Türk Dünyası ve Ahıska Türkleri

Konuşmacı: Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN 

Atlas Okyanusu’ndan Büyük Okyanus’a kadar uzanan Türk dünyası, tarihin her döneminde önemli gelişmelere sahne olmuştur. Tarih boyunca kurulmuş olan Türk devletleri böylesine büyük bir coğrafyanın değişik yerlerinde gündeme gelmişler ve her dönemde bir Türk varlığını dünyanın ana karası üzerinde devam ettirmişlerdir. En doğuda Yakut Cumhuriyeti ile başlayan bu coğrafya, en batıda Finlandiya, Estonya ve Macar Cumhuriyeti’ne kadar uzanmaktadır. Bugün Avrupa Birliğinin içinde de Türk asıllı ülkeler vardır. Ama bunun yanı sıra Rusya ve Çin Federasyonlarının içinde de Türk asıllı devletler varlıklarını sürdürmektedirler.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan iki kutuplu dünya yapılanması içinde Türk kavimleri ve devletleri karşıt kutuplar içinde yer almak zorunda kalmışlardır. XX. Yüzyılın başlarında yıkılan Rus Çarlığı ve Osmanlı İmparatorluğu batıdan doğuya doğru yönelmeyi gündeme getirdiğinde, Türk Dünyası için yeni bir dönem başlamıştır. Rus Çarlığının yıkılmasından sonra ortaya çıkan Sovyetler Birliği, bir ideolojik imparatorluk olarak eski Rus hegemonyası alanlarını yeniden merkezî bir güç etrafında birleştirmiştir. Aynı dönemde yıkılan Osmanlı imparatorluğu yerine Rusya’da olduğu gibi yeni bir imparatorluk kurulmadığı için Türk dünyası parçalanmış ve bu parçalı yapı daha sonraki dönemlerde karşıt kutuplar içinde varlığını sürdürmek zorunda kalmıştır. İki karşıt kutup arasına sıkışan Türk dünyası, kutuplar arası gerginliklerde karşılıklı oyunlara malzeme olarak kullanılmış ve bu durumdan da fazlasıyla zarar görmüştür.

Asya ve Avrupa kıtalarının kesişme noktasında yer alan Kafkasya Bölgesi, bu karşılıklı çekişmelerde bir istikrarsızlık adası olarak öne çıkmış ve her dönemde siyasal merkezlerin baskılarıyla karşı karşıya kalmıştır. Birinci Dünya Savaşı süresince ortaya çıkan istikrarsızlık, Kızıl Ordu’nun bu bölgeleri işgal etmesiyle önlenmiş, savaş sonrasında kurulan ideolojik imparatorluğun getirdiği istikrar döneminde Kafkasya halkları baskı düzeniyle oluşturulan bir barış aşamasına gelmişlerdir. Ne var ki, İkinci Dünya Savaşı’nın Hitler çılgınlığıyla başlamasında sonra Balkanlarla beraber Kafkaslar karışmış, savaş yıllarında yeni cephelerin açılmasıyla istikrarsızlık tekrar devreye girmiştir. Sovyetler Birliği faşist Almanya ile savaşırken, Almanya, Kafkasları da karıştırmak istemiş ve bu bölgenin Müslüman asıllı Türk kavimlerini Rusya hegemonyasına karşı ayaklandırmanın çabası içine girmiştir. Rusya’yı iki cephede savaşa zorlamak için Almanya, Balkanlarla beraber Kafkasya’yı işgale kalkışmış ve bu doğrultuda önce Çeçenleri daha sonra da Kafkasya’nın diğer Müslüman ve Türk asıllı boylarını Rusya’ya karşı ayaklandırmaya çalışmıştır. Rus işgaline karşı her zaman tepkili olan Çeçenler bu fırsattan yararlanarak başkaldırmışlar ve böylece Kafkaslarda yeni bir istikrarsızlık dönemi gündeme gelmiştir.

O dönemde Sovyetler Birliği’nin başında bulunan Gürcü asıllı Stalin isimli diktatör, Almanya’nın önünü kesmek üzere 1944 yılında Çeçenleri ve diğer bazı Müslüman Kafkas topluluklarını Orta Asya’ya sürme kararı almıştır. İşte bu aşamada Ahıska bölgesinde yaşamakta olan Türklerin de yerlerinden edildiği görülmektedir. Çeçenler ve diğer Müslüman Kafkas toplulukları ile beraber Ahıska Türkleri de anavatanlarından kopartılarak Orta Asya’nın uçsuz bucaksız çöl alanlarına sürülmüştür. Asya’nın o bölgelerindeki Türk topluluklarının arasına sürülen Kafkas Müslümanları zorla gönderildikleri yerlerde Sovyet emperyalizminin baskısı altında dağınık bir biçimde yaşamaya mahkûm edilmişlerdir.

Tren vagonlarına doldurularak, insanı koşulların tamamen dışındaki koşullarda, yarı aç yarı tok bir vaziyette Orta Asya’nın çeşitli bölgelerine sürgüne gönderilen Kafkas halkları içinde Ahıska Türklerinin çok farklı bir yeri olmuştur. Çeçenler ve diğer Kafkas topluluklarının kendilerine ait bir ülkeleri bulunmasına rağmen, Ahıska Türkleri Gürcistan sınırları içinde kalan bir bölgeden gelmeleri nedeniyle vatansız insan muamelesine maruz kalmışlardır.

Ahıska Türklerinin Müslüman olmaları, Gürcistan’ın ise bir Hıristiyan ülke olması gerçekliliği karşısında hem Gürcistan hem de Sovyet yönetimi Ahıska Türklerini vatansız kabul etmişlerdir. Hıristiyan Gürcü yönetimi, Ahıska Bölgesini Müslümanlardan temizlemek isterken Sovyet emperyalizminin Müslümanlara karşı olan politikalarından yararlanmıştır. Kafkas asıllı bir halk olan Ahıska Türkleri Orta Asya’dan çok uzakta yaşamlarını sürdürürken birden hiç bilmedikleri bir bölgede kendilerini görmeleri karşısında ne olduğunu anlayamamışlardır. Sovyetler Birliği’nin din olgusunu toplumsal yaşamın dışına çıkartan tutumu nedeniyle, Ahıska Türklerinin Orta Asya Türkleri ile İslamiyet çerçevesinde bir araya gelmeleri son derece zor olmuş, yüzyıllardır Türklerin ortak dini olan Müslümanlık, Sovyet yönetiminde devre dışı bırakılınca, Ahıska Türkleri ortak bir dinin varlığından Orta Asya Türk bölgelerinde yararlanamamışlar ve sahip oldukları ortak kimlik Orta Asya Türklerinden bir farklılık olarak öne geçmiştir. Ahıska Türkleri, Sosyalist düzenin dini dışlayan yapısında Orta Asya Türkleri ile bir dinsel yaklaşım içinde olmamış, ama bir etnik farklılaşma içerisinde yeni yaşamlarını sürdürmeye çalışmışlardır. Bu durumda Ahıska Türklerinin Orta Asya Türkleri ile kaynaşmalarının önlenmiş ve sürekli olarak yeni ülkelerinde dışlanmalarına yol açmıştır.

Sosyalist rejim altında Ahıska Türkleri, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan gibi Orta Asya Cumhuriyetlerinde yaşamlarını sürdürmeye çaba göstermişler ama karşılaştıkları zorluklar nedeniyle bir türlü toparlanamamışlardır. Kendi vatanlarından zorla uzaklaştırılan Ahıska Türkleri, bir anlamda uzaklarda kalan insanlar konumuna sürüklenmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği konjonktür doğrultusunda, anavatanlarından kovulan Ahıskalılar, hem gittikleri yerlerde yabancı muamelesine maruz kalmışlar, hem de Sovyet yönetimince güvenilmez insanlar olarak görülmüşlerdir. Bu karşı tutum nedeniyle Ahıskalıların yeni yurtlarında yerleşik bir düzen kurmaları son derece zor olmuştur. Gittikleri yerlere barınma ve iş bulma konularında zorlanırlarken devlet yardımları yetersiz kalmış ve yurdundan edilmenin son derece olumsuz sonuçlarını yaşamışlardır. Orta Asya’nın bir uygun bölgesine topluca yerleştirilmedikleri için çeşitli kentlere dağılmışlardır. Bu yüzden de toplu ve düzenli dayanışma şansını elde edememişlerdir. Dağınık bir yerleşim nedeniyle, her kentte yabancı ve azınlık muamelesiyle karşılaşmışlardır. Kurdukları dernekler toplu bir dayanışma düzeninin oluşturulmasında yetersiz kalmıştır.

Sosyalist sistemin devletçi düzeni, Ahıska Türklerinin sorunlarının çözümünde başarılı olamamıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılması üzerine girilen yeni dönemde devlet zoru ve baskısı kalktığı için, Orta Asya ülkelerinde bir türlü mutlu olamayan Ahıskalılar, yeniden anavatanlarına dönebilmek üzere harekete geçmişlerdir. Demirperdenin kalkması üzerine Batıya doğru yönelen Ahıska Türkleri, Gürcistan yönetiminin olumsuz tutumu nedeniyle anavatanları olan Ahıska bölgesine dönemeyince, Gürcü ülkesinin komşusu olan Türkiye’ye gelmeye başlamışlardır.

Sosyalist sistemin dağılmasından sonra epeyce bir Ahıska Türkünün Batıya doğru göç ederek Türkiye’ye geldiği görülmektedir. Türk dünyasının bir parçası olan Ahıskalılar, 20. Yüzyılın son yıllarında Türkiye’ye gelerek ikinci vatanları olarak kabul ettikleri Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde kendilerine yeni bir gelecek aramışlardır. Bunların bir kısmı Iğdır ve Ağrı gibi, Gürcistan’a sınır olan bölgelere yerleştirilmişler, bir kısmı da Türkiye’nin göçmen kabul edilen Ankara, İstanbul, Bursa, Denizli ve Antalya gibi büyük kentlerine yerleşmişlerdir. Gittikleri yerlerde bir Türk olarak Türkiye toplumu ile daha rahat kaynaşmışlar ve burada kendileri ikinci vatanlarında hissetmişlerdir. Bu çerçevede önemli bir miktar Ahıska Türkünün artık Türk vatandaşı olarak Türkiye’ye yerleştiği ve kendilerine iş düzeni kurarak Türkiye ile bütünleştikleri görülmektedir. Türkiye’de kimlik tartışmalarının başladığı bir dönemde dışarıdan Türk kimlikli bir toplumunun gelerek Türkiye’ye yerleşmeleri, Anadolu’daki Türk varlığının güçlenmesi açısından önemli bir katkı sağlamıştır. Ahıska Türkleri, Türkiye’de artık bir Türk olarak Türk dünyasının geleceği ile yakından ilgilenme şansını elde etmişlerdir.

Ahıska Türkleri her gittikleri ülkede hem Türk dünyasının hem de kendi geleceklerinin ele alındığı çeşitli toplantılar düzenlemişlerdir. Türk dünyasının bir parçası olarak kendilerini yalnız hissetmeyen Ahıskalılar, kedi gelecekleri kadar Türk dünyasının geleceği ile de yakından ilgilenmişlerdir. Önümüzdeki dönemde ortaya çıkabilecek gelişmeler göre, Ahıskalılar da Türk dünyası ile beraber ortak bir geleceğe yönelebilmenin arayışı içinde olmuşlardır.

Bu arayış, Türk dünyası ile beraber Türkiye ve Gürcistan’ın geleceğini de gündeme getirmektedir. Ahıskalılar kendi geleceklerini ararken, Ahıska’nın da sınırları içinde bulunduğu Gürcistan ile beraber şimdi barındıkları Türkiye’yi birlikte düşünmek durumundadırlar. Önümüzdeki dönemde Türkiye ve Gürcistan’ın sürükleneceği olaylar, bölge ile beraber Ahıskalıların da geleceğini belirleyecektir. Bu bölgenin alacağı biçim ve yeni yapılanma, Türkiye ve Gürcistan ile beraber Ahıskalıların da kaderini çizecektir.

Ahıskalıların anavatanı olan bölge günümüzde Gürcistan’ın içine girmiş olduğu yeni yapılanma doğrultusunda farklı bir çizgiye yönelmektedir. Küreselleşme döneminde ABD’nin Irak ve Afganistan üzerinden başlattığı Hazar ve Orta Asya seferi sırasında Gürcistan da bir Soros destekli turuncu devrim gerçekleşmiş ve ABD’nin vatandaşı genç bir avukat bu ülkenin devlet başkanlığına getirilmiştir. Ukrayna ve Kırgızistan’da da benzer gelişmeler ortaya çıkmıştır. Rusya’nın direnmesi ile Ukrayna’daki Amerikan çıkarması geri tepmiştir. Şimdi benzeri bir tepkiyi Rusya, Gürcistan ve Kafkasya bölgesi için gündeme getirirken, bütün Kafkasya’nın geleceği belirsizliğe doğru sürüklenmektedir. Çeçen savaşının 15 senedir devam etmesi ve bir barış düzeninin kurulamaması, olayları terör görünümü altında bölgeye yaymaya elverişli bir ortam gündeme getirmektedir.

ABD’nin bölgeye girmesinden yararlanmak isteyen Ermenistan Karadeniz’e çıkabilmek üzere Gürcistan topraklarında yayılabilmenin arayışı içine girmiş, Abhazya ve Acara bölgeleri ile beraber Ahıska bölgesini de büyük Ermenistan projesinin yayılma alanları olarak gördüğünü açıkça kamuoyuna duyurmuştur. Güney Kafkas Dağlarına sıkışmış küçük Ermenistan devletini büyütülebilmek için Gürcü topraklarına göz koyan Ermenistan aynı zamanda Azerbaycan ülke topraklarının dörtte birini yine emperyalizm destekli işgal altında tutmaktadır. Böylesine bir durum çerçevesinde Ermenistan, Müslüman Türklerin Gürcistan’a dönemsine karşı çıkmakta ve Gürcü yönetimine baskı yaparak Ahıska Türklerinin yeniden eski ülkelerine dönüşünü önlemeye çalışmaktadır.

Küçük Ermenistan, güçlü diyaspora aracılığıyla, büyüme yolunda Gürcistan’ın geleceğine el koymak ve Kafkaslarda bir Hıristiyan federasyon oluşturabilmenin arayışı içindedir. Böylesine bir aşamada Ermeni gücü de Ahıskalıların geri dönemsinde en büyük engellerden birisi olarak ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’deki bütün Ahıskalılar ve onların kuruluşları bir araya gelerek meseleyi ulusal bir sorun olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne getirmelidirler. Türkiye’de halen yaşayan Ahıskalılar ve Türkiye’ye gelmek isteyen Ahıskalılar için kalıcı bir yerleşim alanı belirlenebilir. Bu ya Ahıska bölgesinin yanı başındaki doğu illeri çerçevesinde düşünülebilir ya da Anadolu’nun nispeten daha az nüfusa sahip yerleri doğrultusunda ele alınabilir. Ne var ki, Ahıska Türklerinin bir an önce göçebelikten kurtulabilmeleri ve geleceğe dönük olarak kalıcı bir yerleşim düzenine sahip olabilecekleri bir doğrultuda bu sorunun çözüme kavuşturulmasında acil bir durum vardır. Daha fazla bekletilmeden ve oyalanmadan Ahıska Türkleri göçebelikten kurtarılmalı ve Türk dünyası içinde kalıcı bir yerleşim düzenine kavuşturulmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti ile beraber Türk dünyasının diğer devletleri de, Türk dünyasının bir parçası olan Ahıska Türklerine sahip çıkmalılar ve Ahıskalı kardeşlerinin sorunlarına acilen çözüm üretmelidirler. Ahıska Türkleri Türklüğü yeniden tartışma konusu yapıldığı bu günlerde hem Türk dünyasının hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli bir kazancı ve desteği olacaktır. Ahıskalılar Türk dünyasının bütünleşmesine önemli katkılar getireceklerdir.


*Anıl ÇEÇEN Ankara Üniversitesi-Hukuk Fakültesi Öğr. Üyesi.