Ahıska Türkleri için acılarla dolu çileli yolculuk 65 sene önce soğuk bir kış gününde başladı. Evet tam 65 sene önce acımasızca koparıldık vatanımızdan ve dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkarıldık. Bu yolculukta, vatanımızı, malımızı ve nice canlarımızı kaybettik. Ama kimliğimizi, Türklüğümüzü asla kaybetmedik.
SSCB idaresi altında yaşayan ve Ahıska Türkleri gibi sürgünlere tabi tutulmamış diğer Türk toplulukları, yaşadıkları bölgelere göre milliyetler yakıştırıp benimsemiş ve Özbek, Tatar, Kazak adları almışlardır. Ahıska Türkleri ise istinasız “Biz Türk’üz!” derler. Bize yapılan buncu zulme rağmen yok olmadık. Yılmadık, yıkılmadık, sabrettik, bugün de dimdik ayaktayız.
Bize yapılan adaletsizlikleri asla unutmadık, unutmayacağız. Yaşanan haksızlıklar ve acılar, deden toruna anlatılarak devam edecektir. Zaten tarih de bu yaşananlara şahittir. Kolay mı bunca sene vatandan, öz ata yurdumuzdan uzaklarda, gurbetlerde yaşamanın zorluklarını unutmak… Unuttuk mu 65 sene önceki o kara günleri? Hayır unutmadık, biz onları tarihe ve kalbimize yazdık. İnsanlık âlemi bilsin, dünyada ne zalimlerin ve zalimliklerin olduğunu…
Dedelerimiz, ninelerimiz yük ve hayvan vagonlarında yaşanan aç, susuz ve soğuk sürgün felâketini unutmadılar, bize anlattılar. Ne insanlık dışı muameleler gördüler. Vagonlara çuvallar gibi sıkış tepiş doldurularak yolcu edildiler. Bazıları buna dayanamadı, güçleri yetmedi onca acıyı taşımaya ve gidecekleri yere varmadan binlercesi yolda öldü. Cesetler vagonlardan alınıp alelacele açılan çukurlara atıldı. Sürgün dehşeti bununla kalmadı. Haftalar süren yolculuk sırasında, yolcuların üzerine kilitlenen kapılar, ihtiyaç için bile açılmadı. Bu işkencede hayatta kalabilmeyi başaranlar bugüne kadar kimliğini koruyup gelmiş. Hayat mücadelesinden başarıyla çıkamayanlardan geriye ne bir mezar ne de cesetlerinin bulunduğu bir toprak kaldı… Bugün belki onlar yok ama o acıyı hâlâ yaşayan, unutturmayan ve bu davayı sürdüren binlerce alnı ak, başı dik Ahıskalı var.
Gittikleri her yerde var gücüyle çalışan Ahıska Türkleri, ekmeğini taştan çıkarıyor. Çalışkanlıklarıyla ve hırslarıyla yavaş yavaş ayağa kalkan Ahıskalılar, gittikleri yerde, yerli halkı bile geçiyor. Bu durum bütün Ahıskalılar için gurur vericidir. Çünkü her şeye sıfırdan başlamak kolay değildir. Sürgüne uğramış bir halkın, ne barınacak bir yeri, ne de destek çıkacak, yardım edecek arkası vardı. Ama onların umutları vardı; vatana dönme yolunda hedefleri, hayalleri vardı. Zamanla umutlar ve hayaller yeşerdi, meyve vermeye başladı.
Ahıska Türkleri günümüzde artık tanınmaya ve tarihi yazılmaya başlandı. Uzun süren suskunluk, tanınmayan topluluk, yavaş yavaş tarihe karışıyor. Yetişen yeni nesiller sayesinde kendini dünyaya tanıtıyor. Kaybolmaya yüz tutan ve hiç dışa yansıtılmayan hazin dramımız, artık tarih sayfalarında yerini almaya başladı. Sosyalleşme ve gelişme yönünde de ilerleme kaydeden Ahıska Türkleri hayata geçirdikleri yeni aktivitelerle ilgi toplamaktadır.
Ahıska Türklerinde var olan aslî cevher ne yazık ki sivil toplum alanında yüz ağartacak durumda değil. Bu da her toplumda görülebileceği gibi, bazı şahsî çıkar gruplarının halkımıza ve davamıza musallat olmasından başka bir şey değildir. Her şeye rağmen Kırgızistan ve Kazakistan’daki derneklerimiz, olumlu çabalarıyla halkımızın yanında yer almaktadır. Gönül ister ki Türkiye’deki hemşehrilerimiz de aynı ciddiyet ve ideallerle halkımızın derdine deva olma yarışına girsinler.
Ahıska ve Ahıska Türklerini dünyaya tanıtan, sesini duyuran, tarihinin dünden bugüne taşınmasında büyük katkıda bulunan bir diğer önemli kaynak da dergimiz Bizim Ahıska’dır. Her sayısında birbirinden önemli konuları ele alan dergimiz, aynı zamanda düşünen gençlerin de sesi olmaktadır. Bu durum Ahıskalı gençler için kendi düşünce ve görüşleri ifade etmedeki bugüne kadar yapılan ve görülen aktivitelerden en önemli ve en etkilisidir. Çünkü gençler bir toplumun geleceği olduğu için onların düşüncesine ve psikolojisine önem verilmeli, daha dayanıklı bilgilere ve iyi bir eğitime sahip olmaları için çaba gösterilmelidir. Unutmamalı ki çağımızda, bir milletin millî davasını ayağa kaldıran faktörlerin en önemlisi neşriyattır; yani medya gücü. İşte Bizim Ahıska dergisi bu yolda çok önemli bir fonksiyonu icra etmektedir.
İnanıyoruz ki yeni yetişen gençler sayesinde birkaç sene sonra bu tür aktiviteler daha kuvvetlenecek, dünya ve tarih bizi çok daha iyi tanıyacak, vatana dönüş yolundaki çabamız yeni boyut kazanacaktır. Buna şimdiden başlanmalıdır. Her Ahıskalı, milletinin geleceği için bir şeyler yapmalı ve neler yapabileceği konusunda düşünmelidir. Derneklerimize ve dergimize sahip çıkılmalıdır. Bilmeyenlere bildirmeli, okumayanlara okutturmalıyız. Sonuçta bunlar bizim geleceğimiz için çalışıp çaba gösteriyor. Onun için onlar aleyhinde konuşulmamalı, zararlı faaliyette bulunmamalıdır. Böyle yapanlar da uyarılmalıdır. Faydalı iş yapmıyorsan, yapana köstek olma, denilmelidir. Eğer bir yerde hata varsa bu hepimizin hatasından kaynaklanmaktadır. Bütün Ahıskalılar olarak çözüm aramalıyız. Bu da nasıl olur biliyor musunuz? Adaletsizliğe, haksızlığa izin verilmeyerek ve hakkımızı koruyarak olur. Öyleyse haydi gelin bu konularda elimizden geleni yapalım.
Tarihin her döneminde mazlum, her döneminde mağdur edilmiş Türkler içerisinde vatansız bırakılmış, vatansızlığa maruz bırakılmış tek millet Ahıska Türkleridir. Tarihe baktığımızda çoğu zaman hazin ve insanlık dışı olaylarla karşılaşıyoruz. Bunların benzeri örneklerinin yaşandığını da görebiliyoruz. Ama Ahıska Türklerinin dramına baktığımız zaman bir benzer olayı göremiyoruz. Çünkü bu olay tarih sayfalarında tektir. Sürgünden sonra Kırım ve Kazan Türkleri, Çeçenler ve diğerleri iyi veya kötü şartlarda vatanlarına döndüler. Fakat bu hak sadece Ahıska Türklerine verilmedi. Ahıska Türkleri 1991’den bu yana iyi şartlarda yaşıyor olsalar da onların hedefi ata yurtları olan Ahıska’ya geri dönmek veya Türkiye’ye yerleşmektir.
1991 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkardığı Ahıska Türklerinin Kabulü ve İskânına Dair Kanun, Türkiye’ye yerleşme isteğini bir kat daha arttırdı. O günden bugüne binlerce Ahıskalı Türkiye’ye yerleşti ve çoğu da TC vatandaşlığına sahip oldu. Ya diğerleri? Vatan özlemiyle yanıp tutuşan, yaşadıkları yerlerde hâlâ sıkıntılarla karşılaşan, resmî kimlikleri olmayan ve sosyal imkânlardan mahrum olanlar?
Bu yaşananları sürgünden 65 sene sonra zikretmek belki çok acı verici, ama gerçek olan bu. Belli ki onlar için hayat sürgün yıllarından farksız. Şimdi hep birlikte düşünelim bakalım bu duruma nasıl bir son verebiliriz, yeni yetişen genç kadrolarımızın çoğalmasını bekleyerek mi yoksa şimdiden çözüm yolları üreterek mi?