Ses Bayrağımızın Dalgalandığı Gürcistan’ın Zalka Bölgesi Notları

Yazar: Ünal KALAYCI

Ahıska-Tiflis arasındaki Borcom şehrinde, yolumuzu, bu şehrin sırtını dayadığı dağa çevirdik. Rakım yükseldikçe Borcom’a yukarıdan bakıyorduk. Yoldaşım Yusuf Amca dağın eteğindeki ormanlık arazide yapılan evleri gösterdi; varlıklı emeklilerin buralarda yaşadığını söyledi.

Borcom’un meşhur suyunu içerek ve ormanlar içerisinde temiz havayı ciğerlerimize çekerek yola devam ediyoruz. Otuz kırk kilometre sonra yolun tadı kalmadı. Önce asfalt bitti. Bir süre sonra da bozuk mu bozuk bir yolla baş başa kaldık.

Zirveye çıkınca yolumuzla, yapımı süren boru hattı kesiştiğini gördük. Tam bu noktada askerî bir ekip boru hattının güvenliğini sağlamak için ellerinde silahlar bekliyorlardı. Bilindiği gibi Ermeniler, yoğun oldukları bu yerlerden hattın geçişini engellemek istiyorlardı. Bu sebeple böyle bir tedbir alınmış olmalıydı. Hattın güvenliğini sağlayan görevliler, şoförün evrakını kontrol ettikten sonra yolumuza devam ettik. İşte o anda tabeladaki rakam gözüme ilişti; 2900 metrelik bir rakımda bulunuyorduk.
Yusuf Amca, artık yokuşun bittiğini, iniş gideceğimizi söyledi. Yokuşun bitmesiyle birlikte o güzel ormanlık da yerini çıplak dağlara bıraktı.

Yolumuz, hafif bir eğimle devam ederken hayal bile edemediğim bozuklukta yollar görüyordum. Minibüsün içine pompayla üfler gibi toz giriyordu. Aksilik ya kapı kenarındaydım ve kapı tam kapanmıyordu. Saçlarımın renk değiştirdiğini, karşımdaki adamın saçlarına bakarak anlıyordum.  Acaristan’ın Hula ilçesinden çıkalı yedi saati geçmişti, hâlâ gelememiştik. Ne bitmez yoldu…

Yusuf Amcanın yaklaştığımızı söylemesiyle beraber çevreyi daha dikkatle izlemeye başladım. Ağır ağır ve sağlı sollu çayırlar, çayır biçen insanlar, ot yığınları görülüyor. Artık Zalka’ya yaklaşıyorduk. Birden sağ tarafımızda bir göl ve gölün kenarına yerleşmiş bir köy gördük. Evlerin hepsi intizamlıydı. Gölün içerisinde küçük bir adacık vardı. Bu köyde Ermenilerin yaşadığını söylediler.

Arabamız bir tepeden aşağı salınınca, Zalka burası dediler. Çevresi dağlarla çevrili geniş bir düzlük. Sekiz on tane köy görünüyordu. Köyler sırtlarını dağlara yaslamış, el ele tutuşmuş halay çekiyor gibiydiler.

Artık sol taraftan Zalka’ya bağlı köylerin içine girmiştik. Gördüğümüz insanların giyim kuşamları, onların nasıl bir perişanlık içinde yaşadığının resmiydi. Birbirine bitişik sayılabilecek üç dört köy geçtik. Manzarada perişanlıktan başka bir şey yok! Bir felaketin ortasına gelmiş gibi hissettim kendimi.  Birbirine bitişik sayılabilecek üç dört köy geçmiş,  Cinis köyüne gelmiştik.

Erzurum’da bu isimde bir köy var: Aşkale’nin Kandilli bucağına bağlı Cinis köyü (Eski milletvekili Rasim Cinis’in köyü). Bu noktada biraz tarihe uzanmamız gerekir.
1828–1829 Osmanlı-Rus Harbi sonunda Ruslar batıdan Edirne’ye gelirken doğudan da Erzurum’a kadar ilerlerler. Savaş sonunda Edirne Antlaşması imzalanır. Bu antlaşma sonunda Ahıska, Rusya’nın elinde kalırken Kars, Ardahan, Erzurum Osmanlı Devletine iade edilir. Rusya bu savaşı, türlü vaadlerle kandırdığı içimizdeki Ermenilerle birlikte kazandı! Yani kale içten zaptedildi!

Savaş sonunda Kafkasları ele geçiren Rusya, zaptettiği bölgelerdeki Hıristiyan nüfusu çoğaltmak için Edirne Antlaşmasına bir madde koydurdu. İlk bakışta pek de önemli görünmeyen bir maddeye göre Rusların işgal edip geri çekildiği Erzurum’a kadar olan bölgeden göç etmek isteyen “gayrimüslimler” rahatça göç edebilecekti. O güne kadar yüzyıllarca birlikte yaşadığı komşusuyla savaşan Ermeniler, göçe karar verirler. 96.000 ile 100.000 dolayında gayrimüslim Osmanlı topraklarından bugünkü Gürcistan ve Azerbaycan topraklarına göç ederler. Bugünkü Ermenistan’ın mayası da bu göç hareketiyle çalınmış oldu.

Ermenilerle birlikte göç eden bir topluluk daha vardır: Bizim, Hıristiyan Türkler, Urum Türkleri, Urumlar dediğimiz ve Anadolu’ya Oğuzlardan önce gelen, Roma İmparatorluğu içinde yaşayan ve Hıristiyanlığı kabul eden Türkler.

Osmanlı Devleti zamanına kadar bulundukları yerlerde yaşayan bu topluluk 1828-1829 Osmanlı-Rus Harbi sırasında aldatılır ya da yanlış yaparlar. Irkdaşlarıyla dindaşları arasındaki savaşta, ırkdaşları olan Türklerden taraf olmazlar da dindaşları olan Ruslardan taraf olurlar. Savaş sonunda bunlar da Anadolu’dan Kafkaslara göç ederler.
General Paskeviç, yerleşmeleri için onlara Zalka’yı gösterir. Zalka, diğer yerleşim yerlerinden çok uzak, soyutlanmış ve rakımın 2900’leri bulduğu bir dağ başından başka bir şey değildir. Bu göç, birkaç yıl sürer. Zalka bölgesinde kurulan köylerin yirmi sekizine Urumlar yerleşir. Beş köy Borçalı tarafındadır ve o köylerde öteden beri Türkler (Terekemeler) yaşamaktadır. İki tanesinde Gürcüler yaşamaktadır, geriye kalan beş altı köye de Ermeniler yerleşir. Zalka ilçesi bu köylere merkez olur.

Aradan 160 yıl geçer. Göçle kurulan ilçe, göçle değişmeye başlar.

1991 yılında SSCB’nin dağılmasından sonra Gürcistan da bağımsızlığını ilân eder. Bağımsızlıkla birlikte Rusça gider, buralara Gürcüce gelir. Sovyet döneminde Rusçayı öğrenen, anadil olarak da Türkçeyi bilen, Gürcüce’yi bilmeyen Urumlar bir anda cahil kalırlar. Çünkü Gürcistan’ın resmî dili Gürcüce olmuştur. Urumlar çözümü yine göçte bulmuşlar. Rusçayı bildikleri için iş bulabilenler Rusya’ya gitmişler. Fırsattan istifade eden Yunanistan, onların Grek-Yunan kökenli olduğunu iddia etmiş. Onlara vatandaşlık hakkı tanımış, Selânik ve civarında yerleşme imkânı vermiş. Ukrayna ve Güney Kıbrıs’a gidenler de olmuş.

Bu mesele, nedense bizi pek ilgilendirmemiş!

1989 yılı nüfus sayımlarına göre Gürcistan’da 100.324 olan Urum nüfusu, 2002 yılında 15.166’ya düşmüş; günümüzde daha da azaldığı söylenmektedir. Ülke nüfusunun yaklaşık 2.2’lik kısmı göç etmiş oluyor. Zalka için de aynı kader geçerlidir. On beş yıl önce Zalka’daki Urum nüfusunun 40.000 olduğu biliniyor. Bugün bu sayı 1200’e inmiş.
Göç sonucunda Zalka’da Urum Türklerinin nüfusu 40.000’den 1200’e inince, ilçede etnik çoğunluğu Ermeniler ele geçirmişler. Bu da ikinci olumsuz bir gelişme.

Ahıska Türklerinin, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir sürgüne tabi tutulmasından sonra Ahıskalıların yaşadıkları yerlerin bir kısmı da Ermenilere verilmiş. Ahıska’nın Ahılkelek bölgesi, bugün Cavahet diye anılmaktadır. Ermeniler bu bölgede adeta özerk yaşamaktadırlar. Gürcü devletinin otoritesini tanımamakta, yöneticilerini kendileri seçmekte, kendi paralarını kullanmakta ve kendi dillerinde eğitim yapmaktadırlar. Ermeniler, bununla yetinmemekte, komşuları olan Zalka ilçesinde çoğunluğu sağlayınca oranın da kendi gayri resmi özerk bölgelerine bağlanmasını istemekte ve bunun için çaba sarf etmektedirler.

Rum Türklerinin tamamı, Erzurum, Kars, Bayburt ağzıyla Türkçe konuşmaktadırlar.

İlçede nüfus çoğunluğunu ele geçiren Ermenilerin de hepsi Türkçe bilmektedir. Birkaç köyde eskiden beri Gürcüler yaşıyormuş. Onlar da Türkçeyi biliyorlar. Göç edip giden Urumların yerine yerleşen Sıvanlar, Türkçe bilmiyorlar. Acaristan’dan göç edip gelen Acarların da az bir kısmı Türkçe biliyor. Bütün bunlara rağmen hâlâ ilçenin yüzde yetmişi Türkçe biliyor ve konuşuyor.

Urumlar, kurdukları bu köylere çoğunlukla Anadolu’da yaşadıkları yerleşim birimlerinin adlarını vermişler. Cinis köyü Erzurum’un Aşkale ilçesine bağlı Cinis köyünden göç eden Urumların kurduğu bir köydür. Bu köyde Kars ve Gümüşhane’den gelen Urumlar da var.

Zalka’ya bağlı kırk üç köy bulunmaktadır. Bu köylerde farklı etnik topluluklar yaşamaktadır. Bugün bu köylerde yaşayan etnik toplulukları, orada yaşayanlardan aldığımız bilgiler doğrultusunda şöyle sınıflandırabiliriz:

Ermenilerin yaşadıkları köyler: Arsavan, Aşkala, Ayazma, Burtnaşit, Çiftkilise, Dereköv, Deşbaş, Haçkov (Haçköy), Kabur, Kızılkilise, Kuşi, Nerdevan, Ozni, Tamara Haraba, Tecis.

Acarların yaşadıkları köyler: Başköv (Başköy), Hando, İmera, Kemola Haraba, Kerkun, Gumbet (Kümbet), Seharaba, Şipyak.

Azerbaycan Türklerinin yaşadıkları köyler: Erserven, Çölen, Gödekler.

Urumların yaşadıkları köyler: Avranlı, Beştaş, Santa.

Gürcülerin yaşadıkları köy: Reha.

Acar ve Urumların birlikte yaşadıkları köyler: Ahalik, Cinis, Çapaevka, Hadik, Tekkilise, Tıriyalet, Yedikilise.

Ermeni ve Gürcülerin birlikte yaşadıkları köyler: Hıramges, Bediyani.

Gürcü ve Urumların birlikte yaşadıkları köy: Güneykala.

Ermeni, Acar ve Urumların birlikte yaşadıkları köyler: Çinskaro.

Acar, Azerbaycan Türkü, Ermeni ve Gürcülerin birlikte yaşadığı yer: Zalka ilçe merkezi.

Hakkında bilgi sahibi olamadığımız köy: Kayrak.

Azerbaycanlı, Karapapak/Borçalı denilen Türklerin internet sitelerinde ise kendilerinin yaşadıkları köyler olarak şunlar sayılmaktadır: Ercivan (Sarvan), Kızılaçılı (Çölian), Gödekler, Minasazkend, Tecis (Çuluhlu), Kaheti.

Her gün içeriye ve dışarıya göçün olduğu bir ilçede nüfus sayısını da nüfusun etnik kökenini de doğru tespit etmek zor. Urumların yaşadığı köyler arasında sıraladığımız Santa köyünde bir ağa ve onun işlerini görenlerden başka kimsenin olmadığını söylediler. Toplam dört beş hanelik bir köy. Acarların yaşadıkları Kümbet köyü için de Urumlar bitmek üzere dediler.

Bazı köylerin birden çok ismi var. Biz burada ilçe merkezinden aldığımız haritadaki isimlere göre sınıflandırma yaptık. İlçe merkezinin nüfusu, bu etnik toplulukların hepsinden teşekkül etmektedir. Gürcülerin yaşadıkları yerler olarak ifade edilenlerden Reha dışındaki yerlerde, Gürcülerin kendinden saydıkları Sıvanlar yaşamaktadır.

Buradaki sınıflandırma, 2006 yılının ağustos ayına ait bilgilerdir. Zalka köylerinin birden çok adları var ve bir adın da birden çok söylenişi var.

Zalka’ya gittiğimiz ilk akşam bir Acar’ın evine misafir olduk. Tam elli gün önce Acara’dan göçüp buraya gelmişler. Geliş sebepleri Acara’da yaşanan toprak kayması. Bu tabiî felâketten zarar görenlere devlet yerleşmek için Zalka’yı göstermiş. 300 lariye, iki katlı betonarme bir ev almışlar. Evin önünde beş altı dönüm kadar tarla var. Tarlaya fasulye ve patates ekmişler. Tarlada meyve ağaçları da var. Aldıkları ev, göç eden bir Urumunmuş. Yunanistan’a giden Urum, bulduğu ilk müşteriye 300 lari deyip satmış. Zaten burada alt değer 300 lari, üst değer de 3000 dolar.

Akşam yemeğinden sonra sokağa çıktık. Gördüğümüz ilk kalabalığa doğru yürüdük. Selâmlaşmadan sonra muhabbete başladık. Hepsi Türkçe konuşuyor. Onlar benimTürkçe konuşmama hatta kasıtlı olarak yaptığım kendi ağızlarıyla konuşmama çok sevindiler. Doğrusu onların benim gibi konuşmasına da ben sevindimiştim.

Konuştuğumuz Urumlardan Tengiz Pasinov, uydu aracılığıyla seksen tane Türk kanalını izlediklerini ama konuşmaların ancak yüzde sekseni anladıklarını söylüyor. Aslında haklı. On beş yıl öncesine kadar Türk kanalı izleme imkânları yoktu. O dönemlerde büyüklerden Türkçeyi öğrenmişler. Tabi öğrendikleri Türkçe bugün bizim yazı dilimiz olan standart Türkçe dediğimiz İstanbul Türkçesi değil. Onlar Türkiye Türkçesinin Ahıska ağzını öğrenmişler. Konya’da komşu kadınla annem arasında tercümanlık yapmak zorunda kalmam aklıma geldi. Dolayısıyla İstanbul Türkçesinin yüzde seksenini anlamaları büyük bir başarıdır. Geçen yıl liseyi bitiren Giya Buludov ile konuşurken, otuz yaş altı gençlerin, Türk televizyonlarını seyrederek İstanbul Türkçesine çok yakın konuştuklarını öğrendik. İyi ki televizyon var, iyi ki uydular var!

Cinis Köyünde emekli öğretmen ve eski muhtar seksen yaşındaki Benyamin Bayazof’la konuştuk. Oğullarının Rusya’da çalıştığını, yıllardır onları görmediğini, küçücük torununun kocaman olduğunu anlatıyor. Bayazof’tan arazi adlarını saymasını istiyorum: “Kümbet yoli, Çikilitaş, Beşpuğarlar, Sağırlar, Gozolar, Kuçi yoli, Döngel, Palutlux, Mixayilin çayıri…” diye sayıyor.

Türkiye’den Zalka’ya Rus Generali Paskeviç’in ardından geldiklerini anlatırken Paskeviç’in efsaneleştiğini anlıyorum. Çünkü onun izinin dağlarda hâlâ var olduğunu söylüyor!

Tiflis’te çalışan Gabro Şuşanov, Cinis’teki kilisenin 1906 yılında Veliyanof familyasından fakir bir adamın yaptığını anlatıyor.

Ertesi gün inceleme ve araştırma yapmak için evden çıkıp yürürken penceresi açık evin ikinci katından gelen türkü sesini unutamıyorum. 1955 model askerî jipe binip köy köy dolaşmaya başladık. SSCB giderken askerler araçları satışa çıkarmışlar. Şoförümüz aracı o zaman almış. İlçe merkezine giden yolda karşımıza önce Ermenilerin yaşadığı Dereköy çıktı. Arabamızı küçük marketin önünde durdurup sahibi 55 yaşındaki Aram Torosyan’la konuştuk. Hem market işletiyor, hem hayvan besliyor hem de patates vb. şeyler ekiyormuş. Ermenilerin evlilikle ilgili adetlerini anlattı:

“Gediyersen bahirsen, sen kızi begenirsen, kız seni begenir. Birbirinen dil taparsız daha. Sora gedersiz nişan etmeye. Birinci sen o kıza bahen. Begeniyen sora kız sene. Sora yolliyen boyuglari. Gedeler kızın evine. Heyilli eder kızın anasınnan babasınnnan dedesinnnen. Eger razıdıllar. Gedeller onun evina. Yüzük tahıler, otureler. Nasıl ki söylesinner. Sora da olur. Bir günden sora da olur, iki günden sora da olur. Nişan edilır. Nişan yüzügi tahılır. Kız terefi oğlan terefine… Yahşi yüzük. Birilant. Yemek, çalgi malgi, çağirilir oynanır hep. Bizim muzika. Davul, zurna, klarnet. Ermeniların şeyi naki yahşi turkilari çağirelır. Müsülmannar çağirelır yahşi. Sora yeyip içyeler bir gün kurtuler. Sora kızi getireler eve götürüler bir günnan, iki günnan. Dügünden eveli. Sora işda geler. Şey güz noyabır, dekabır aylarında edilir dügün. Kışın. Yazın halh hep dişerde. Hısımların dişerde. Biz ederıh kışın. Dekabırda noyabırda. Jambarda. Boyük toy bolir. İki yuz uç yuz ev. Adam. Herkeşi pirigratlinni bilet oninan çağrıler. Yığıler iki yuz, uç yuz adam. Boyüg yerımız var. Opşi. Dügün yeri. Opşi yer. Orda bir gün yeyip içiler. Çalği. Birinci güni mali kesiler. Yeke. Dört yüz, beş yüz kiloluh. Erkek mal. Öküz. Öküzi kesilir. Yeyip içiler. Sora ikinci gün. Yemek çoğ yemek. Haşlama, dolma, herisi da var. Doli açıler. İçki, aram, çahır. Limonat, sodyum, her işi doli, orda kim yiyip içiler bir gün. Sora ikinci güni gene başlanir o iki yuz uç yuz adam. Oni da ahşama başler. Sabağa açer. Yeyip içiler. Oyniler. Opşi yerda. Gelini yuce getirdiler eve. O ahşam yoh ikinci güni gena. Harç verilir. Gena o toy başlaner. Gena. Üçünci gün. Toy başlaner ki. Yemah içmah, şaşli haşlama, her işi dolma işda gena yiyip içiler. Kurtuler. Gelin gelinnuh geyer bayaz. Kemer yoh. Başlıği. Kurtuler. Kiliseye geder. Kirvasi oler. Oglan oğlanın kirvasi olacah o dügüni kirva şeyeder. Ağa beyzat eder. Kirvasız dügin olmaz. Şey var turki da var. Çalgi var onar muzikanlar turki diyer. Sora da yahşi işleyilır. Yahşi yeyıler…”

Biz markette Aram Torosyan’la konuşup kayıt yaparken bir ara 18-20 yaşlarında bir genç, söze karıştı. Aram Torosyan’ın oğlu olduğunu öğrendim. Oğlu, babasından daha güzel Türkçe konuşuyor. Sebebinin Türk televizyon kanalları olduğunu düşünüyorum. Bu gençle biraz konuştuk. Telefon numaramı aldı. Türkiye’ye turist olarak gelmeyi düşünüyor. Kardeş gibi sarılıp vedalaşarak ayrıldık.

Yolumuzun üstündeki Tekkilise köyünde altı hane Urumun kaldığını söylediler. Sokaklarda konuşacak Urum bulamadık.

Yol üstünde Kala köyünde durduk. 1936 doğumlu Lena (Telli) Bayramaşvili ile konuştuk. Kendisi Urum ama bir Gürcü ile evlenmiş. Bize Köroğlu hikâyesinden, Kiziroğlu hikâyesinden bölümler anlattı. Annesinin bunları çok iyi bildiğini söyledi. Annesinin kendi köyleri için koştuğu türküyü okudu bizim için:

              Buna Salka derler çox olur fendi
       Biraz kartol bölduxo da tükendi
       Emekder kolxoznik emegi yandi
       Getdi yaşamamız bizlerin indi.

           Semtli Kala derler bunun adına
           Çürük kartol gene düşer yâdına
           Baxamaduxo taxılın tadına
           Getdi yaşamamız bizlerin indi.

          Düşündi bir usda türkiyi koşdi
           Bir vaxıt söyledi ağıza düşdi
            Söz gelişi deyi kadaloy geşdi
             Saymazux o iş olmadi oğul

Kala köyünden sonra Hadik köyüne vardık. Yetmiş iki yaşındaki Urum Türkü Sevhari Karslioğli (Karsliov) sokağın kenarına sandalyeye oturmuş, zaman dolduruyor. Karşısında bir Acar vardı. Dedeleri Kars’tan geldiği için bu soyadını aldıklarını söyledi. İki çocuğunun da Selânik’e gittiğini söyledi. Sıcak olduğu için Selânik’e giderse öleceğine inanıyor. Dedesi Mihayil Karslıoğlu’nun da tanınmış bir âşık olduğunu söylüyor.

Zalka ilçe merkezine gittik. İdare binasına uğradık. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Merkezi Başkanlığı yapan 67 yaşındaki Evren köyü doğumlu Urum Odisey Sotirovı ile ilçe merkezindeki odasında konuştuk. Sovyet sisteminin son yıllarında Zalka’daki fabrikaların kapatıldığını, fabrikaların demirlerinin dahi çeşitli ülkelere satıldığını üzülerek anlatıyor. Göçen Urumların evlerini satamamasına hayıflanıyor. Hatta o evlerde, Zalka’ya göç eden Acar ve Sıvanların zorla, parasız oturduklarını anlatıyor. Kendi de bin bir zahmetle yaptığı evi yok pahasına satmamaya inat etmiş. Onun için gitmediğini anlatıyor. Rusya’ya göç eden Urumların dağınık bir halde olduğunu ama yoğunlukla Mavsiva, Stavrapol ve Krasnodar’da yaşadıklarını söylüyor.

Sotirovı, çocuk dünyaya geldiğinde yapılan âdetleri şöyle anlattı:

“Çocuh düyneye gelende onun toynasını kesiller, sarılar şeye, göbegini. Oni bağlillar, hama kesillar. Bağ yeri kendindan düşir. Sora vafdis edillar. Sizin sünnet edillar. Bizim vaftis edillar. Ondan olduhdan sora olır ki bir hafda geçir, bir ay geçir, bir yıl geçir sora edillar. Keşş gelir. Halk çağırillar. Arhebelerini çağirillar.  Zubrahdan da kim isdir o da gelir. Sora olir kirva. Ben diyahki küçük bala senin uşağın ben bura çekiram ben oliram kirva. Sizde de olir. Siz de sünnet edillar. Bizda kesmah yohdur. Suyinan, haçinan paklillar. Vafdistan sora o şey oliyer. Vafdis evde de edillar kissede de ediller. Keşş gelir eve, evde de edebilir. Suyi keşş edir, bilmem. Keşş kendi nası su edir. Onun suyidir. Keşş ohir. Sözler ne ki var… Keşşin ne yoli var onnari ohir.”

İlçe binasında, yani kaymakamlık ve belediye başkanlığı binasında tuvaletlerde su yok! Aylardır yokmuş. Kimse ilgilenmiyormuş da. Zalka’da hayat şartları günden güne ağırlaşıyor.

Cinis köyünün muhtarı, 1949 doğumlu Gerakıl Bayazof ile Zalka idare binasında görüştük. Bilge bir insan. Öğretmenlikten emekli olmuş. Muhtarlık yapıyor. Türkiye’de akrabalarının olduğunu anlattı. Hatta karşılıklı ziyaretlerde bulunmuşlar. O güzel, akıcı Türkçesiyle bize maniler söyledi:

Ay zamana zamana
Oxi koydum kemene
Eşşekler arpa yiyir
At hasretdür samana.

Aşığım ara sözi
El sözi ara sözi
Sözüni özün danış
Ev yıxar ara sözi.

Aşşık yarıdan geçer
Gece yarıdan geçer
Nemertle dost olanın
Ömri yarıdan geçer

Aşığım bağda dere
Zülfüni bağda dara
Bülbüli gülden ötüri
Bağda çekdiler dara.

Halk şiiri tarzında şiirler de yazan Gerakıl Bayazof’un bir şiiri de şöyle:

Gönül düşme tal budağa,
Ey dolanmax vardan olur;
Her kimin çoxdur cafasi,
O axılsız serden olur.

Ser diyeler axılli başa,
Koççax dolanır hamaşa,
Özgeler çıxar tamaşa,
Yaxşi nöybet yardan olur

Yarınan kesilir kıymet,
Her bir yerde söylenir met (h),
Gelen konaxlara ay ürmet,
Namusunan ardan olur.

Ar namus bilmiyen insan,
Şirin danışmiyan lisan,
Teknelerde kulax asan,
Kalmakali şerden olur.

Şerinen kalmakal olmaz,
Nemerdin surfasi dolmaz,
Koççax iggidin irengi solmaz,
Koççax er kişi ardan olur.

Zalka Urumlarının aksakalı 1935 Dağ Çızgar (Çinsharo) Köyü doğumlu Emanuel Pilavof ile konuştuk. Kendisi Zalka’da Arşiv Müdürlüğü yapıyor. Her şeyden konuştuk. Bize 1800’lü yıllarda İstanbul’da sarayda atışmalara katılan Urum aşığı Cuğabi’den (Cevabî’den) bir bölüm okudu:

Şahan olem bu düynede gezeyim,
Varli bütün dertsiz adam tapılmaz.
Başarırsan konşiynan get yola,
Kırma ürek, ürek kırsan yapılmaz.

El kiridir gider bu dövlet varlıx,
Düynede mert yigit görmesin darlıx.
Neceki elinde vardır cayallıx
Hep yahşilıx bela fırsant tapılmaz.

Aşıh Cuğabi’nin bülbüli meti,
Saxın heç unutma ana ürmeti,
Parasız nökerdir ata hızmeti,
Ana südi göz ışıği tapılamaz.

İkinci gün Aşkale’ye gittik. Burası bir Ermeni köyü. 77 yaşındaki Arut Jangoçyan hayattan, pahalılıktan şikayet etti. O bölgede yaşayan Ermenilerin Türkçesi hakkında fikir edinmek için konuşmasını kendi ağzıyla tespit ettim:

“Sabaxdan kaxirim. Mali koyuni heyvannar hamısın katirim süriya. Altida yeddide. Sora secaya düçamiyerim. Aragımi içerim. Varıp gederim işime. İşimi evel gurtarıp gelip biraz dincelip sora gene mal koyun gelir. Özge baxıp. Öz işimi kayırırım.

Besi alirim. Ne besi. Hamisi otuz lari. Otuz üç lari düz diyem. Yalan palan olmasın. Ottuz üç lari. O da na otuz lari ışığın puli ver. Öbüri diyer koruxcunun puli ver. Öbüri diyer felen işda puli ver. Elimde katax kalmiyer.

Sora ekiyerim. Kancari emirim. Agaracımız var. Bir yekdar toprağımız var. Bir yekdar on yeddi sotti.  Verifler bize. Onida ele diyerim biz dolanmiyax biz tez ölah.  Deynen niye. Gedersin tırakdöre, tırakdör buradadır. Puluni ver gedem. Ekersin. Bu gaderdir. Sora biçersin bu gaderdir. Eve getirersin bu gaderdir. Sogra sayersin ki elinde bişe galmer. Biz özümüz ne ki çabalerıx oni galer. Ahan dolanmax. Ne dolanmax? Dolanmax yoxdur burda. Evelden yaxşiydi. Hindi yoh. Sabaxdan kalxax olerdi. Bax bugünde. Burada dolanmax yohdur. Bize bir düşer ki çekax öbür dünyeye. Cevan cuvannın hamsı gedifdi. Urusete… Na bilem. Her bir yere gedifdi. Bir kocalar galmışıx. Kim ki bişe elinden gelmiyer onnar galmışıx.”

Danisparavul’dan evlerini toprak kaymasından sonra Urumların evlerine yerleşme izni verilen ve bir yıl önce göç ederek buraya gelen Acaralı Müslüman Tamaz Hozrevanidze de Türkçe biliyor. Onun söyledikleri de -kendi ağzıyla- şöyle:

  “Eksi familyasi Ağagillardur bizim. Aho şeyda Papalo’da (Papola Posof’un bir köyü olup yeni adı Armutveren’dir) var ollar. Dinna dinna. Otuz yeddi senede (1937) dedemi tutdilar. Dedem geziyerde o Papalo’da. Onda degirmani var dedemin. Ben eşitmişim bizim eksilardan da onda degirmani varimiş. Sora otuz yediya tutdilar dedemi da sora getdi. Stalin tutdi. Geçip getdi. Ondan kayri bişe bilmam. O tutiyerdi kim ki adam işliyerdi, şeyi varidi. Naya Turkiya’ya gediyerdi, nayediyerdi. Hade. İki oğli kaldi dedemin beş kızi. Yetimlux. Çox mali varidi. Topraği varidi. Danisparavul’da işliyerdi. Tutdilar. Geçip getdi. Beş bibim kaldi. İki kardaş. Babaminan emim. Biri on bir yaşındaydi öbürisi babam doxuz yaşında. Sora benim babam böyüdi. Biz yetişdux. Onun merakından bir sozi nasılidi bilursun? Bişe ki diyerdilar. San de yilan adamın evladisin de. Babama diyerdilara. Komşilar orda. Onuçun ki her şey varidi babamın. Dedemın. Çox mali varidi. Topraği varidi da. Tayanmiyerdilar. O zaman işpiyonnar çoğidi. Sıtalin’in adamlari. Ela işlar.” 

65 yaşındaki Selda (Sivete) Hanımla konuşuyoruz. Hangi köylü olduğunu söylemiyor. Komşularının göç etmesi doluyısıyla yalnızlıktan yakınıyor. Türkiye’ye sık sık gittiğini söylüyor. Telefonunu çıkarıyor. Kullanım dilini Türkçe yapmışlar bu Türkçeyi zor anlıyorum, diyor.

Zalka’da evler ya tek katlı ya da iki katlı. Genellikle taş yapı. Hemen hemen hepsinin önünde bir bostan, bahçe hatta tarla var. İnsanların geçim kaynağı tarım ve hayvancılık. Bunun yanında iş bulanlar çalışıyor. Aralıklı olarak koruluklar var. O ağaçları dedelerinin diktiğini söylüyorlar. Dağ havası var. Üç beş tane de gölü var. Balıkçılık da yapılıyormuş.

Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Erzurum boru hatları Zalka’dan geçiyor. Orada çalışanlar da var. Yakın bir zamanda yapılması düşünülen Kars-Bakü tren hattı da Zalka’dan geçecek. Dolayısıyla eski “İpek Yolu” biraz yön değiştiriyor. Zalkalılar bu geçişlerden memnunlar.

Hemen hemen her köyde kilise var. Bununla birlikte kiliseye hiç gitmediğini söyleyenler de var. Mezarlıklarında dikili mezar taşları var ama baş kısmının şekli farklı. Bir de İkinci Dünya Savaşı’na gidip de geri gelmeyenlerin fotoğraflarının yer aldığı “pomatlık” dedikleri dikkate değer anıtları var.

Türkiye’ye Türk insanına olumlu bakıyorlar. Eskiden kötü şeyler olmuş diyorlar, o kadar. Ama onlar da artık dünyaya “yeni kafa” ile bakmak lâzım, diyorlar.

1828’den beri Türkçenin yankılandığı bu ilçede halkın yüzde yetmişten fazlası hâlâ Türkçe biliyor ve konuşuyor. Gençler televizyonların katkısıyla İstanbul Türkçesine daha yakın konuşuyorlar. Dileriz Zalka’da Türkçe hep konuşulur.

Zalka ilçesinde Arşiv Müdürlüğü yapan Urumların büyüğü Emanual Pilavof size selâmlarıyla birlikte şunları söyledi:  “Bu yollar ki açıldiysa Savet hökümetinden sora biz gidiyerıx. Tursya’yi (Türkiye’yi) geçip gidiyerıx. Biz çoh raziyıx. Düzgüni demax lazımdır. Biz ki gidiyerıx orda egleniyerıx, oturiyerıx, kalxiyerıx. Çay içiyerıx. Biz çox razi geliyerıx. Çox xoş dilinen konuşiyiller. Yaxşi. Yaxşi bizlerden ötüri köti degil. Düzüni diyerıx biz. Biz çoh ürmetinen size baxiyerıx. Biz isdiyerıx ki siz de bize ela yaxşi baxasız.”

Prof. Şüreddin Memmedli’nin verdiği bilgiler:

1838’de burada 764 kişi Türkçe konuşan Urumlar kaydedilmiştir. Daha sonra Erzurum’dan ve Anadolu’nun başka yerlerinden gelen Ermenilerle birlikte 505 Urum ailesi daha gelip Ağbulak ve Çalka bölgelerine yerleşmişlerdir. 1864 yılında Çalka’da 1075 Urum ailesi bulunmaktaydı.

1886 yılında Borçalı kazasında Urum nüfusu 17.815 kişiydi.

Günümüzde Çalka’da Urumların sayısı azalmıştır. Onların çoğu bilhassa gençler Yunanistan’a ve Rusya’ya gitmişlerdir. Bu ilçede 1989’da 100.324 kişi olan nüfus, 2002’de 15.166 kişiye düşmüştür. Yani 85.158 kişi göç etmiştir. Böylece nüfusun % 85’i gitmiştir.

Urumların üç köyü (Hramhes, Karakom ve Reha) tamamen boşalmıştır.

Şimdi Çalka’daki Urum köyleri ve bu köylerin nüfusu şöyledir:
Avranlı    :     700
Beştaş     :     350
Yeddikilisa:     350
Cinis     :     300
Güneykale :     200
Başköy    :     200
Tikkilisa:     150
Cızkar    :     150
Kiryak    :     130
Ahalık    :    100
Livad    :    100
İmera    :    50
Haraba    :    50
Şipyak    :    30

Görüldüğü gibi bu köylerin adları Türkçedir.

Şunu da ilâve etmeli ki günümüzde belirli sayıda Urumlar, Gürcistan’da Tiflis, Acaristan (Batum, Kobulet, Helvaçavur) ve Borçalı bölgesinde de yaşamaktadırlar. Çalka’ya yakın Ağbulak (Tetrisxaro) ilçesinde Alget, İraka köylerinde de Urumlar yaşamaktadır.

Sözünü ettiğimiz bu Urumlarda folklor ve âşık edebiyatı geleneği tamamen Türkçedir. Burada yaşamış Âşık Pehlevan’ın şiirleri dikkat çekicidir. O, Cızkar köyünde yaşamış, 20. yüzyılın başlarında âşıklık etmiştir.  200’den fazla koşma ve 40 destanı bulunmaktadır. Birçok şiiri, 1920-1930 yıllarında Tiflis’te neşredilen Dan Yıldızı dergisinde çıkmıştır. Bundan başka

Triyaletli Sefil, Âşık Cuğabî (19. asır), Cızkarlı Âşık Pehlevan (20. asrın birinci yarısı), Barmaksızlı Âşık Sokrat Gülecî (1910-1989), Yeddikilisalı Âşık Dursun Sohbetî (1925-1992), Demirbulaklı Âşık Mose (20. asrın ikinci yarısı)gibi âşıklar da bilinmektedir.

Urumlar, Türkçe konuşur, mani ve şarkılarını da Türkçe söylerler. Cenaze törenlerini de Türkçe dualarla yaparlar. Onların Türkçesinde Borçalı Karapapak ağzının tesiri de görülür.

Urumlar, sazı ve âşıkları çok sevmektedirler. Düğünleri Borçalı âşık ve mugannilerini davet ederek yapıyorlar.