English
 
 
   
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
17 .Sayı 16 .Sayı 15 .Sayı
 
 
 
 
Şâir Fuzulî
 
Bizim Ahıska

Küfr-i zülfün salalı rahneler imanımıza,
Kâfir ağlar bizim ahval-i perişanımıza.



      Asıl adı Muhammed, mahlâsı Fuzulî olan şâirimiz, Türk edebiyatının en büyük isimlerinden biridir. Irak Türkmenlerinden olup Oğuzların Bayat boyuna mensuptur. Onun Kerkük’de dünyaya gelmiş olduğuna dair önemli haberler mevcuttur.

      1498’de dünyaya geldiği tahmin edilen Fuzulî, 1556 yılında ölmüştür. 1958’e kadar sağlam duran Kerbelâ’daki türbesi, ne yazı ki daha sonraki yıllarda yol yapımı bahanesiyle yıktırılmıştır.

      Şâir, şiirleri başka şâirlerin eserleriyle karışmasın diye kimsenin kullanmak istemeyeceği Fuzulî mahlâsıyla yazmış, böylece şöhret olmuştur. O, bu mahlâsı özellikle seçmiştir. Fuzulî, ‘fazla, gereksiz’ anlamına geldiği gibi, ilim, marifet, meziyet anlamına gelen fazl kelimesinin de çokluk şeklidir.

      Fuzulî, eserlerinde, Doğu-İslâm medeniyetinin hakim olduğu coğrafyadaki duygu, düşünce, iman, kültür, dil, tarih ve sanat  değerlerini toplamış, bu alanda kudretini göstermiş, yüksek kültürlü bir şâirdir. O, Türk edebiyatının zirve şâiri olduğu gibi dünya klasikleri arasında da haklı bir yere sahiptir.

      Fuzulî, bir şâir olduğu gibi aynı zamanda bilgin bir şahsiyettir. Onun eserlerinde bu bilge kişiliği daima ön plâna çıkar. Türkçe Divan’ının önsözünde, ilimsiz şiirin, temelsiz duvar veya ruhsuz ceset gibi olduğunu söylemesi de kendisinin bilgili bir kişi olduğuna işarettir.

      1534 yılı kasımında Osmanlı Padişahı Kanunî Sultan Süleyman, Irak’ı fethederek Bağdat’a girdiğinde. Şâir Fuzulî’yle tanışmış, kendisine iltifat etmiş ve vakıflardan maaş bağlatmıştır. Şâir, kaleme aldığı ve Bağdat’ın fethine tarih düşürdüğü Bağdat Kasidesi’ni Padişah’a takdim etmiştir. Fakat her zamanki gibi sanat ve edebiyattan anlamayan hırsız ve hileci memurlar, şâire bağlanan maaşı bir ara ondan esirgemişlerdir. Bu yolsuzluklara üzülen şâir, ünlü Şikâyetname’sini yazmıştır. Bu eser nükte, zarafet ve hiciv edebiyatımızın en seçkin örneklerinden biridir:


            Selâm verdim, rüşvet değildir deyü almadılar
            Gördüm ki sualime cevaptan gayri nesne vermezler.


      Fuzulî, “Fuzulî ister isen izdiyad-ı rütbe-i fazl/Diyar-ı Rum’u gözet, terk-i hâk-i Bağdat et.” (Fuzulî, fazilet rütbenin yükselmesini istiyorsan Bağdat toprağını terk et, Anadolu’ya git) diyerek diğer birçok şâir gibi Padişah şehri İstanbul’a gelmek istemiş, fakat bu isteği gerçekleşmemiştir.

      Fuzulî, Arapça, Farsça ve Türkçe gibi zamanının en büyük üç dilini iyi biliyordu. Eserlerini de bu üç dilden verdi. Ama sanatını ve ömrünü ona adamışçasına yükselmesi ve güzelleşmesi için çalıştığı Türkçe’ye ayrı bir önem vermiştir. Leylâ ve Mecnun adlı şaheserinde kullandığı kelimelerin çoğu halis Türkçe’dir:

            “Niçün özüne ziyan edersen/Yahşı adını yaman edersen…”
            “Leylâ’nın atası açdı başın/Doldurdu gözüne kanlı yaşın…”


      Fuzulî, her şeyden önce bir aşk, ıztırap, hikmet ve tasavvuf şâiridir. O, şiirin, kelimelerle söylenen bir musıkî olduğuna inanmış, şiire kötülük edenlere de beddua etmiştir.

      Bazı eserleri: Türkçe Divan, Farsça Divan, Arapça Divan, Hadikatü’s-Suadâ, Beng ü Bâde, Şikâyetnâme, Leylî vü Mecnun.

      Fuzulî’nin eserleri arasında en çok sevilen ve günümüzde de şöhretli yerini koruyan şüphesiz Leylâ ve Mecnun adlı mesnevisidir. 1907 yılında Azerbaycan-Karabağlı besteci Üzeyir Hacıbeyli tarafından bestelenen bu eser, İngilizce, Almanca ve Rusça’ya da çevrilmiştir. Günümüzde de Bakü Operası’nda hâlâ bütün canlılığıyla sahneye konulmakta, seyredenleri büyülemektedir.

      Fuzulî’nin eşsiz gazelleriyle birlikte Hazreti Peygamber için yazdığı Su Kasidesi’ni de anmalıyız. Birbirinden güzel gazellerinden biri şöyledir:

            Beni candan usandırdı,  cefadan yâr usanmaz mı
            Felekler yandı âhımdan, muradım şem’i yanmaz mı

            Kamu bîmarına canan,  deva-yı derd eder ihsan
            Niçün kılmaz bana derman, beni bîmar sanmaz mı

            Şeb-i hicrân yanar canım,  töker kan çeşm-i giryanım
            Uyadır halkı efganım,  kara bahtım uyanmaz mı

            Gül-i ruhsârına karşı gözümden kanlı akar su
            Habibim fasl-ı güldür bu, akar sular bulanmaz mı

            Değildim ben sana mail,  sen etdin aklımı zail
            Bana ta’n eyleyen gafil, seni gör geç utanmaz mı

            Fuzulî rind-i  şeydadır,  hemişe halka rüsvadır
            Sorun kim bu ne sevdadır,  bu sevdadan usanmaz mı.

 
 
  Ziyaretçi İstatistikleri En Çok Okunanlar   Bugün En Çok Okunanlar   Son Bakılan Yazılar
  Şu anda: 3 kişi
Bugün: 39 kişi
Bu ay: 2105 kişi
-- Uzaklarda Kalan Kardaşlar
-- Ahıska Türklerinin Bitmeyen Göç Trajedisi ve Ardahan'dan Sarıkaya'ya Göçler
-- Federasyonumuz ve Derneklerimiz
-- Akdağmadeni ve Ahıskalılar
-- Anadolu'nun Bağrında Unutulmuş Ahıskalılar

  -- Amasya’nın Altın Tarihi
-- Kontes Uvarova'nın Kafkasya Seyahati
-- Editörden
-- Çıldır Köyleri Seyahat Notları - II
-- Ahıska Ağzından Derlemeler
  -- Şâir Fuzulî
-- Editörden
--  Ayinesi İştir Kişinin Lâfa Bakılmaz!
-- Posof Yöresi Efsaneleri
-- HABERLER
 Bizim Ahıska Dergisi Tasarım:Emre Asker