Ahıska Türkleri: Kendine Özgü Durumları

Konuşmacı: Prof.Dr. Türkkaya ATAÖV

Ahıska Türkleri, İkinci Dünya Savaşı (1939-45) yıllarında, İosif Vissarionoviç Djugaşvili’nin, yani Stalin’in (1879-1953) Sovyet Komünist Partisi Genel Sekreteri, Devlet Başkanı (1941-), Savunma Bakanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatlarına dayalı buyruğuyla, Kafkasya’daki geleneksel yurtlarından, 15 Kasım 1944 gecesi birkaç saat içinde sökülüp alındılar ve Orta Asya ile Kazakistan’a sürüldüler. Onları sürenlere karşı hiçbir aşamada silaha başvurmamalarına karşın, yerlerine geri gidememiş, bu durumlarıyla kendine Özgü sıkıntılardan geçmiş ve geçmekte olan bir halktır. Günümüzde, Orta Asya ve çevresi dışında, Azerbaycan ile Rusya ve Ukrayna’da da dağınık olarak yaşamaktadırlar. Kendi geleceklerine ilişkin haklı istekleri bugün bağımsız olan Gürcistan ve uluslar topluluğunca tanınmalı ve gereği yapılmalıdır.

O yılların Sovyet yönetimi Kafkasya’da Balkar, Çeçen, İnguş ve Karaçay gibi birçok halklarla Kırım’dakilere ve Volga boyundaki Almanlara zorunlu olarak yer değiştirtmiş, bunlardan yalnız Ahıska Türkleri ile Kırım Tatarları ve Volga Almanlarına yerlerine dönme izni yıllarca verilmemişti. Son üçün içinde gene yalnız Ahıska Türklerinin dönme isteği gerçekleşmeden kalmıştır. Tatarlarla Almanlara zamanında yabancı işgalci Nazi askeri ve siyasi güçleriyle işbirliği yaptıkları yakıştırması (haklı ya da haksız olarak) yöneltildiyse de, Ahıska Türklerine böylesine bir suçlama da yapılmamıştı. Buna karşın yerleri değiştirilmiş, dönmeleri yasaklanmış, bu engelin kaldırılacağına ilişkin sözler daha sonra verilmişse de, uygulama yönünde bugüne değin olumlu gelişme olmamıştır. Konuya başından başlayarak bakıldığında durumun adaletsizliği yadsınamaz biçimde ortadadır.

Bunların durumu Sovyet döneminde Ruslara tanınmış haklardan temelde yararlanmış ama Rus baskısından gene de yakınmış olan Ukraynalılara ya da Baltık halklarına benzemez. Tatarlarla Almanlar konusunda uzun bir süre sessizlik olduysa da, bu ikisinin kimi istekleri zamanla yerine geldi. Kırım Tatarları yılları kapsayan yılmaz direnişleri ve savaşımları sayesinde Kırım’a dönme iznini Sovyet sisteminin açılması ve yeniden yapılanmasıyla alabildiler. Ama döndüklerinde daha dün denecek kadar yakın tarihte kendilerinin olan toprakları Ruslarla Ukraynalılar arasında paylaşılmıştı. Rusya-Ukrayna birliğinin kuruluşunun 300′üncü yılı nedeniyle Sovyet federasyonu içinde Ukrayna topraklarına eklenmiş olan Kırım’ın tümü bugün bağımsız Ukrayna sınırlan içindedir. Almanlarsa hem Volga bölgesine, hem de Almanya’ya gidebildiler. Ahıska Türklerinin durumu bunların ikisinden bile farklıdır. Onlar sürüldükleri yerlerde ya da sonra yerleştikleri bölgelerde dağınık yaşamalarını sürdürüyorlar. Zamanında bunların üçüne karşı da ırkçı ve ayrımcı bir siyaset ve tavır uygulanmıştır. Ama günümüzde bu uygulama yalnız Ahıska Türkleri örneğinde görülüyor.

Batı yazını Ahıska Türklerinin önceleri ve uzun yüzyıllar oturmuş oldukları toprakları kendi dillerinde “Meshetya” diye bildiklerinden bu halka da “MeshetyaIılar” demektedir. Ancak, bu deyim onların etnik ve dil kökenlerini gereği gibi anlatmadığından, giderek bu kökeni gizlemeğe bile yarayacağından, “Ahıska Türkleri” sözcükleri kuşkusuz daha yerindedir. Bu halk yüzyıllardır orada yaşamaktaydı. Gene yüzyıllardır ana dilleri Türkçedir ve büyük çoğunluğu İslâm dinindendirler. Batı yazınında “Meshetya” diye geçen toprakların güney bölümü 1829 Edirne Antlaşmasıyla Osmanlı toprakları içinde kalmıştır. Kuzey bölümü ise, o yıllarda Gürcistan’ı ele geçirmiş olan Çarlık Rusyasıza bağlanmıştır. 1926 Sovyet nüfus sayımı bu kişileri “Türk” olarak göstermektedir. O sayıma göre, Gürcistan S.S.C. toplam nüfusunun %5.2′si ya da 137.921′i Ahıska Türküydü. Gene o tarihte, yalnız %5.9′u okur­yazardı. Onları da yetiştirmek için bir eğitim girişimi başladığında, okullarda kullanılan dil de Türkçeydi. Ancak, 1935-36 eğitim yılında, bilinmeyen bir nedenle, dil Türkçenin Azeri lehçesine dönüştürüldü ve onlara da resmi ağızlarda bundan böyle “Azerbaycanlılar” denmeğe başlandı.

Söz konusu kuzey toprak parçası Önceleri Sovyet-Türkiye sınırında, Gürcü S.S.C.’nin güney-batısındaydı. Şimdi, bağımsız Gürcistan Cumhuriyeti’ndedir. Orada oturanların tümü etnik ve kültürel özelliklerinden ötürü, 15 Kasım 1944′de, hiçbir ayrallık tanımadan, yani hiç birini geride bırakmaksızın, yerinden alınıp Orta Asya’ya ve Kazakistan’a zorla götürüldüler. Onlarla birlikte, aynı topraklarda oturmakta olan ve kendilerine “Türk” diyen Türkmenler ve daha ufak etnik gruplar da götürüldüler. Bu ufak kümelerin içinde gene Türkî olan Karakalpaklar, Azeriler, Türkleşmiş Müslüman Kürtler ve Ermeni kökenli olup Türkleşmiş ve Müslüman olmuş Hemşinliler de vardı. Tümü herhalde 200.000’in altında değildi. Tümü yer değiştirme ekseninde aynı birimin parçaları oldular. Sovyet yönetimi gene tümüne bu eyleme onları yaklaşan Almanlardan korumak için başvurduklarını söylemekle yetindi.

Yabancı işgâlci olan Nazi Alman orduları Kafkasya’nın güneyine hiçbir zaman inemediklerinden ve zaten 1944 yılı sonunda zaten püskürtülmüş olup anayurtları Almanya’ya doğru gerilemekte olduklarından, Ahıska Türklerinin Almanlarla işbirliği söz konusu olamazdı. Olmadı da. Bu nedenle, yer değiştirme olayı, Kırım Tatarlarından farklı olarak, bir “ceza” uygulaması da değildi. Almanlarla çok az sayıda Kırımlılar işbirliği yapmış ya da buna zorlanmışlardı. Ukraynalılarla kimi Rusların da gene çok düşük oranda işbirliği yaptıkları bilinir. Kırım Tatarlarınınki bundan pek az farklıdır. Son adı geçenlerin içinde Sovyet ordularında savaşıp kan dökenler, generallik ve mareşallık rütbelerine çıkanlar ve “Sovyet Kahramanı” madalyalarıyla ödüllendirilenler de vardır. Kırım Tatarları için de tüm halkı suçlayacak belge yoktur. Ne var ki, 1944′de böyle bir suçlama yapılmıştır.

Öte yandan, Ahıska Türklerinin bir tek kişisi için bile böyle bir suçlama olmamıştır. “Daha güvenli bölgelere taşıma” biçimindeki açıklama o günkü koşullarda inandırıcı değildi, bugün de doyurucu olmaktan çok uzaktır. Almanlar yeniliyor, çekiliyor ve geldikleri yere hızla dönüyorlardı. Bunun sonunda Sovyet orduları Alman başkenti Berlin’e girdiler. İşte, bu ordulara belki 40.000′e yakın Ahıska Türkü de alınmış. Alman cephesine düşmanla çarpışmağa yollanmıştı. Savaş bittiğinde cepheden dönen Ahıskalıların da Orta Asya’ya ve Kazakistan’a gönderilmiş olmaları önemlidir. Demek ki, Alman tehlikesi hiç kalmadıktan sonra da, Ahıska Türklerini geriye yollama düşüncesi egemen değildi. Asker olarak cepheye gidenlerden sonra geride kalan kadınlar ve çocuklar altmış kilometrelik demiryolu yapımında çalıştılar. Sürgün bu gerçeklere karşın uygulandığında, savaşın gidişi ve sonu belliydi. Ama bir gecede 220 köy ve ilçenin yaklaşık 120.000 kişilik nüfusu, yük ve hayvan katarlarıyla Orta Asya’ya yollandı. Bunların bir bölümü yolda giderken ve vardıkları yerlerde yaşamlarını yitirdiler. Yitik sayısı önce 50.000 olarak verildi; sonra 30.000′e indi. Bunların çoğu Özbekistan’da açlıktan ve soğuktan ölmüştü.

Ahıska Türklerinin bu sürgünüyle 1915 ‘de Osmanlı Ermenilerinin yerini değiştirme olayı birbirine benzemez. “Monofizit” denen dinsel inancı besleyen, yani İsa’nın (maddesel ve ruhsal varlıklarının birleşerek) “tek kişiliği,” olduğu yorumundan ötürü “çift kişili” inancını sürdüren öteki Hıristiyan kiliselerinden ayrılıp Calcedon Kurulunca M.S. 451 ‘de bu yüzden aforoz edilen Ermenileri, ilk kez, Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet 1461′ de resmen tanımış ve “Ermeni milleti”ne verilen kendini yönetme, dilediği gibi tapınma, kendi dilini kullanma ve öğretme, istediği işte ve yerde çalışma haklarını içeren ferman vermiş, bu resmi açıklamalar sonraları da yinelenmişti. Ancak, 19′uncu yüzyılın sonlarından başlayarak Osmanlı topraklarına giren Katolik ve Protestan görevli dinyayıcıları daha çok Ermeni, Rum ve Bulgar kökenli Hıristiyanlara yönelerek onları sırf İsevi oluşlarından ötürü Müslümanlardan üstün olduklarına inandırırken, önce Rus ve Fransız, sonra da İngiliz para ve silâhları, o aşamaya gelinceye değin yüzyıllarca “millet-i sadıka” (güvenilir ulus) diye bilinen, Ermenileri silahlı isyana itti. O denli ki, Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Türklerine karşı savaşan Ermeni birliklerinin komutanlığını yapmış General Pastırmacıyan ve Antranik gibi kişiler anı kitapları ya da başka açıklamalarında, ayrıca Ermenilerin silahlı katkılarını inceleyen gene Ermeni yayınları, bu arada kuşkusuz binlerce Türk ve yabancı belgesi 200.000′lik, hattâ onu aşan Ermeni ordularının sözünü etmektedir. General Pastırmacıyan’ın 19I8′de Müttefik zaferini Ermeni katkısıyla yorumlayan bir kitabı bile vardır. Başka bir deyişle, Ermeni ordularına komuta etmiş bu kişilerin yorumuna göre, Birinci Dünya savaşında (1914-18) Amerika-Britanya-Fransa ve daha birçok bağdaşının oluşturduğu savaşanlar kümesinin zaferi Ermenilerin kalabalık ordularının katkılarıyla gerçekleşmiştir. İleri sürülen bu savın doğruluk derecesi bir yana, Ermenilerin, kendi evetlemeleriyle kabul ettikleri gibi, çok sayıda savaşanlarının olduğu kuşku götürmez. Onların yerlerinin 1915′ de değiştirilmesinin nedeni buydu; yani, yurttaşı oldukları devlete karşı silah kullanmaları ve kan dökmeleriydi.

Sözü uzatmayarak sonuca ulaşalım. Ahıska Türkleriyle Ermenilerin yer değiştirme olayları birbirine benzemez. Başka bir örnekle, Nazi Almanyası yıllarında ya da daha önce Yahudilere yapılanları haklı gösterecek bir Yahudi ayaklanması da söz konusu değildir. Yahudilerin bulundukları yerden toplama kamplarına ve o yoldan gaz odaları ya da fırınlara gönderilmelerini haklı çıkaracak bir yerel, bölgesel ya da toptan bir ayaklanma, bunun en ufak bir başlangıcı yoktur. Onlar da antisemitizme yol açacak silâhlı bir girişimde bulunmadılar. Bu durum Ermeni örgütlenmesi, dış desteği ve eylemiyle temelden çatışır.

Öyle anlaşılıyor ki, 1944′ deki Sovyet yönetimi Türkiye Cumhuriyeti sınırına yakın ve Gürcü çoğunlukla çevrili bölgede yaşayan bir Türk grubunu oradan çıkarmak ve uzaklara götürmek istemiştir. Bu kararın en üst aşaması kuşkusuz (Gürcü kökenli) Stalin’dir. Ancak, o sırada (bugünkü deyimiyle) İç İşleri Bakanı olan (gene Gürcü kökenli) Lavrenti Pavloviç Beria’nın (1899-1953) roIü de usa gelmektedir. Sovyet güvenlik Örgütüne (Çeka) I921′de girmiş olan Beria daha sonra (OGPU diye) ad değiştirmiş olan bu örgütün önce Gürcistan’da, sonra da tüm Transkafkasya’da başına geçmiş, 1938′de Moskova’ya gelerek İç İşleri Bakan Yardımcısı olmuş ve aşırı sertliğiyle ün yapan Komiser Nikolay İvanoviç Yezkov’un (1894­-1939) uzaklaştırılmasıyla, İç İşleri (NKVD) Bakanı olmuştur. Stalin’e karşı muhalefeti “Yezhovşçina” diye bilinen yöntemlerle yok eden Yezhov’du. 1945′de mareşal rütbesi verilen Beria en üst düzey yönetim organı olan Politbüro’ya 1946′da üye olmuş, atom araştırmalarının güvenlik yönünden de sorumlu tutulmuştu. İç iktidar dengesinde öylesine güçlenmişti ki. Stalin öldükten hemen sonra bir yoruma göre, ya “İngiliz ajanı” olma ve azınlıklar milliyetçiliğini kışkırtma suçlamalarıyla görevlerinden alındı, muhakeme edildi ve sonunda idam edildi ya da, başka bir yoruma göre, olaylı bir Politbüro toplantısında vuruldu ve öldü. Sovyet toplumunda iç işlerine ve güvenlik sorunlarına bakmakla üst dereceden görevli olan (Gürcü) Beria’nın (gene Gürcü kökenli) Stalin’le birlikte (ikisinin de bir ‘sorun’ olarak gördükleri) Ahıska Türkleriyle yakından ilgilendikleri ve sürgünü tasarlayıp uyguladıkları kuşku götürmez.

Ahıska Türklerinin toptan yer değiştirdikleri o yıllarda hiç açıklanmadı. Yalnız dış ülkelerde değil, Sovyet toplumunun basın ve yayın araçlarının hiç birinde. Halka sorumlu sosyalist bir yönetimi simgeledikleri savını yayan yöneticiler kalabalık bir etnik kümenin, ulusal Özerklik konumunda olmasalar bile, yerini toptan değiştirdiklerini açıklamaktan çekindiler. Sanki bu olay kimseyi ilgilendirmezmiş gibi. Öylesine ki, Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin (Bolkşaya Sovyetskaya Entsiklopediya), bu olaydan tam on yıl sonra, yani 1954′deki ikinci baskısı bile Ahıska Türklerini hâlâ Gürcistan’da yaşıyorlarmış gibi gösteriyordu. Kırım Tatarları ve Volga Almanlarından farklı olarak, Ahıska Türklerinin basın ve yayın araçları yoktu. Onların durumlarını ancak Sovyet yetkilileri açıklayabilirlerdi. O da isterlerse, istedikleri zaman ya da açıklama zorunlu duruma geldiyse.

Sovyet yönetimi, 28 Nisan 1956′da, Kırım Tatarları için de geçerli olabileceği kanısını uyandıran ama yayınlanmayan, yani kamudan gizli tutulan bir buyrukla Ahıska Türklerinin “özel yerleştirme” uygulaması dışına çıkartıldıklarını belirten bir buyruğu gerekli gördüğü sorumlulara ulaştırdı. Ancak, yurtlarına dönemeyeceklerdi, göç ettirilirken el konan malları geri verilmeyecekti ve bunlar için ödence de söz konusu olmayacaktı. Kırım Tatarları konusunda olduğu gibi, bu yer değiştirmede de stratejik bakış ağır basmıştı ve Üstelik iyi muamele görmemiş olan Ahıska Türklerini T.C. sınırına yakın bir yere geri yollamayı düşünmüyorlardı. 31 Ekim 1957 tarihli başka (gene yayınlanmamış) bir buyruk daha varsa da bunun metni ele geçmediğinden Ahıska Türkleri konusuna ne yenilik getirdiği bilinmemektedir. Bu metin belki günümüz koşullarında sağlanabilir.

Ancak, Ahıska Türkleri Gürcistan topraklarının bir köşesindeki topraklarına geri dönme yasağına boyun eğme yanlısı değildiler. 1956 ve 1957’de Moskova’ya temsilcilerini yollayarak yasağın kaldırılmasını istediler. Yanıt olarak verilen, onların “Azerbaycanlı” oldukları ve Azerbaycan’a dönebilecekleriydi. Yerleşim bölgesi olarak gösterdikleri yer de göreceli olarak kurak Mugan stepleriydi. Birkaçını örgütleyip oraya yolladılar da. Gidenlerin içinde kendi topraklarına yakın olduğundan, istekli davrananlar da vardı. Ahıskalılardan 245 aile toparlanıp Gürcistan’a zorla yerleşmek istedilerse de, 1960 ortasından 1961 başına değin polis ve asker gücüyle dışarı atıldılar. O zamanki Gürcistan yönetimi bu ikinci sürgünde girişimi ele aldı.

Ahıska Türkleri 1964′de yeni bir girişim başlattılar. “Türk Halkının Ulusal Haklarının Savunması İçin Türk Derneği” kurdular. Geçici bir kurul da oluşturuldu. Başında savaş gazisi Enver Odabaşev adlı bir tarih öğretmeni vardı. Bu kurul çeşitli yerlerde yaşayan Ahıska Türklerinin 600 kadar temsilcisinin Taşkent’te yaptığı bir toplantıda oluşturulmuştu. Amaçlarının Sovyet yönetimine karşı olmadığını kanıtlamak için, resmî kişileri de çağırdıktan başka, toplantı tutanağını parti ve hükümet ileri gelenlerine yolladılar. Toplantıya katılıp seçilenlerden 125 kişi de görüşlerini sunmak için Moskova’ya gitti. Kırım Tatarlarının aksine, Ahıskalılar Sovyet başkentinde sürekli bir temsilcilik bulundurmuyor, otaya ara sıra kurullar yolluyorlardı.

Ancak, bu görüşmelerin hiç biri istedikleri sonucu vermedi. Ya diledikleriyle buluşamadılar; ya konuştuklarında bir umut belirmedi; ya da umut verildi ama sözlerde durulmadı. Bu süreç içinde, önderleri Odabaşev’e gözdağları verildi, toplantıları basıldı. 1968 başında Taşkent yakınlarında Yangiyol kentinde 6.000 Ahıskalı toplandığında, dışarıda coplu polisler, silâhlı askerler ve itfaiye araçları yerlerini almışlardı. O gün olay olmadıysa da, toplantıdan sonra birkaç kişi evlerinden alındı ve kimileri 2-6 ay arası tutuklu kaldılar.

Direnişin bu aşamaya varması sonucu Sovyet yönetimi bir ödün düşündü. “İhanet” hiçbir biçimde söz konusu olmadığından, bu Türklerin Ahıska’ya dönebileceklerine ilişkin bir karar çıktı. Çıktı ama kâğıtta kaldı. Ne Sovyet döneminde, ne de sonra; bugüne değin de gerçekleşmedi. 30 Mayıs 1968 tarihli ve bu kez yayınlanan S.S.C.B. Yüce Sovyet Presidyumu buyruğu daha önceki 1956 ve 1957 kararlarını değiştirerek, göç ettirilmiş olanların, aileleriyle birlikte, diledikleri yerlere gidebileceklerini belirtti. Ancak, yerleşmeleri iş olanaklarına dayalı yasalara ve pasaport kurallarına bağlı kalacaktı. Aynı buyruk yerleri değiştirilmiş söz konusu halkların şimdi yaşadıkları Özbekistan ve Kazakistan gibi bölgelerde “kök saldıklarını ” belirtmekten de geri kalmadı. Bu ekleme kendi yerlerine geri dönmelerinin istenmediğinin işaretiydi. Yeni çevrelerde “kök salmış” oldukları sözcükleri Kırım Tatarları ve Volga Almanları için de sık kullanılmıştı. Ne anlama geldikleri de bilinmekteydi.

Böylece, dış dünya bu yer değiştirmeyi ilk kez 1968′de öğrendi. S.S.C.B. Yüce Sovyet’i, olaydan 24 yıl sonra, 30 Mayıs 1968 tarihli buyruğuyla böyle bir açıklama yapmıştı. Açıklamanın, geç de olsa, gerçek nedeni, Ahıska Türklerinin, Kırım Tatarlarıyla birleşerek kendilerinin anayurtlarına dönme hakkını isteyen peş peşe girişimlerde bulunmuş olmalarıydı. Ahıska Türkleri, daha sonra, Sovyet Komünist Partisi Genel Sekreteri Leonid İlyiç Brejniyev’e ve T.C. Başbakanına yazıyla başvurdular. Durumları, daha da sonra (10 Ocak 1977′de), Helsinki’de çıkan Sovyetler Birliği’nin izleme raporunun ikinci cildinde 18 numaralı yazanak olarak özetlendi.

1968 resmi Sovyet açıklaması onların bu geniş ülkede istedikleri yerde yaşayabileceklerini de söylüyordu, Ancak, onların “Meshetya” dedikleri toprağın içine adımlarını bile zor attılar; içlerinde yerleşebilen olmadı.. Bugün de öyle. 1968′deki girişimleri nedeniyle, o dönemin Gürcü yönetimi “Meshetya’ya değil ama Gürcistan’ın başka bir yerine yılda yüz Ahıska Türkü ailenin gelip yerleşebileceği açıklamasını yaptı. Bu hesaba göre, 100.000 ailenin bile gelebilmesi için bin yıl geçmesi gerekiyordu. Buna karşın, kimi aileler deniz kıyıya gelip oturdular. Ancak, birkaç gün içinde toplanıp trenlere dolduruldular ve Gürcistan dışına atıldılar. 1969′da Moskova’da Merkez Kuruluna başvuran 120 Ahıskalı Türke isteklerinin verilmeyeceği sert dille söylendiğinde, onlar da Sovyet yurttaşlığından çıkmak istedikleri biçiminde yanıt vermişler, ama ertesi gün bulundukları yerlerden alınarak güvenlik görevlileri eşliğinde kent dışına çıkarılmışlardı.

Bu durumda, bunlardan kimileri Türkiye’ye göç yollarını aradılar. 6 Nisan 1970′de Odabaşev ve çevresindekiler Sovyet başkentindeki T.C. Büyükelçiliğine başvurdular. Azerbaycan’da 2 Mayıs 1970′ de yaptıkları bir toplantı da anayurtlarına dönemezlerse, Türkiye’ye göç izni verilmesini isteyen bir karar aldı. T.C. Büyükelçiliğiyle temas arayan üç önder Sovyetlerce tutuklanıp 12-15 gün içerde kaldılar ve para cezasına çarptırıldılar. Bu tutuklananlardan İslâm Kerimov intihar girişiminde bulununca, T.C. Büyükelçiliğinin girişimiyle özgürlüğüne kavuştu.

Ahıska Türkleri 1971’de Birleşmiş Milletler’e de başvurdular. Kopyaları Türkiye yönetimine de yollanınca bu yakınmanın Sovyet sınırlarını aştığını görenler, Odabaşev’le birlikte, Muhlis Niyazov, Alaz İzatov ve Kerimov’u da tutukladılar. Ancak, bu tutuklamalar yazılı başvuruları durdurmadı. Örneğin, 14 Temmuz 1972′de Sovyet Komünist Partisi Genel Sekreteri Brejniyev’e, BM. Genel Sekreteri Kurt Waldheim’a ve T.C. Başbakanı Ferit Melen’e de başvuruları oldu.

Gürcistan’daki insan hakları savunucularından Merab Kostava ve Viktor Rtshiladze gibileri de Ahıska Türklerinin davalarına destek verdiler. Helsinki’deki merkez de aynı yolda eylemler yaptı. Bu sonuncuların “Meshetyalıların Durumu” başlıklı 1977 tarihli yazanağı 1.100 aile başından yurtlarına dönmek için topluca istek aldıklarını belirtti. Ahıskalılar Helsinki’ye kendileri tek başlarına başvurmayıp başka yerlere gönderdikleri yazıların kopyalarını oraya ulaştırmakla yetinmişlerdi. Ancak, Gürcistan yetkililerine başvurularında da, bu konuya yerel yönetimlerin karar vereceği yanıtını almışlar, sorunu yerel yöneticilerin önüne sunduklarındaysa, kararın Gürcistan Bakanlar Kuruluna bağlı olduğu yorumuyla karşılaşmışlardı.

Bu durumda bugüne değin, temel bir değişiklik olmamıştır. Gürcistan yönetimi, son olarak, 1999′da, söz konusu halkın geriye dönüşü için gerekli yasal düzenlemelerin altı yıl içinde yapılacağını ve tüm sürecin 2011′de sonuçlanmış olacağını Avrupa Konseyi’ne duyurmuştur. Ancak, 2006′da yayınlanan Gürcistan Yasası Taslağı Ahıska Türklerinin adını geçirmediği gibi, onların nereye yerleştirileceği konusunda da açıklama yapmamıştır. Ufak ufak Türk ailelerini büyük çoğunluğu Gürcü olan köylere yerleştirmek ve bu dağıtımı bile kotalarla yapmak Ahıska Türklerinin kimliklerini tehlikeye attığı gibi, sorunun çözümünü uzattıkça uzatmaktadır.

Ahıska Türkleri kendi anayurtlarına kendilerine ait olan kimlikleriyle dönmelidirler. Dönüşte izlenecek süreç çabuklaştırılmalı ve kolay olmalıdır. Dönenlerin getirecekleri malların ülkeye sokulmasına ağır koşullar getirilmemelidir. Gürcistan ve özellikle onun güney-batı köşesi Ahıska Türklerinin de yurdudur. Onlara Türkçe kullanma hakkı verilmelidir. Yerleri 1944′ de değiştirildiğinde o zamanki yönetimi aldatmamış ve ona hiçbir biçimde kötülük yapmamış olan Ahıska Türklerinin Gürcistan devletine de bağlı kalmalarını beklemek doğaldır. Onların görevi de, birlikte getirecekleri eğitim, deneyim, beceri ve sermaye birikimiyle anayurtlarının kalkınmasına yardımcı olmaktır.