rizali3

Rızali Kamberov’la Görüşme

Yazar: Elnara MURADOVA

Dünya Ahıskalılarının dergisi Bizim Ahıska, ABD’de yaşayan Ahıskalılarla görüşüyor, onların duygu ve düşüncelerini sayfalarına alıyor. Hemşehrimiz Elnara Muradova, bu sayımızdan itibaren bize ABD’den ses verecek.

 ELNARA MURADOVA

Dergimizin ABD temsilcisi olan ve bu röportajı yapan Elnara’nın kısa biyografisi şöyledir:
Elnara Muradova, 1987’de Özbekistan’da Taşkent vilâyeti Yengiyol ilçesinde dünyaya geldi. İki yaşındayken 1989 yılında Fergana olayları patlak verdi. Bu sebeple ailece Rusya’nın Krasnodar vilâyetine geldiler. Oradan da 2005 yılı mayısında ABD’ye göç ettiler. Şimdi ABD’nin Pennsylvania eyaleti Pittsburgh şehrinde yaşamaktadırlar.
Elnara, University of Pittsburgh, Moleküler Biyoloji Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisidir. Bu arada Community College of Allegheny County adlı kolejde çalışıyor, öğrencilere matematik derslerinde yardımcı oluyor.
Elnara’nın ailesinin bir kısmı ABD’ye gelmiş, ama birçok akrabası halen dağınık olarak Rusya, Ukrayna, Kazakistan ve Türkiye’de yaşamaktadır.


RIZALİ KAMBEROV’LA GÖRÜŞME

Rızali Kamberov, ABD’de, Pennsylvania eyaletinde, Pittsburgh şehrinde yaşamaktadır. O buraya 2005 nisanında ailece gelmiştir. Rızali amca Ahıska Türklerinin yakın tarihte yaşadıklarının canlı şahididir. Sürgünde on yaşındaymış. Her şeyi dün gibi hatırlıyorum diyor. Rızali amca bir haftadan beri hastanedeydi, üç dört gün önce çıktı. Kalbinden rahatsızmış. Allah’a şükür, şimdi sağlık durumu iyi. Bizim Ahıska adına onunla yaptığım konuşmadan tuttuğum notları sunuyorum.

Rızali amca siz nerelisiniz?
Ben, aslında Ahıska’nın Adigön ilçesine bağlı Gortuban köyündenim.

Orada mı dünyaya geldiniz?
Evet, 25 Nisan 1935 tarihinde bu köyde dünyaya geldim

1944 sürgününden bugüne hatrınızda neler kaldı? Bu sürgünün unutulmayan acı hatıralarından bahseder misiniz?

(Rızali Kamberov, yaşadığı acıları, sanki dünmüş gibi hatırlıyor. O günleri öyle heyecanla anlatıyor ki, onu dinlerken biz de o zamana gidiyor, yaşanan faciayı sen de yaşıyorsun. Sözünü kesmeden onu dinliyoruz.)
“Bizim milletin çektiği acılar unutulmaz ve unutulmayacaktır! Yıl 1944. Bütün erkekler savaşta… Ahıska köylerinde yalnız yaşlılar, kadınlar ve çocuklar var. Haber vermeden Rus askerleri geldi. Şurada burada kalan erkekleri hapishaneye götürdüler ki kadınlara ve yaşlılara arka çıkmasınlar. 12 Kasım günü askerler köye geldi. Kimsenin evinden dışarı çıkmamasını bildirdiler. Herkes evinde sakin kalmalıydı. 15 Kasım gününün karanlık gece vaktinde herkesi bir tarlaya topladılar. Ateş yakıldı. Bu ateşin ışığında millete üç saat zaman verdiler. Bu zaman içinde yol hazırlığınızı yapın. Ne alabilirseniz alın, dediler. Sonra köy ahalisini dört beş gruba böldüler. Bu grupların her biri başka bir şehire sürgüne gönderilecekti. Köyümüzde tam 110 aile vardı. Bu aileler birkaç grup hâlinde Özbekistan’a gidecekti ve her bir grup birbirinden uzak bir yere yerleştirilecekti. Fakat halkın bundan haberi yoktu. Herkes neyin ne olduğunu sonradan anlayacaktı! Bu bölmenin sebebi milleti birbirinden ayırmak, parçalamaktı. Üç saat içinde ne yapılabilir ki… Ne yaparsan yap, yola çıkıyorsunuz, dediler. Halkı, yük vagonlarına doldurdular. İnsanları öyle tıka basa doldurdular ki neredeyse eşyalarını koyacak yer bile kalmamıştı. Hazırladıkları çuvalları bırakmaz zorunda kaldılar. Bir anda kapılar kapandı. Zindan gibi vagonlarda sadece küçük bir pencereden ışık sızıyordu. Yolculuk 38 gün sürdü. Bu yolculukta nice insanlar öldü… Sayısını bilen yok. Diyebilirim ki bizim köylülerin yarısı yollarda kırıldı. Ölenleri, tren durunca bırakıyorlardı. Kimse artık kimin nerede ve nasıl gömüldüğünü bilmiyordu. Yakın akrabalarım gözümün önünde can verdi. Çok acı çektik. Yiyecek yok, giyecek dersen ona göre… Açlık, hastalık ve soğuk! O karanlık trende neler yaşadığımızı bir biz biliriz bir de Allah bilir. Kimse korkusundan ses çıkaramıyordu, nereye ve niçin götürüldüğünü bilmiyordu. Ve sormaya da cesaret edemiyorlardı. Çünkü buna cesaret edeni orada vuracaklarını biliyorlardı. Özbekistan’a gelince, herkesi küçük boş evlere yerleştirdiler. Evde hiçbir şey yok! Zaten oradaki Özbekler de açlıktan ölüyorlardı. Bir kilo buğday için birbirini öldürenler vardı. İnsanlar vardıkları yerlerde, yerleştirildikleri evlerde de ölüyorlardı. Cansız vücutlar günlerce gözümüzün önünde duruyordu. Ne yiyeceğimizi bilmiyorduk… Bu hadiseleri şimdi çocuklara anlatıyorum da onlara rüya gibi geliyor. Böyle şey olmaz diyorlar, inanamıyorlar. Vatansız bir milletiz; vatansız olmak çok zor oğul… Köyümüzden on aile olan akrabalarımızdan üç aile tamamen öldü. Hastalık, açlık, susuzluktan…

Aileniz, sülâleniz şimdi nerelerde yaşıyorlar?
Kızım ve ablamın çocukları, Rusya’da Astrahan’da; torunum Saratov’da; ablam Rostov’da; amcamın oğulları Krasnodar’da; ağabeyim Özbekistan’da; kızım ve otuza yakın akrabam Türkiye’de yaşamaktadırlar. Beş altı aileden meydana gelen akrabamızla biz de Amerika’dayız. Görüyorsun dünyaya dağılmışız…

Çocuklarınız neyle meşgul? Okuyor veya çalışıyorlar mı?
Tabii ki büyükler çalışıyorlar. Çocuklar ve torunlarım da okuyor ve çalışıyorlar. Farklı işlerde çalışıyorlar. Diplomaları olmadığı için, burada çalışmak çok zor; az ücretle zor işlerde çalışıyorlar.

Amerika’da geleceğinizi nasıl görüyorsunuz?
Tabii ki akrabalarımızın da buraya gelmesini isteriz. Biz birbirimize bağlı bir halkız. Akrabalık bağlarımız kuvvetlidir. Ama bu çok zor bir soru… Hele bizim halkımıza…. Artık ne olacak bilemiyoruz. O kadar şey gördük ki, artık gelecekle ilgili bir sey düşünemiyoruz. Asla aklımıza gelmeyecek şeyleri yaşadık. Kendi Müslümanlarımız Özbekler ki bize o zulümleri yaptılar… Artık kimden ne gelir, kim ne yapar bilemiyoruz. Geleceği bir tek Allah bilir. Bir dakika içinde dünyada neler oluyor…

Vatanımız olan Ahıska sizin için ne anlama geliyor? Tarihte kalan bir yer mi, yoksa hem tarih hem de gelecekte vatanımız olabilir mi?
Ahıska, bizim vatanımızdır. Kim olursa olsun, o bir avuç toprağın bahası yoktur bizim için… Orada doğduk, orada dünyaya gözlerimizi açtık, orası bizim vatanımız. O bir avuç toprak, bizim için çok şey ifade ediyor ve onu hiçbir şeye değişmeyiz. Millet olarak alnımız ak, başımız diktir. Bugüne kadar vatanımızı, Türklüğümüzü, milletimizi, bir şeye değişmedik, değişmeyiz de… Yabancı ülkede padişah olmaktansa, kendi vatanımızda çiftçi olmak iyidir… Biz var olduğumuz sürece Ahıska bizim vatanımızdır ve öyle kalacaktır.

Gürcistan’ın çıkardığı kanunu nasıl buluyorsunuz?
Bu kanunda açık olmayan hususlar var. Yoksa Gürcistan’ın niyeti, bizi dağıtmak, bölmek ve yeniden birbirimizden ayırmak mıdır! Biz yine eskiye dönmek istemiyoruz. Gürcistan, bizi kendi dilimiz, dinimiz ve âdetlerimizle kabul etmelidir. Nasıl ki bizi ordan aldılar öyle de geri götürmelidirler.

Gençlere neler tavsiye edersiniz?
Benim gençlere tavsiyem şudur: Çocuklarımız okusunlar. Karnını doldurmakla değil, aklını doldurmakla meşgul olsunlar. Aklını dolduran bir kişi asla kaybolmayacaktır. Dilimizi, dinimizi unutmasınlar. Örf ve âdetlerimize bağlı kalsınlar. En önemlisi de nereden geldiğimizi, kim olduğumuzu, vatanımızı ve topraklarımızı unutmasınlar. Herkesin barış içinde yaşamasını istiyorum. Kavga kimseye fayda getirmedi, getirmez de. Samanlık yansa, fareye de ziyandır. Dünyada savaş, herkese ziyandir. (Bu arada Rızali amcanın torunu Murat, artık sıkıldık, vatanımızı istiyoruz, diyor.)

Dağınık hâlde bulunan halkımızın geleceği hususunda ne düşünüyorsunuz?
Dağınıklık çok kötü bir şey. Korkuyoruz ki bu gidişle daha cok savrulacağız… Dilimizi unutmaktan korkuyoruz. Daha da kötüsü, millet olarak birbirimizi kaybetmekten korkuyoruz.

Sizce halkımızın bir araya gelme imkânları var mı? Böyle bir çalışma yapmalı mıyız? Yoksa herkes kendi kaderini mi yaşamalı?
Allah’tan ümit kesilmez. Allah, Gürcistan’a insaf versin ve diğer bütün ülkelere. Yeter artık çektiğimiz. Tabii ki böyle bir çalışma çok önemlidir. Biz zenginlik istemiyoruz; dinimiz ve dilimiz, kültürümüz bizim için en büyük zenginliktir. Amerika’da yaşayan Ahıska Türkleri olarak bir araya gelmemizin çok önemli olduğunu düşünüyoruz.

Amerika’da yaşayanlar, çocuklarımızı ve kültürel varlığımızı korumak için neler yapıyorsunuz?
Sık sık bir araya toplanıyoruz. Burada yaşayan Türkiye’den gelmiş Türklerle toplanıyoruz. Sağ olsunlar, burada okullar, camiler açmışlar. Gerektiğinde yardım eli uzatıyorlar. Amerika’ya da çok tesekkür ediyoruz; bizi buraya getirdi, yardım etti, ediyor, dinimizi ve dilimizi korumamıza izin veriyor. Amerika, el uzattı bize. 17 yıldır, karda kışta, dışarıda namaz kılıyorduk.

Türkiye’ye nasıl bakıyorsunuz? Türkiye ile ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? Bu ilişkileri geliştirmek için neler yapabiliriz?
Biz ayni halkız, Türküz! Barış olsun isteriz. Türk adın taşıyoruz. Biz Türkiye ile beraberiz ve hep öyle olacağız, iyi ve kötü gününde. Ben politika yapmıyorum. İçimden geleni söylüyorum.

Bizim Ahıska dergisi hakkında neler düşünüyorsunuz?
Bu dergiyi çıkaranlara çok teşekkür ediyoruz ve saygılarımızı sunuyoruz. Bu dergi, bizim nerelerde ve ne hâlde olduğumuzu bildiriyor. Bizim varlığımızı gösteriyor. Amerika’da yaşayan Türkler adına Yunus Zeyrek Beye çok teşekkür ediyoruz.

Bizim Ahıska dergisini çıkaran Yunus Zeyrek’i tanıyor musunuz? O, 1977 yılından itibaren Özbekistan-Taşkent’te yaşayan Ahıskalılarla mektuplaşarak ilgilenmeye başlamış. O günden beri Ahıska ve Ahıska Türkleriyle ilgili çalışmalar yapmış, kitaplar yazmıştır.
Ne yazık ki biz bu çalışmalardan haberdar değiliz. Biz isterdik ki Yunus Zeyrek o dergileri, kitaplarını tanıtsın. Yazılanları dünyaya dağıtsın, bildirsin. Sizin derginiz ne kadar uzaklara ulaşırsa, halkımız için o kadar iyi olur. Her devlette yaşayan bizim halkımızın böyle derginin var olduğunu bilmesi gerekir. Sadece Türkiye içinde değil, Azerbaycan, Kazakistan, Rusya, Amerika, Özbekistan gibi Ahıskalıların bulunduğu her yere ulaşılmasını, sesini duyurmasını isteriz. Bizim milletin unutulmadığını bilmelerini isteriz.
Bu yolda çalışan ve bizim yanımızda olan Yunus Zeyrek Beye çok teşekkür ediyoruz.

Bu samimî sohbetten dolayı Bizim Ahıska adına biz de size çok teşekkür eder, sağlık ve afiyetler dileriz.