Ahıska Sorunu İçin Temas ve Çözüm

Konuşmacı: Av. Ünsal AKTAŞ

Ahıska sorununa çözüm ümidiyle uzak coğrafyalardan ata yurdumuza teşrif eden ‘küresel haymatlos’ kardeşlerim!

Bundan iki yıl iki ay önce de  ‘Sürgünün 60. Yıl Dönümünde I. Ahıska Türkleri Konferansı’   vesilesiyle birlikte olmuştuk. Şair Fuzulî, “Söylesem tesiri yok, sussam gönlüm razı değil!” demiş. Öyleyse burada söylenmesi gerekli tüm gerçeklere mutlaka işaret etme zarureti vardır. Nitekim milyonlarca kilometre kareye dağıtılmış 500.000 gönüllü vatan hadimini Türkiye muhibbi yaptırmayan  baht utansın!

‘Ahıska Türklerinin Vatana Dönüş Meselesi’ Uluslararası bir karakter arz etmektedir. Bu tespit, sorunun başlangıcı /icrası (sürgün),sorunun gelişimi (sürgün bölgeleri) ve sorunun bugünü ( intikal bölgeleri ve taraf ülkeler) itibariyle çok yönlü, çok taraflı ve çok boyutlu bir nitelikten kaynaklanmaktadır.

Bu kendine özgü sorunun çözümü için doğrudan taraf olması gereken ülkeleri açık bir şekilde tespit ve ifade etmemiz gerekmektedir. Zira Gürcistan Yönetimi 1999 da geriye dönüş için gerekli yasal düzenlemelerin 6 yıl içinde yapılarak tüm sürecin 2011 de sonuçlanacağını Avrupa Konseyi’ne duyurmuş ve dolayısıyla tam bir taahhüt altına girmiştir. Bu çerçevede öncelikle taraf ve çözüm ayağı olacak ülkeler sırasıyla şunlardır; yaşanan tüm acıların asli mesulü Türkiye’dir. Türkiye’nin çevre kuşağını Türksüzleştirme projesinin bir parçası olarak Ahıskalılar  hedef olmuşlardır. Nitekim 14 Kasım 1944 sürgününden kısa bir süre sonra, resmi Gürcü talepleri, Tiflis’te Gürcü diliyle çıkan ‘Kommunist’ adlı gazetede, 14 Aralık 1945 tarihinde akademi azalarından Djanaşia ve Berdzenişvili imzalarıyla ‘Türkiye’den meşru taleplerimiz’ başlığıyla neşredilmiştir. Bugün için uykuda ve kuluçkada görülse de bu taleplerden hala vazgeçilmiş değildir. Bu talepler, ilerleyen yıllarda Sovyetlerin baskı ve kriz politikalarının parçası olmuş ve nihayetinde Türkiye sür’atle NATO’ya iştirak etmiştir. Öyleyse  Ahıska Türklerine ihale edilecek özel ve mevzi hiçbir sorumluluk yoktur. Ülkeleri hiçbir zaman Alman işgaline girmeyen Ahıska Türklerinin sürgün nedeninin ‘doğrudan doğruya Türkiye ile ilgili’ olması asla unutulmamalıdır. İlliyet bağının her iki tarafında da Türkiye’ye yönelik tedbirler ile Ahıskalıların Türk soylu olması ve sınıra yakın bulunmaları hususu daima hatırlanmalıdır. Bu aşamada Türkiye her türlü yasal düzenlemedeki aktif ve müsbet rolünü siyasi kararlılık noktasında da ifa etmelidir. Ahıska Türklerine reva görülen soykırımın tasarlayıcısı ve  icracısı olan Sovyetler Birliği bu siyasi kararın arkasındaki sorumludur. Sovyetlerin devamı olan Rusya Federasyonu uluslararası hukuk zemininde mutlaka tazminatlara muhatap olmalıdır. Ahıska sürgününün dünü ve mağduriyetin bugünü itibariyle her türlü tazminatlar konusunu işlemek akli, vicdani ve meşru bir taleptir. Tazminatlar meselesi Ahıska sorununun çözümüne stratejik zenginlik, stratejik avantaj ve müzakere yeteneği çerçevesinde stratejik hasılat da kazandıracaktır.

Sorunun çözümünde bulunması gereken diğer bir aktör ise ABD’dir Bu taraf olmanın arkasındaki gerçekler şöyle ifade edilebilir; BM bünyesindeki tüm kuruluşların en etkin ismi ABD’dir. Ayrıca Gürcistan’da ki Ermeni topluluğu bu ülkenin doğrudan tesiri altındadır. Keza mevcut Gürcistan yönetimi ile bölgedeki başka ülkelerde ABD ile stratejik ilişkiler içerisindedirler. Krasnador bölgesinde ki Ahıska’lıların ABD’ye intikal projesi de bu ilginin önemli bir göstergesini teşkil etmektedir. Son olarak Ahıska sorununun çözümünde doğrudan taraf olacak ülke şüphesiz ki Gürcistan’dır.

Nef’i çağımızda yaşasaydı herhalde ‘nar ağacım, nar ağacım; nasıl oldun dar ağacım’ ibareli şiirine ‘Fergana çığlığı’ adını verirdi. Dolayısıyla çözüm sürecinde Özbekistan’nın bulunmayışı tabiî ki  büyük bir eksiklik olmayacaktır.

***

 

Ahıska sorunu özel karakteri itibariyle temennilere ve tesadüflere terk edilemez. Sorun; kaprisler, kompleksler, ricalar, dilekler, feryatlar, hırçınlıklar ve ertelemelerden öte başlı başına bir restorasyon mesaisi ile sabırlı ve akılcı bir  kriz yönetimi şeklinde gündeme taşınmalıdır.

Uluslararası iklim ve zemin uygun bir kıvamdadır.  Günümüz konjonktürünü belirleyen yeni dengeler, aktörler, yaklaşımlar ve unsurlar bizi bu teklifi yapmaya cesaretlendirmektedir. Bilindiği üzere Ukrayna Parlamentosu  28 Kasım 2006 tarihinde Stalin döneminde yaşanan ve milyonlarca insanın ölmesiyle sonuçlanan 1930 -1933 yıllarına ait açlık felaketini soykırım olarak kabul etmiştir. Rusya Federasyonu kendi parlamentosu Duma’dan 2005 yılında bir karar geçirerek 1915 yılı hadiselerini soykırım olarak tanımıştır. Rusya Federasyonu ile Gürcistan ilişkileri ise en gergin ve soğuk dönemini yaşamaktadır. ABD’nin bölgeye yönelik inisiyatif projeleri yukarıdaki gelişmeleri   destekler mahiyettedir. Karadeniz’in mücavir alanında ve Kafkasya’da şartlar ve dengeler sürekli yenilenirken, bölge ülkelerinden bazıları NATO’ya girmiş olup bazıları da sıradadır. Küresel gelişmeler çerçevesinde insan hakları, yükselen bir değer olarak en etkin dönemini yaşamaktadır. Dolayısıyla geçmişe kıyasen karşımızda tek ve müstebit bir güç olarak muhatap alınamayan S.S.C.B bulunmamaktadır. Kapalı gündemler ve soğuk savaş anlayışı geride kalmıştır. Bilişim ve iletişim teknolojisinin gelişme hızı ve yaygınlığı herkesin malumudur.

Ahıska sorununu küresel gündemin ayrılmaz bir parçası yapmak başlı başına bir hedef teşkil etmektedir. Şüphesiz ki bu amaç düzenli ve sürekli bir mesaiye ihtiyaç duymaktadır. Bu değerlendirmenin gereği olarak mevcut imkanlar ve kadrolardan azami hasılat temin için yeni yapılanmalara ve desteklere yönelmek esastır. 2007, 2008 ve 2009 yılları ‘Ahıska İş/Çalışma Programı’nı hayata geçirmek için pilot dönem olarak ilan edilmelidir.Makul bir süreçte bu programın icracısı olarak ‘Temas ve Çözüm Grubu’ oluşturulmalıdır. Grubun acil ve asli amacı ‘Ahıska Sorunu’nu Küresel Gündeme Taşıma ve Gündemin Ayrılmaz Parçası’ yapmak şeklinde özetlenebilir. Ahıska sorununu taraf ülkeler, çevre ülkeler ve küresel güçlerin bünyesinden sabırla (izah ve ikna yoluyla) transfer edilecek olan sanatçılar, bilim adamları, sporcular ve sektörel uzmanlardan vb. oluşacak ‘Ahıska dostları’ alt projesi fevkalade önemlidir. Bu yapının başlangıç çalışma dönemleri için ‘gönüllülük veya teklif usulü’ doğru bir metot olarak düşünülmektedir. Bu vesile ile ihdas edilecek ‘ Ahıska günleri ’ ve Ahıska’yı unutma/hatırla (t)’ etkinlikleri de ciddi katkılar sağlayacaktır. Uygun bir süreçte konu BM destekli zemine taşınmak üzere temas ve çözüm grubunun öncülüğünde şekillenmelidir. Çalışma dönemlerinde şiir günleri, fotoğraf sergileri, sözlü tarih denemeleri, Aksakal-Ziyalı sohbetleri, yazılı ve kayıtlı anılar, öykü günleri, tanıtım yemekleri, asla ihmal edilmemelidir. Mesaj, elektronik posta ve faksların hedef adres ve şahıslara devamlı akışı, grup sekretaryasının asgari ve mutat meşguliyeti olmalıdır. Tüm bu uğraşılar aynı zamanda tazminatların ve sürgün tarihinin toplumsal aynası olacaktır.

Temas ve Çözüm Grubu mesai verirken kendi Bürokrasisini üretmemelidir. Sürgünün üzerinden 62 yıl geçmiştir. Sürgün bölgelerinin ve ülkelerinin farklılığından kaynaklanan yeni sorunlar meselenin özüne galebe çalmamalıdır. Ahıska Türlüğünün temel ve değişmez düstur ve içtihadı net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu bölge kadim Kıpçak Türk Yurdu olup, sürgün esnasında hangi kimlikle sürüldülerse aynı kimlikle sürgün öncesi yerlere dönmeleri esastır. Bu konuyu tartışmaya açacak tüm mülahazalar hangi ülke, hangi kurum ve hangi şahıstan gelirse gelsin yanlıştır, zararlıdır. Temas ve Çözüm Grubu’nun asli destek zemini şüphesiz ki ‘Gürcü Lobisi’ni de aşacak olan Türk Kamuoyudur. Bu itimatname yaygın ve kalıcı surette kurulmadan grubun uluslar arası başarısı eksik kalacaktır.

‘Yoğun Güdümlü Bir Diaspora’ yukarıda ki işlere süreklilik kazandıramaz. Bu konuda ki örnekler ve yanlışlar ortadadır. Bu tarz meselelere aşırı müdahil olmak mitoz bölünmeyi beslemekte, vaki blokaj giderek toplumsal patinajı kaçınılmaz kılmaktadır. Yakın tarihlerde Kıbrıs ve Kerkük de yaşanan kimi zafiyetlerin arkasında bu yanlış uygulama mevcuttur. Kırım Milli Hareket Teşkilatı’nın S.S.C.B bünyesinde ki teşkilatlanma modeli ve çalışma anlayışı doğru ve anlamlı bir emsaldir. Konuyu ve gelişmeleri yaklaşık kırk yıldır yakinen bilen az sayıda ki kişileden biri olarak iftiharla telaffuz ve teklif ediyorum. Kırım Milli Meselesine genç yaşlarda intisap ettiğim yapı ve dokunun geleneklerinden güç alarak çalıştık. Soğuk savaş döneminin acımasızlığında adım adım yol aldık. Promete teşkilatı, Paris Bloku, S.B.Ö.E (Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsü, Radyo Liberty, Dergi dergisi) bu sürecin başlangıcıydı. Daha sonra Sovyet muhalifleriyle (Sakharov, Soljenitsin, Ayşe Seyitmuratova vb.) başlayan dayanışma içerde Samizdat, Hür Dünyada Helsinki “Woch, Freedem House vb. şeklinde gelişti. Çircik’de başlatılan mitingler Moskova’ya yansıdı. Ve giderek Küresel gündemin parçasına dönüştü. Aslında bütün organizasyonu yürüten yukarıda tanımladığımız bir tür temas ve çözüm gurubuydu. Bilindiği üzere sayısız mücadele yöntemlerinin desteğinde bugün Kırım’da 330.000 Kırım Tatarı yaşamaktadır. 1987’de Kırım’da bu sayı nerdeyse hiç yoktu. Dolayısıyla bu makul başarı anlaşılabilir ve örnek alınabilir vasıftadır. Çözüm sürecinde Ahıska Türkleri özde sadece kendilerinin olduğunu ve hiçbir kuvvetten lütuf, himmet ve atıfet beklemediklerini bilmek durumundadırlar. Bu gerçeğin ışığında ‘ rağmen ’ unsurunu çok iyi değerlendirmek zorundadırlar. Gürcistan’ın korkuları net bir şekilde tanımlanmalıdır. Dönüş süreci için üretilen ‘ Gürcistan’a gir, Ahıska’ya girme’ ve belli bir kotayı aşma ( nüfus bazında ) konuları için çözüm ve temas grubunun ısrarlı ve sabırlı mesaisi gerekmektedir. Ahıska Sürgününü çözüm sürecinde bölgedeki başka halkların benzeri sorunlarıyla özdeşleştirmemek gerekmektedir. Çözüm ve temas grubuna profesyonel olmayan ve dar bir kesimi  temsil eden uzlaşma kültüründen uzak dernek anlayışı sirayet etmemelidir. Ancak Türkiye’ye serbest göç ile gelen 40.000’i aşkın Ahıska Türkünün temsil yüzdesi bu tabloya yansıtılmalıdır.

 


* Kırım Dergisi Editörü, Kök Vakfı Kırım-Kafkasya Enstitüsü Başkanı