Batona Yakob, Şarabı Fazla Kaçırmış

Muhibbi AHMEDOV

Küreselleşmenin cilvelerinden biri olsa gerek; Gürcistan’ın ta Ozurget İlçesinin Nasakirali köyünden Yakob Grdzelidze, Sayın Yunus Zeyrek’in Acaristan ve Acarlar ile Ahıska Bölgesi ve Ahıska Türkleri adlı kitaplarını polemik konusu yapmaya kalkışmaktadır.

Tiflis’te Rusça olarak yayınlanan bir gazeteye bu konuda mektup gönderen Yakob, Meskh olduğunu iddia etmektedir.[1] Bir Meskh olduğunu iddia eden Yakob’un Zeyrek’in kitabını okuyup polemik yapabilecek kadar Türkçe’ye aşina olması, öte yandan bu konuda Rusça polemik mektubu yazabilecek kadar da Rusça’ya aşina olması, herhalde kürselleşmenin sonuçlarından biridir! Aslında iki yabancı dil bilen birinin Nasakirali köyünde harcanması gerçekten üzücüdür! Bu derecede Rusça ve Türkçe bilen birinin Meskh olması da şüphelidir! Diğer bazıları gibi bu Yakob, Ahıskalılara yeni bir kimlik giydirme gayretinde olan ve Tiflis’te kucakta beslenen Xısnacılardan olduğu tahmin edilebilir.

Köylü Yakob,  Ahıska’da oturmuyor, mektubunda Ahıskalı olduğunu da belirtmiyor ve sadece Meskh olduğunu ısrarla vurguluyor. İyi de Yakob’un Meskh, Kartvel veya ne bileyim Svan olmasının, Ahıskalı Türklerin kökeni ve tarih sürecinde yaşamış oldukları facialarla ne ilgisi olabilir? Anlamak mümkün değil.

Ahıskalı Türklerin bölgede uzun süre Ortdoks Hıristiyan olarak yaşamış Kıpçaklarla olan bağları, Yakob’u çok tedirgin etmiş olacak ki gazetedeki mektubunun başlığı şöyledir: Artık Meskh Bile Değiliz, Kıpçaklarız.

Ne var ki kendisi de mektubunda yazdığı gibi, “Rus ve Gürcü basını onları Türk saymaktadır.” Öyleyse Yakob’un Zeyrek’le polemik yapmak yerine önce Gürcü basınını ikna etmesi gerekirdi.

Meskhler veya herhangi bir Kartvel boyunun Ahıskalı Türklerle ilgisi yoktur. Zeyrek, kendilerini Meskh veya Cavakh yahut Pşav sayanları, hiçbir kitabında Türk ilan etmemiştir. Tam tersine o, Yakob’un mektubunda ‘Ahıska Türkleri diye bir halk yoktur ve bu, yazarın uydurmasıdır.’ şeklinde defalarca ve açıkça ifade ettiği Kartvel nakaratına dikkat çekmektir.

Zeyrek’le polemik kapsamında tarihin derinliklerine kadar giden Yakob Grdzelidze’nin mektubundaki amatör laflarla uğraşmak zaten boşuna zaman kaybı olacaktır. Ama bir basın organında yer bulabildiğine göre birkaç noktadan dokunmak da lâzım. Yakop bunları anlamazsa da ona ders veren hocalarının anlayacağını ümit ederiz.

Yakob’a göre, 12. yüzyılda Gürcistan’a göç eden 45 bin Kıpçak ailesi ve onlardan kurulan ordu, Kür ve Çoruh arasındaki bölgede iz bırakmadan yok olup gitmiştir! Yakob, Yunus Zeyrek’e itiraz ederek şöyle soruyor: “Peki bu Kıpçaklar neden bölgeye Kıpçakistan veya Kipçaketi adı vermemişler? Irmak, dağ, köy, kale, manastır adları Kıpçakça değil Gürcücedir. … Bölge adları Meskheti, Şavşeti, Klarceti, Tao, İsperi da öyledir.

Görünen o ki, Yakob’un hocaları veya onun okuduğu Kartvel kitaplarının yazarları, tarihî Kartvel arazilerinin İspir’e kadar uzandığına dair masaldan hâlâ vazgeçmemişlerdir. Tao, İspir, Kalarç yer adlarının Gürcüce olmadığını cümle alem bilir. Öte yandan bu mantıkla Gürcistan arazisindeki Poti, Batum ve birçok yer adları, Gürcüce olmadığına bakılırsa, o halde buralar, Gürcülerin değil. Zaten “9. Yüzyılda Türk Aşiretleri- Selçuklular ortaya çıktılar ama onlar, Gürcistan’da yaşamamışlardır.” cümlesi, Yakob’un fikri neyse zikrinin de o olduğunu zaten açıkça göstermektedir.

Yakob, Elbert Batiaşvili’ye dayanarak 1944’te sürülen Ahıskalıların Meskh olduklarını yazıyor. Ama bu kadarıyla kalsa iyi. Onun Kartvel şovenliği daha acayip şekilde tecelli ediyor: “Halen Türkiye’ye göç eden Meskhler, kendilerine Ahıska Türkleri diyorlar. Onlar, Ahıska adlı dergiler çıkarıyorlar. Türkiye’de Meskhlerin Türkleştirilmesi söz konusudur. Bu işin organizasyonunu yapanlar da Yunus Zeyrek ve ötekilerdir. Yunus Zeyrek kendisi Ardahan’dandır; ecdadı ise Meshketi’de oturmaktaydı. Demek ki o da Meskh’tir ama kendini ve halkını Yusuf  Serverov gibi Türk sayıyor. Türkiye Şavşeti’nin güney kısmını, Tao, Klarceti ve İsperi’yi ele geçirdiği gibi, yazarın da tek amacı, Meskhlere Kıpçak veya Ahıska Türkleri diyerek bölgeyi ele geçirmektir.”

Yakob, bu sözleriyle baklayı da ağzından çıkarıyor! Buna isteri derler. Ama altmış sene önce sürgüne gönderilen bu halkın Stalin kararnamesindeki adı Meskh değil, Türk’tü! Yakob’un yazısında yanlış olmayan bir nokta yok! Yani bir insan oturup da bu kadar yalanı nasıl uydurabilir, anlaşılır gibi değil. Zira Ahıska bölgesinde yerli ahaliye hiçbir zaman Meskh muamelesi yapılmamıştır. Onlara Tatar denmiş, Azeri denmiş ve nihayet 1944 yılında Türk denilerek sürülmüşler. Şimdi nereden çıktı bu Meskh masalı!

Mektubunda Amerikalıların Meskhlere sahip çıktıklarını, Gürcistan’ın ise hâlâ düşündüğünü sitemle dile getiren Yakob, “60 yıldırMeskhler Gürcistan’a dönemediler.” diye dert yanarken aklımıza şu soru geliyor: Gürcü yöneticileri, kendi Meskh soydaşlarını geri almayacak kadar insanlıktan uzaksalar Yunus Zeyrek’in suçu nedir?

Fakat işin aslı çok basittir. Bu mektubu imzalayan Yakob Grdzelidze, yazansa Tiflis’teki aklı evvellerdir. Sürülmüş Türklerin Ahıska’ya dönmeleri sorunu, onların umurunda bile değil. Şavşat, Ardahan’da ve Artvin topraklarında gözü olan ve İstanbul’da çıkardıkları Çveneburi dergisi aracılığıyla Türkiye’de Kartvel masalları anlatan Kartvel karteli söz konusudur.

Meskh nakaratı deyip geçmeyelim, çünkü yarın bakarsınız Bursa’ya göç etmiş olan Ahıskalı Türkleri de Meskh ilân edebilirler…

 


[1] Kavkazskiy Aksent gazetesi, Sayı 22 /119/, Tiflis 2004.