Ahıska Türkleri Folklorunda Rus Zulmünü Anlatan Motifler

Yüce Tanrı, Türk oğlunu yaratırken onun kalbinde sönmeyen hürriyet ateşini de alevlendirmiştir. Vatanını “Ana hakkı-Tanrı hakkı” kadar yüce tutan Türk oğlu, hiçbir zaman esaretle barışmamış, vatanın bağımsızlığı, milletinin şerefi uğruna ölümü mukaddesleştirmiştir. Yiğitlik, şehitlik ve gazilerin kahramanlıkları, Orhun Âbideleri’nden ve Dede Korkut’tan günümüze değin Türk folklorunun en yüce ve en şerefli sayfalarını işgal etmiştir. Esaret hayatı ve devletsizlik ise Türk maneviyatında ve Türk folklorunda en büyük facia olarak yer almıştır. Son iki yüzyılda Rus esaretine düşen Türk toplulukları da bu esaret yıllarında zulüm görmüş, millî istiklâlin olmadığı bir hayata alışamamışlardır. Rus esaretine düşmüş bütün Türk topraklarında, Azerbaycan, Kuzey Kafkasya, Kırım, Türkistan, Sibirya, İdil-Ural, Altay-Tuva, Yakut- Saha bölgesinde Türklerin düşmana karşı kahramanca direnişi, şerefli bağımsızlık mücadelesi başlamış ve bu mücadele ruhu hiçbir zaman ölmemiştir.

Rus esaretine düşen Türk topraklarının bir bölümü de Ahıska ve çevresidir. Ahıska Paşalığının  1828 yılında Ruslar tarafından istilâ edilmesi sonucunda oradaki zengin Türk kültürü dağıtılmış, kütüphaneleri talan edilmiş, mektepleri kapatılmıştır. Sadece Ahıska’daki meşhur Ahmediye camisinden 150’den fazla nadir kitap Rusya’nın Petersburg’daki İmparator kütüphanesine götürülmüştür. Bu istilâ sonucu Ahıska Türkleri toplu şekilde öldürülmüş, onların yerine buralar Ermeniler yerleştirilmişlerdir. Nihayet, bu amansız soykırım 1944 yılı 15 Kasımında Ahıska Türklerinin vatanlarından sürülmesiyle sonuçlandırılmıştır. Ama bu amansız sürgün bile Ahıska Türklerinin hürriyet ruhunu yok edememiştir.

Sürgünün hemen ardından Ahıskalıların vatana dönüş mücadelesi başladı. Bundan korkan emperyal güçler, 1989 yılının baharında Ahıskalıların başına yeni bir facia getirdi. Türkleri parçalamak, Ahıskalıları dize getirmek için Fergana bölgesinde iki kardeş halkı bir birine düşürdü. Bu meş’um Fergana faciası da Ahıskalıların hürriyet aşkını, vatan sevgisini söndüremedi. Aksine, vatana dönüş mücadelesi daha da genişledi. Son yıllarda Ahıskalıların bu mücadelesine Vatan Cemiyeti öncülük etti. Ahıskalıların bu mücadelesi hâlâ devam etmektedir.

Bu dehşet verici olaylar, acımasız Rus esareti, topyekûn sürgün ve vahşet örneği soykırım siyaseti, Ahıska Türklerinin manevî âleminde ve kültüründe derin izler bırakmıştır. Ahıska Türkleri, Rus esaretine rağmen dünya kültürünün en fecî, fakat en şerefli kollarından biri olan esaret ve sürgün folklorunu meydana getirmiştir. Bu folklorda, düşman zulmünü anlatan motifler, bağımsızlık gününe ve zafere derin inançla birlikte seslenmektedir.

Rus zulmünü anlatan motifler, Ahıska Türkleri folklorunun bütün çeşitlerinde yer almıştır. Bu motifleri aşağıdaki şekilde ayrıştırabiliriz.

1. Ahıska Paşalığının çöküşü (işgali) ile ilgili motifler,

2. Rus esareti devrindeki Rus-Ermeni zulmünü anlatan motifler,

3. Sürgün motifleri.

Kudretli Ahıska Paşalığının Ruslar tarafından işgali, halk efsanelerinde, manilerde ve saz şairlerinin deyişlerinde büyük ve millî bir facia olarak ifade edilmektedir. Ahıska’nın kahramanları, şehitleri, savaşla ilgili efsaneleri, rivayet ve hatıraları çok ilginçtir. Ahıska’daki azametli Ahmediye camisiyle ilgili efsaneleşmiş rivayetler bilhassa dikkat çekicidir.

Son zamanlarda anlatıla gelen bir efsanede şöyle bir rivayet var:

Ahmet Paşa, Ahıska’da cami inşa ettirmek istiyormuş. İnşaata başlamadan önce binanın temeline bir canlının kanını akıtmak yani kurban kesmek gerekiyormuş.  Ahmet Paşa hiç kimseye kıyamamış, hiçbir canlının kendi camisine kurban edilmesini istememiş. Emir vermiş ki, sabah erkenden cami tarafına kim ilk gelirse onu kurban kesin. Ama Ahmet Paşa buna da razı olmamış. Kendinin inşa ettireceği camiye başkasının kurban edilmesini istememiş. Paşa, kendi oğlunu bir bahaneyle sabah erkenden cami tarafına göndermiş. Oğlu henüz camiye varmadan, bir köpek onu geçip camiye doğru gitmiş. Böyle olunca oğlunu değil de  o köpeği yakalayıp kurban kesmişler. Bu olayı duyan Ahmet Paşa üzülerek demiş ki: “Bu cami sonunda bize değil de köpeklere kalacak, onlara kısmet olacak…

Ahıskalılar bu efsanenin ne yazık ki sonunda gerçekleştiğini söylemektedirler.

Başka bir rivayette de şunlar anlatılmaktadır:

Bir Rus generali, Ahmediye camisi kütüphanesinde bulunan kitapları, savaş ganimeti olarak müsadere edip Petersburg’a göndermek için incelerken, orada bir top mermisi bulmuş. General, top mermisini alıp caminin imamına yaklaşmış: “Efendi peki bu nameyi hangi listeye yazalım?” diye sormuş! İhtiyar imam, bu sözden çok alınmış ve derinden bir âh çekerek demiş ki: “Bunu da bu dünyanın faniliği hakkındaki hatıralar defterine yazın!…

Rus zulmü altında inleyen Ahıska’nın fecî kaderini Ahıskalı Aşık Molla Mehmet Sefilî kendi koşmasında şöyle anlatıyor:

 

Ahıska yıkılmış, olmuştur esir,
Ne kilim kalmıştır, ne eski hasır,
Ahmediye camisi olmuştur yesir,
Ağliyer gözlerim, dolmuştur kana…

 

Ahıska faciasına sebep olan düşmana, Rus askerlerine ve Rus Çarına karşı nefret de Ahıska manilerinin esas motiflerindendir. Bu manilerin birinde şöyle denilmekte:

 

Sari Urus gemisi,
Hep ileri, hep geri,
Nikolay[2] gözün çıksın,
Dul koydun gelinleri.

 

Rus emperyalizminin en hain, iki yüzlü ve en vahşi faaliyeti, Ermeni çetelerini desteklemesi, silahlandırması ve Ermeni katillerini masum Türk ahalisi üzerine göndermesidir. Molla Mehmet Sefilî, Ermeni vahşetini “Camican” redifli şiirinde açık şekilde gözler önüne sermektedir. Bu şiirden bir parçada;

Ermeniler kendi dinine taparlar,
İstikanı birbirinden kaparlar[3]
Mihrabın yerine bir haç tikarlar,
Ne günlerden günlere kaldın camican…

 

Ahıska Türklerinin çağdaş folklorunda en geniş konu sürgündür. Dünya tarihinde yazılmış Rus-Sovyet emperyasının gerçekleştirdiği vahşî cinayet, halkın vatanlarından sürülmesi, Karaçay, Balkar, Gökçe ve Ahıska Türklerinin kaderine düşmüştür.

 

Elimden, yurdumdan oldum derbeder,
Hani benim memleketim, elim yar!…

 

diyen Ahıska Türkü, eli silâh tutanları cepheye götürülmüş olmasından dolayı, Rus zulmünün en vahşî örneklerinden biri olan 1944 sürgününü çaresizlikle karşılamıştır. Millî folklor, sürgün devrinde halkı yaşatmış, millî hayatı muhafaza etmiştir. Vatan derdi, yurt derdi ve sürgün acısı manilerde şöyle açıklanmakta:

 

Garibem bu vatanda,
Garip kuşlar ötende,
Gövlüm gögerçin oldi, 
Durmiyer yad vatanda.

 
Dağlari karladiler,
Yollari bağladiler,
Bu yeri halta kimi
Boynuma bağladiler.

 
Gediyerim bu dağinen,
Elimde sırağinen,
Bizi elden sürdüler,
Ellerde yarağinen[4]

 

Sürgün derdini anlatan birçok türkü de bulunmaktadır. Gariplik, hasret, yalnızlık, kimsesizlik bu türkülerin önemli motiflerindendir. “Ben bir Türküm”, “Beni şad et vatanım için”, “Garip ağlar”, “Ağlasa anam ağlar”, “Çevir yolumuzu Vatana, Allah”, “Garip Mezari”, “Seneler”, “Şen degül”, “Yol var, başi dumanli” derlediğimiz  ve Ahıskalıların en çok söylediği türkülerdendir.

Vatan hasreti, sürgün derdi bu türkülerin birinde şöyle dile getirilmekte:

 

Gede gede getmez oldi dizlerim,
Ağlamaktan görmez oldi gözlerim,
Yabanciyim, geçmez oldi sözlerim
Beni şad et, şad et vatanım için.

 

Başka bir sürgün türküsünde Vatana dönüş motifi derin hüzünle açıklanmakta:

 

Nerde kaldi o Zediban deresi,
Eşidilmez suların şerşeresi,
Yeşil, gözel Azğur’umun meşesi,
Gel dönelim o yerlere arkadaş![5]

 

Ahıska-Çıldır yöresi, tarih boyu ulu sanatçıların, âşıkların yurdu olmuştur. Bu yörelerde Âşık Şenlik, Emrah, Şevkî, Sefilî, Zülâlî, Mürtez gibi el şairleri yetişmiştir.

Ahıskalılar arasından sürgün yıllarında da güzel halk şairleri çıkmıştır. Şimdiye kadar eserleri hiçbir yerde yayınlanmamış, milletin derdini kaleme alan bu vatanperver şairlerin şiirlerinde Türklük şuuru çok kuvvetlidir. Bu şiirlerde Rus zulmüne karşı büyük öfke ve itiraz var. Bununla birlikte vatana döneceklerine ölmez inanç var.

Çağdaş Ahıska şairlerinden Fehlül, Zeynal Yektay, Cabir Halidov, Şimşek Sürgün, İlyas İdrisov, İlim Şahzadayev, Gülahmet Şahin, Heyransa Mirzeyeva, Mehyar Ahmedoğlu, Müseddin ve başkanlarının birçok şiirleri buna örnek teşkil etmektedir. Halka şairlerinden Fehlül’ün “Görmedim” başlıklı şiirinde Rus zulmü şöyle anlatılmaktadır:

 

Od koydi evime, ettiler talan,
Ağladi kız gelin, ettiler şivan,
Bu ahi koymasın size Yaradan,
İndiyecen derdimize yanan görmedim.

 

Şimşek Sürgün Kaharetli’nin “Bahtsız Türkler” şiiri bilhassa etkilidir: birkaç mısraı şöyledir:

 

Ahıska elleri, elimiz bizim,
Gene perişandur halımız bizim.
Gurbetlere düştü yolumuz bizim,
Aman Allah, aman galduh biçare,
Yandık Allah, yandık, bize bir çare!

 

            Türkler Ahıska’dan sürüldükten sonra eski Türk abideleri, camiler ve medreseler yok edilmiş veya kiliseye, Sovyet idare binalarına, kuluba[6] çevrilmiştir. Ahmediye camisi, Azgur, Lelvan, Ahılkelek kısacası bu bölgedeki bütün camiler, mezarlar, türbeler tarumar edilmiştir. Şimşek Sürgün bu vahşeti, barbarlığı vatana gidip gözleriyle görmüş, âhını, ıstırabını mısralara dökmüştür:

 

Lelvan’ın camisi kuluba dönmüş,
O eski ocaklar çokdandır sönmüş,
Bülbülün yerine baykuşlar konmuş,
Aklımı tağayir[7] ettim de geldim.

 
Kimse bilmez bu dünyanın işini,
Neçeleri tökmüş gözün yaşını,
Dereye atmişler mezar taşini,
Titreşen gemükler gördüm de geldim.

 

Özbekistan’da Fergana’da, Ahıska Türklerinin başına gelen facia da aslında düşman işidir; Hristiyanların fitnesidir. Bu fecî olaylarda asıl suçlu, “koynunda haç gizlemiş” düşmanlar olduğunu Ahıskalılar anlıyorlar ve bunu Ahıskalı şair Mehyar Ahmedoğlu, “Fergana” şiirinde şöyle anlatıyor:

 

Ezelden gizlettin haçı koynunda,
Günahsız halkın kanı boynunda,
Bu tuttuğun işler kalsın haklında,
Dönecek bu işler başan Fergana,
Yandurdun, yanasın seni Fergana.

 

Ahıska folklorunda Rus zulmünü anlatan motifler bunlarla bitmiyor. Bu konuda çok konuşabiliriz. Fakat kaderin hükmüyle barışmayan Ahıskalıların çağdaş folklorunda ümit, dostlara güven, Azerbaycan, Türkiye, umumiyetle Türk Dünyasıyla ilgili kardeşlik motifleri oldukça fazladır. Bu kardeşlik ve birlik duygusu, Ahıskalıları yaşatıyor, umutlandırıyor. Müseddin Seyfeddinoğlu’nun “Azerbaycan” şiiri bu Türk Birliğinin, düşmana karşı  korkmazlığın çok güzel bir örneğidir:

 

Sovyetler ülkesi, ağladır bizi,
Çok odlar yandurur bu kalbimizi,
Analar sızlayır, hiç gülmez yüzi,
Babalar derdini bil Azerbaycan.

 

Acaba, geler mi ele bir zaman,
Vatanım olur mi diyarım haman
Gülleri bezedip ederim çemen,
Senin kömeğinle can Azerbaycan.

 

Ahıska folkloru tarihin facialı sayfalarından çok etkilenmiş olsa da ve bu folklorda her konuda kendini belli etse de, Ahıska Türklerinin vatan sevgisi, toprağa bağlılık bütün baskılara rağmen zayıflamamış, halkın geleceğe umudu hiçbir zaman sönmemiştir. Ahıska Türkleri yaşadıkları zulme itirazlarını, folklorlarında açık bir şekilde otaya koymuşlardır. Bu da Ahıska folklorunun en önemli özelliklerinden birisidir.

 


[1] Prof.Dr. Asif HACILI Bakü Slavyan Üniversitesi Rektör Yardımcısı
[2] Rus Çarı
[3] Şarap badesini birbirinden kaparlar anlamında
[4] Yarağ: Silâh.
[5] Zediban ve Azgur: Ahıska köylerinden.
[6] Kültür merkezi
[7] Aklını şaşırmak