veya Hitit olmasına bakmaksızın bütün sürülenlerin ve onların evlatlarının haklarının iadesini istemiştir. Bu, Avrupa Konseyi şartıydı ve Gürcistan bu şartı kabul ve taahhüt etmiştir. Bilindiği gibi Avrupa Konseyinin koyduğu üyelik şartı doğrultusunda Ahıskalıların haklarının iadesi, dönüşleri ve iskânlarıyla ilgili olarak Gürcistan makamlarının hazırladığı birinci yasa tasarısı, 2001 Martında Strasbourg’da Palaise de l’Europe’de yapılan toplantıda kabul edilmemiş ve etnik veya millî ayırım ya da buna benzer ön şartların kaldırılması veya düzeltilmesi istenmiştir.

Daha sonra bu taslak gözden geçirilmiş ve değiştirilerek yeniden Avrupa Konseyinde değerlendirilmiştir. Hemen belirtelim ki gündeme gelen taslak ve yasa tasarıları metinlerine bakarsak, zaman geçmesine rağmen Tiflis, Meskh nakaratını sürdürmeye kararlı gözükmektedir. Saakaşvili idaresinde, çatışmaların çözümünden sorumlu Devlet Bakanı olan Georgiy Haindrava, daha geçen yıl Radio Liberty Rusça yayını için gazetecilerin sorularını cevaplarken ilginç ‘tezler’ ortaya atmıştı. Önce üç bin yıllık eski Kartvel devletine dair masallar anlatarak kendilerinin komşu halklardan ‘farklı’ olduklarını vurguladı; Rusya ile Gürcistan arasındaki eski dostluktan, askerî yardımlaşmadan bahsetti. Haindrava daha sonra Şeyh Şamil’in Rus birliklerince esir alındığı zaman ünlü Gunib avulunu ele geçiren birliğin Gürcü birliği olduğunu belirtti. Abhazya ve Güney Osetya konusunda Rusya’nın yayılmacığı ile Gürcü düşmanlığını dile getirdi. Devlet eski Başkanı E. Şevardnadze’nin bütün ‘komünistler gibi şerefsiz, sahtekâr, Rusya yanlısı, Bolşevik çetesinin elebaşılarından biri’ olduğunu beyan etti. Derken gazeteciler Ahıskalı Türklerin neden şimdiye kadar Gürcistan’a dönemediklerini sordular. Bakanın cevabı çok manidardı:

“Sizler için onların dertleri hiç önemli değil! Nasıl da herkesi düşünüyorsunuz, çok duygulandım! Birincisi, onlar Mesketya Türkleri falan değildirler; çünkü Afgan Pakistanlılar veya Rus Çinliler olamayacağı gibi Meskhet Türkler de olamaz. Onlar asla Türk değildirler, Meskhetyalıdırlar. Üstelik onları biz değil, sizler sürdünüz ve halkların sürülmesinden dolayı da biz değil, siz sorumluluk almalısınız… SSCB mirasçısı olan, Sovyet rejimini bize zorla kurduran, arazileri işgal eden de Çin değil, Rusya’dır. Sorumlu da odur… Gürcistan’dan Sürülmüş Kişilerin Yeniden Vatana Kavuşturulması Komisyonu Başkanıyım ve konuyu iyi biliyorum. Ama işimiz zordur. 300 binlik nüfus söz konusudur, neredeyse Gürcistan nüfusunun yüzde onu yani. Ama çözüm için çalışıyoruz… Dönüşün başladığını söylemek daha erken ama artık altyapıyı hazırlıyoruz. 2006 yılı bütçesinde bu husus da göz önüne alınmıştır. Sizin için sorması kolay, neden geri almıyoruz diye suçlamak kolay. Oysa bunca halkı nereye, hangi konutlara iskân edeceksiniz? Ev, iş, okul lâzım. Onları getirip ortada bırakamayız. Dönüş için şartlar oluşmalıdır ve bu da zaman ve para ister. Süreç başlamıştır. Bu insanlar bizim kardeşlerimizdir, canımızın bir parçasıdırlar. Resmî sorumlu olarak bu halkı geri alacağımızı beyan ediyorum…”

Bakanın söylediklerinin hepsi bunlardan ibaret değil! G. Haindrava, RİA Novosti Ajansı muhabirine verdiği mülâkatta Ahıska Türkleri diye bilinen halkın ‘aslında 1944’te Sovyet yönetimince sürgün edilmiş İslâm dinine inanan etnik Gürcüler’ olduğunu iddia etmiştir. ‘Bu insanlar bizim kardeş ve kız kardeşlerimizdirler’ diyen Bakan şunu eklemiştir: “Şu anda onların Ahıska bölgesine dönüşü söz konusu değildir; onları Gürcistan arazisi genelinde iskân edeceğiz… Ayrıca bölgedeki Ermenileri de düşünüyoruz ve dönecek kişilerin haklarını iade ederken Ermenilerin mağdur edilmeleri söz konusu olamaz.” (http://www.newsgeorgia,ru/analytics/20020816/441044-print.html)

Görülüyor ki Haindrava, yine eski Meskh masalını yutturmaya çalışıyor ve Ahıska’dan sürülenlerin Türk olduklarını kabul etmeye yanaşmıyor. Halbuki güncel sorunlar ve hukukî problemler, tarihin eseri değildir. Ahıskalıların kökeni değil, hakları ön plânda olmalıdır.

Etnik kökene gelince, Haindrava bir bakan olarak Kartvel şovenliğini açıkça ifade etmekle nasıl bir yönetimi temsil ettiğini de ortaya koymaktadır. Haindrava’nın gerçek portresini çizmek için bu bilgileri verirken tabii bakanın bu arada aşırı milliyetçi Kartvel kamuoyunu ikna etme çabalarını da dikkate almamız gerekir.

Son altı ay içinde G. Haindrava ve Müsteşarı Timur Lomsadze, Rusya, Kırgızistan, Kazakistan ve Azerbaycan’da Ahıskalıların oturdukları bölgeleri gezmiş, Ahıska’ya dönüş konusunda halkla görüşmeler yapmış ve Tiflis’te hazırlanan yasa tasarısıyla ilgili bilgi alış verişinde bulunmuşlardır. Merkez ofisi Moskova’da bulunan Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti Başkanı Süleyman Barbakadze de gezilerde onlara eşlik etmiştir. Medyanın da yer verdiği bu gelişmeler epeyce iyimser beklentilere yol açmıştır. Biz bu toplantılardan bazılarının video görüntülerini izleme fırsatı bulduk. Ayrıca son şekil diye sunulan (İngilizce, Gürcüce, Rusça ve Türkçe) yasa tasarısını değerlendirdik.

Kavkazskiye Novosti Ajansının haberine bakılırsa, Sayın Haindrava, ilginç bir tablo ortaya koymuştur. Bakanın ifadesine göre, Ahıskalı Türk nüfusun ülkeler bazında dağılımı yaklaşık rakamlarla şöyledir: Kazakistan: 100 bin, Rusya: 70 bin, Kırgızistan: 35 bin, Azerbaycan: 50 bin, Türkiye: 35 bin, Ukrayna: 15 bin. Haindrava, ABD’nin Rusya’dan yaklaşık 25 bin Ahıskalıyı götürüp iskân edeceğini söylemiştir. Bize gelen bilgilere göre şimdilik Amerika’ya kabul edilenlerin sayısı 9 bin kişidir.

Sadece 22-25 bin kişinin Ahıska’ya dönmek istediğini ifade eden Haindrava (www.kavkaz.memo.ru),  bir başka beyanatında, 400 bin kişinin tehlikeli ve vahim akınından bahsetmektedir. Bu çelişkili rakamları nereden çıkardığını bilmiyoruz.

G. Haindrava’nın 16-20 Nisan günleri arasında Türkiye’ye yaptığı resmî ziyaret, Ahıska’ya dönüş konusunda önemli gelişmeler olduğunun işareti sayılmalıdır. Bu arada Tiflisli Bakanın Bursa’ya gidişi ve son on yıl içinde oraya yerleşen Ahıskalılarla görüşmesi de sorunun Türkiye boyutunun ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Mesele, Bursa’daki Ahıskalıların Ahıska’ya dönüp dönmeyecekleri veya göç için Türkiye’yi  tercih edenler bağlamında ele alınmamalıdır. Şu da var ki BDT ülkelerinden Ahıska’ya dönüş sorunu bağlamında Türkiye, uluslararası hukuk açısından muhatap ülke değilse de Ankara’nın diplomatik ve maddî desteği, dönüşü hızlandıracaktır. Fakat bu destek, Gürcü kamuoyunda aşırı tepkiler uyandıracak şekilde ve türde, müdahaleci bir destek olmamalıdır.

Hemen belirtelim ki Ahıska’ya dönüş yolu, ne kadar engebeli ve zor gözükse de bugün artık bardağın dolu kısmını da görmekte yarar var. Sayın Haindrava, 20. Yüzyılın 40’lı Yıllarında Gürcistan’dan Zorla Tahliye Edilenlerin Vatana Dönüşü Hakkında Kanun tasarısının bu yıl içinde son şeklini alacağını ve 1 Ocak 2007 tarihinde yürürlüğe gireceğini belirtmektedir.

Dünyada mükemmel kanun olmadığını biliyoruz ama tasarı son şeklini aldığında bütün soru işaretlerine rağmen dönüş yolu, büyük ölçüde  açılmış olacaktır.
Tasarı ve dönüş konusundaki bazı tepki ve kuşkular üzerinde de kısaca durmak isteriz. Yasanın adında somut olarak Türklerden bahsedilmediğini vurgulayanlar ve 1944 sürgün kararını esas alarak buna itiraz edenler var. Fakat 1944 Kararında Türkler, Kürtler ve Hemşinlilerden bahsedilmektedir. Ahıskalı Türkler, Sovyet resmî belgelerinde Azerîler diye de tarif edilmişti. Bugün BDT ülkelerinde yaşayan Ahıskalıların nerdeyse % 60’ı Azerî olarak nüfusa kayıtlıdır. Bir de Tiflis’in çok sevdiği Meskh masalı var! Sanırım bu şartlarda yasanın adında somut etnik tarif yer alırsa, iç tepkiler yoğunlaşacaktır.

Dönüşü düşünmek yerine bahane arayanların daha akıllı düşünmeleri gerekir. Bugün Avrasya enginliklerinde, Rostov, Krasnodar, Stavropol ve Rusya’nın diğer vilâyetlerinde Ahıskalıların Ruslaşması daha mı iyi olacaktır? Amerika’ya gidenler, Türk okullarında mı okuyacaklar?
Fiilî durum farklı da olsa Gürcistan’da nüfus cüzdanlarında artık milliyet kaydedilmiyor. Soyadı değiştirmeye gelince bu sadece gönüllülük esasında yapılabilir ve kimileri çıkarları için bu yolu tercih ederse, bunun sorumlusu kendileri olur.

Kimsenin özerklik gibi bir talebi yok. Ama dönecekler için Türkçe eğitim hakkı üzerinde durulacak bir husustur. Zira 1944’te sürgün öncesinde Ahıska Türkleri, yedi yıllık okullarda Azerî Türkçesiyle eğitim görüyorlardı. Kısacası onlar, eğitim açısından Gürcistan’daki Borçalı ahalisiyle aynı statüdeydiler. Sanırım ilk etapta aynı uygulama, makul bir çözüm olur. Böylece Azerbaycan’dan Ahıska’ya dönenler için sorun büyük ölçüde çözülmüş olacak, öğretmen, müfredat ve adaptasyon konusunda zorluk yaşanmayacaktır.

Ahıskalılar arasında Tiflis’in art niyetli ve sinsî plânlarını ön plana çıkaran ve tasarıya karamsar bakanlar da çoktur. Unutmamalıyız ki insanlarımız, İsviçre veya Fransa gibi bir ülkeye değil Gürcistan’a dönmesi söz konusudur! Oradaki yerli halkın hayat şartları neyse, bizimkiler de döndükten sonra aşağı yukarı o şartlarda yaşayacaklardır.

Tasarıda, döneceklerin Ahıska köylerine değil, genel olarak Gürcistan’a iskân edilmeleri öngörülmektedir. Bu mesele de haklı olarak büyük endişeye yol açmaktadır. Ne var ki dönüş, gönüllü olacaktır ve dönecekleri yeri, Ahıskalıların kendileri seçeceklerdir. Onların rızası olmaksızın herhangi bir başka yere iskân edilmeleri söz konusu olamaz. Yıllık kotalar, ilgili Büyükelçiliklere başvuran Ahıskalıların sayısına göre belirlenecektir. Dönenlerin geride bıraktıkları taşınmazların tutarlarını, özel heyetler belirleyecek ve buna göre ödeme veya kredi uygulanacaktır.

Tabii ki bölgedeki Ermeni nüfus tedirgindir, bazı sürtüşmeler muhtemeldir. Ama bu, Ahıskalıların dönüşü için aşılmaz engel değildir. Çünkü Cavahetya denilen Ahılkelek ve Ninotsminda ilçelerine, ayrıca Aspinza’nın bazı köylerine dönmek isteyenler, zaten yok denecek kadar azdır. Dönüş için can atanlar, genelde bugünkü Adigön ve Ahıska ilçelerindeki köylerden sürülenlerdir. Öte yandan yerli halkın tepkileri ve dönen ailelerin güvenliği de önemli husustur. Dönenler için yeni yerleşim birimleri veya mevcut köyler içindeki mahalleler, yerli halkın rızası alındıktan sonra kurulmalıdır.

Göz ardı edilen bir husus da, tasarı yasalaştıktan sonra Ahıskalıların, halen oturdukları yerlerde baskı görme ihtimalidir. Onlara ‘Madem dönüş yolu açılmıştır neden Ahıska’ya dönmüyorsunuz?’ diye tepki gösterilebilir. İşte bu yüzden ilgili ülkelerde dönüş konusu, yerli kamuoyuna her boyutu ve detayı ile doğru şekilde yansıtılmalıdır.

Burada dönüşün zorlukları dahil bütün detayları ele alamayız. Fakat önemli olan, kararlılıktır. Zira hak verilmez alınır ve daha dönmeden, hiçbir fedakârlık yapmadan, köklü çözüm isteyerek felâket tellalığı yapmak, mezarları Ahıska’da bulunan atalarımızın hatırasına saygısızlık olur.

Daha 10-15 yıl önce Ahıskalılar için Ahıska’yı görmek ve ziyaret etmek bile hayaldi. Şimdi Ahıska’da ev satın almak, tamamen serbesttir. Düşünün ki Ahıska’da yaklaşık 70-100 aile olursa dedelerimzin yadigârı olan Ahmediye Camisinin restorasyonu gündeme gelebilir, ilgili kuruluşlar, bunun için yardımcı olabilir.
Ahıskalılar için Ahıska’ya dönmek ve Ahmediye camisinde ibadet etmekten daha büyük mutluluk olabilir mi? Ahıska’ya dönüş, belki yıllara yayılacak bir iskân anlamına gelir. Asıl mesele, dönüş azmidir, yola çımaktır. Kervan yolda düzelir. Herhalde meseleye biraz da bu açıdan bakmalıdır.