15MYazıcıoğlu

Ahıska Türkleri Meselesi Millî Bir Davadır

Konuşmacı: Muhsin YAZICIOĞLU

Vatandan uzak, dünyanın her bir yerinde vatan hasretiyle yanan, vatan özlemi içerisinde kendi değerlerini her şeye rağmen koruyarak mücadele eden bütün Ahıska Türklerine buradan saygılarımı sunmak istiyorum.

Birçok ülkeyi gezdim, gezdiğim her yerde bir Ahıska Türkü ile karşılaştım. Karşılaştığımız Ahıska Türkünü tokalaşır tokalaşmaz ilk konuşmasından hemen anlayabiliyoruz. Çünkü Anadolu Türkçesine çok yakın, hatta Anadolu Türkçesiyle konuşan. Türkçeyi en iyi şekilde konuşan, Türk kültürünü, değerlerini şahsında yaşatan bu soydaşlarımız, ne yazık ki ata topraklarından zorla koparıldıkları için mahzundurlar, mazlumdurlar. Hakarete uğramış, haksızlığa uğramış, belki de dünyada bu kadar haksızlığa uğradığı halde, bu kadar sessiz kalabilmiş ve hakkını alabilmek için nerdeyse bir asrın geçmesini beklemek zorunda kalmış bir toplumdur.

Bugün burada Uluslararası Ahıska Türk Dernekleri Federasyonu’muz, uluslararası bir konferans tertip etmek suretiyle Ahıska Türklerinin sorunlarını güncelleştirmiştir. Yunus Zeyrek kardeşimizin şahsında, bu konferansı tertip edenlere teşekkür ediyorum. Bu konferansın başarıya ulaşmasını temenni ediyorum.

Bu konferanstan beklediğimiz şey, Ahıska Türklerinin var olduğunu öncelikle kamuoyuna duyurmaktır. Ahıska Türkleri kimdir, nerede yaşadılar, nasıl bir serüven takip ettiler, bugün nerdeler, bunların hakları kimler tarafından nasıl savunulur, nasıl bir örgüt yapısına kavuşmuşlar ve bu örgüt yapısı içerisinde bundan sonrasında neler yapabilme imkânına sahipler ve neler yapabilirler… İşte bu konferansta öncelikle bunların anlaşılabilir bir şekilde tanzim edilmesi lâzım. Türkiye Cumhuriyeti devletine birinci derecede burada görev düşmektedir.

İkinci olarak her ne kadar suçluları hayatta değil desek de, bu suçluların mirasını taşıyan bir devlet vardır, Rusya Federasyonu’dur. Rusya Federasyonu, mirasını taşımış olduğu Sovyet rejiminin bu suçunu temizlemekle mükelleftir. Temizleyecektir, temizlemek de zorundadır. Bana ne deme hakkına sahip değildir.

İkinci muhatap, yani birinci muhatap Türkiye’dir, Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti için bu bir soy meselesidir, bu bir kültür meselesidir, bu bir millî meseledir ve ondan sonra da insanlık meselesidir. Bu ülkenin büyük sorunudur. Bu anlamda Türkiye, birinci derecede sorumludur. Yani sürgünden sorumlu değil, ama bu mazlum soydaşlarımızın yurtlarına dönüşü, haklarına sahip çıkması, haklarıyla hukuklarıyla, insanlıklarıyla, tüm değerleriyle kendi öz topraklarında adam gibi yaşamasını sağlamak, Türkiye’nin görevidir, birinci derecede vazifesidir. Bundan hiç kimse kaçınamaz.

Birinci sorumlu, bu mazlum insanları yurtlarından koparıp, bir gecede vagonlara doldurup çeşitli coğrafyalara sürgün eden Stalin’in devleti olan, Sovyetlerin bugün mirasını taşıyan Rusya Federasyonu’dur.

Meselinin üçüncü sorumlusu Gürcistan’dır. Gürcistan, kendi bağrından koparılarak zorla atılmış olan vatandaşlarını tekrar toprağına döndürmekle mükelleftir. Efendim malî imkânı olacak, bunun büyük ekonomik tarafı vardır… Bunlar, hiç önemli değil, bunlar gündeme bile getirilemez. Ne demek! Bir hak varsa, bu hakkın geri iadesi için hesap yapılamaz. Özgürlüğü elinden alınmış bir milletin, özgürlüğünü iade edebilmek için para sayılmaz, asla böyle bir bahane gündeme getirilemez.  Bunun parası bulunur. Nereden bulunur? İşte sorumluluğunu taşıdığını sıraladığımız üç ülke, bunu paylaşmak durumdadır. Ayrıca da BM niçin vardır, Uluslararası İnsan Hakları niye vardır, bu komiteler niye kurulur, bunlar nerelere paralar verirler?

Şimdi bakın Türkiye’de birçok insan görürsünüz, boynunda torbayla geziyorlar. Bunlar birtakım uluslararası fonlardan destek alarak Türkiye’de insan haklarını savunuyorlar sözde… Kimin hakkını savunuyorlar? Nereden geliyor bu paralar? Niye buralara veriliyor da, bir Ahıska Türkü’nün yurduna dönüşüne verilmez?

Nereye gidiyoruz, kafamızı nereye çevirsek bir sorun var; Ermeni soykırım sorunu, iftirası. Bu açıkça iftira.  Ortada bir iftira var, ortada bir yalan var, ortada bir suç var ve o suçun karşılığı olarak belki de tarihin en dikkatli tehcir harekâtı var! Ermeni tehcir harekâtı var ama bunun üstünde koparılan fırtınalar var. Bakın ne yapmış, Osmanlı Devleti’nin en üst kademelerinde Ermenilere görev verilmiştir. Sadık tebaadır, rahattır, hiçbir problemi yoktur. Uluslararası emperyalist güçler, küresel sermaye, o gün Osmanlı Devleti’ni yemek için, onu yıkmak için Ermenileri bir araç olarak kullanmak istemiş, Taşnak, Hınçak çeteleri, örgütleri vasıtasıyla Osmanlı Devleti’ni, işgale uğramış olan bir devleti, arkadan kuşatmada, ordunun geri plândaki gelecek olan lojistik kaynaklarını kesmede kullanmıştır.

Ermeniler, bütün gençleri cepheye gitmiş olan bütün köyleri basmış, sadece yaşlılar ve kadınlarla çocukların yaşadığı köylerde inanılmaz katliamlar yapmışlar. Yani Ermeniler demiyorum Ermeni Taşnak çeteleri. Ermeni milislerin silahşorluğunu yapan, emperyalistlerin maşalığını yapan, emperyalist güçlerin paçavrası gibi bizim köylerimize benzine bulandırılıp atılan o çeteler, inanılmaz katliamlar yapmıştır. Türk katliamı!

Bütün bu katliamların arkasından devlet kendisini savunmuştur. Osmanlı Devleti tedbir almıştır. Nasıl yapmam lâzım? Cephede savaşacağım, geride köylerim basılacak; bu köyler basılınca, başka köyler de gelecek, bu çetelerle mücadele için, belki Ermeni vatandaşlarını rahatsız edecek diye oturmuş, konuşmuş, güvenli bölgelere tehcir etme kararı almıştır. Güvenli bölgelere sevk etme kararıyla birlikte toplanılmış göç edecek olan vatandaşlarımızın tarlasını, malını, mülkünü, varını yoğunu, onların bilgisi dahilinde satışa çıkarmış, bunlardan elde edilen geliri sandıklara koymuş, devletin güvencesinde gidebildikleri yere kadar devlet eliyle götürmüşler. Ahıskalılara yapıldığı gibi, birkaç saat içinde toparlanın, işinizi bırakın, hemen vagonlara dolun dememiş! Osmanlı Devleti, aylara tekabül edecek kadar uzun bir süre zaman vermiş ve bu zaman içinde güvenli şekilde tehcir edilmelerini sağlamıştır.

Yollarda elbette hastalıktan ölen olmuştur. Bununla birlikte ne kadar Türk ölmüş, onlara da bakmamız lâzım. Çatışmalarda ölenler var. Ne kadar Türk öldü, o kadar da Ermeni öldü. Bunlar netice itibariyle o dönemin çatışmasının, savaşının şartları altında yaşandı.

Bir devlete isyan etmenin bir sonucu olarak en güvenli şekilde sürgün sırasında, daha doğrusu nakletme sırasında vefat etmiş olanları da katarak bugün dünyada soykırım suçlamasıyla bütün parlamentolarda kararlar çıkartılmaktadır. Yani bir haksızlık, bir adaletsizlik, bir hukuksuzluk dünyada bu kadar rağbet görürken, hiçbir suç işlememiş, hiçbir şekilde suça tevessül etmemiş, örgüt kurmamış, çete kurmamış, mensup olduğu devlete isyan etmemiş, cephe gerisinde problem çıkartmamış olan Ahıska Türkleri suçsuz bir şekilde vatan toprağından koparılmış savrulmuşlardır. Ama şimdi buna hiç kimse sahip çıkmamaktadır. Bunu biz tabi ki duygusallık içinde değil şuurlu biçimde yapacağız.

Bu haksızlığı en üst perdeden, devlet de dahil olmak üzere her bir kurumumuz, her birimimiz, her siyasî görüşümüz, her birimiz bir millî dava olarak ele almak, güncelleştirmek, dünya gündemine sokmak ve Ahıska Türklerinin yurtlarına dönüşü için gereğini yapmakla mükellefiz. Bu noktada herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Diplomatik mücadeleyi diplomatlarımız yapacak, elbette diplomatik ilişkilerin nezaketini, zarafetini hükümet ve devlet erkânı gösterecek, ama buna paralel olarak bu konunun güncelleşerek dünya gündemine sunulabilmesi için de derneklerimize, vakıflarımıza, sivil toplum örgütlerine, siyasî partilerimize görev düşmektedir.

Bu konuda da federasyonumuzun yanındayız. Onun öncülüğünde yapılacak her mücadelenin yanında olacağız, sonuna kadar…

*Muhsin YAZICIOĞLU Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı