yz

Konferans Açılış Konuşması

Konuşmacı: Yunus ZEYREK

Sayın Bakanlar,

Sayın Meclis Başkanvekili,

Sayın Genel Başkan,

Sayın Milletvekilleri,

Değerli Bilim adamları,

Sivil Toplum Kuruluşlarının Sayın temsilcileri,

Aziz Misafirlerimiz, Muhterem Hemşehrilerim ve Değerli Basın Mensupları,

 

İnsanlık âlemi, barış, refah ve mutluluk aramaktadır. Halbuki aranan şeyler bizim elimizdedir. Yeter ki birbirimizi anlayalım, birbirimizin hak ve hukukuna saygı gösterelim. Birimiz sürünürken diğerimiz uçamaz. Ya hep beraber hür ve mutlu olacağız, Ya da bugün olmazsa yarın hep beraber aynı kötü kaderi paylaşacağız. Ağlayanın karşısında gülünmez. Gülenin de bir gün ağlayabileceğini akıldan çıkarmamalıyız. Eskiler demişler ki, mazlûmun âhı alınmaz; alma mazlûmun âhını çıkar âheste âheste…

Ahıska Türklerinin 63 yıllık âhı arşa dayanmıştır. Bu feryadı dokuz kat gökler duymuş, fakat duyması gerekenler duymamıştır.

İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl, bir önceki yüzyıldan kalan bu ayıbı ortadan kaldırmalıdır.

Bugün burada gerçekleştirdiğimiz bu muazzam toplantı, Ahıskalıların vatana dönüş meselesinde olumlu bir başlangıç yapmak amacıyla düzenlenmiştir.

Ahıskalıların meselesi hiçbir meseleyle mukayese edilemez. Zira bizim halkımız, suç işlememiş, aksine tabi olduğu devletin kanunlarına daima saygılı olmuştur. Bu halk, İkinci Büyük Savaş’ta, vatan savunması diyerek gençliğini cepheye göndermiş; tarlalarda çalışıp kazandığını da orduya iaşe olarak bağışlamıştır.

Devlet, halkı demiryolu inşaatında karşılıksız çalıştırmıştır. Halk, yaptığı demiryoluyla cephedeki çocuklarının geleceğini beklerken, bu yollardan kendisini sürgüne götürecek olan yük ve hayvan vagonları gelmiştir!

Bölge halkı, bu hayvan vagonlarıyla ölüm yolculuğuna çıkarılmıştır! Bu yapılırken de, “Sizi geçici olarak güvenli bölgelere götürüyoruz; yakında geri geleceksiniz!” denilerek yalan söylenmiştir! Yani halkımız kandırılmıştır!

Vatan savunması diye askere gidenlerin bir kısmı cephelerde kırılmış; geriye kalan madalyalı gaziler, yurtlarına dönememiş, Orta Asya çöllerinde ana, baba, bacı, kardaş arama derdine düşmüşlerdir!

İnsan haklarıyla meşgul olanlara seslenmek istiyoruz: Askerî eğitim almamış gençliği cephelerde harcanmış, geride kalanları da ölüm yolculuğuna çıkarılmış bir halkın hakları ne olacak? Bunu kim soracak?

İnsanlık tarihinde bundan daha elîm, daha zâlim bir uygulama var mıdır?

Belirli bir topluluğun, topyekûn, sonu belirsiz bir ölüm yolculuğuna çıkarılmasına soykırımı demiyorlar mı? Yoksa bu tarif, sadece bazı topluluklar için mi geçerlidir?

İşte 1944 yılında, bir kış gecesinin ortasında, Ahıska şehri ve çevre köylerinde bu yapılmış; Stalin ve Beriya’nın emriyle, bir bölgenin masum insanları, topyekûn sürgüne gönderilmiştir.

Biz şimdi burada bu sürgünün acılarını anlatmayacağız. Bu acıları yaşayanlar hayattadır, hatta aramızdadır.

Bazı çevreler ve medya mensupları, tarihin çöplüğünde insan hakları ihlâlleri arayarak mevcut devlet nizamlarını sarsmaya çalışmaktadırlar. Fakat nedense insanlığın gözü önünde duran böyle bir insanlık trajedisini görmemektedirler.

Ahıska Türklerinin bu perişanlığı, hatırı sayılır gazete ve TV programlarında, köşe yazılarında yer bulamamaktadır. Biz, bu Konferans vesilesiyle, insan hakları savunucularını ve medyayı, bu sese kulak vermeye çağırıyoruz.

Sürgün halk, 12 sene kamp hayatına mahkûm edilmiş; sürgün olayı, Sovyetler Birliği kamuoyundan bile gizli tutulmuştur. Stalin öldükten sonra nihayet 1956 yılında çıkarılan bir kararnameyle onların, sosyal ve siyasî hayatta katılabilecekleri hatta diğer Sovyet vatandaşları gibi istedikleri yerlerde yaşayabilecekleri ifade edilmiş, fakat bu ifadeler sadece kâğıt üzerinde kalmıştır.

Nihayet 1968 yılında çıkarılan ve altında biri Rus Podgorni ve diğeri Gürcü Georgadze’nin imzalarını taşıyan kararname, önceki kararnamenin tekrarı olmuş ve bu da kâğıt üzerinde kalmıştır. Vatana dönüş için yapılan birçok müracaattan bir sonuç alınamamış; Moskova’ya gidenler dinlenmemiş, Tiflis’e gelenler kovulmuştur hatta tutuklanmıştır.

Stalin kurbanı bütün topluluklar vatanlarına döndükleri hâlde Ahıskalılar dönememişlerdir!

Biz, bu acıların devam ettiği 63 sene boyunca yaşanan hayal kırıklıklarına son vermek, vatana dönüş yolunda ciddî bir adım atmak amacıyla bu toplantıyı düzenlemiş bulunuyoruz.

Bugün Ahıska bölgesi, Gürcistan sınırları içinde bulunmaktadır.

Halkımız diyor ki, “Biz haksız yere ve kandırılarak yurdumuzdan yuvamızdan çıkarıldık. Sürgün yaşamak istemiyoruz. Viran ve ıssız yurdumuz bizi bekliyor! Oraya dönmek ve orayı şenlendirmek istiyoruz. Biz, kimseden bir şey istemiyoruz, sadece kendi toprağımızı istiyoruz! Biz kavga için değil, yurdumuzu şenlendirmek için geleceğiz!

Herkes bu sese kulak vermelidir! Bu istekler kimi, niçin rahatsız edebilir ki…

Kâğıt üzerinde verilen haklar hayata geçirilmelidir.

Gürcistan Cumhuriyeti, Ahıskalıların vatana dönüşüyle ilgili çalışma yapacağına, bu meseleyi çözeceğine dair söz vermiş ve 1999 yılında Avrupa Konseyi’ne taahhütte bulunmuştur. Altı sene içinde gerekli kanunî düzenlemeler yapılacak ve 2011 yılına kadar da dönme süreci tamamlanmış olacaktı!

Şevardnadze yılları boşa geçmiş, herhangi bir gelişme kaydedilmemiştir.

Bugünkü Saakaşvili yönetimi, bir bakanlığı, konuyla ilgilenmek üzere görevlendirmiştir. Bu bakanlık, 2006 yılında bir kanun tasarısı hazırlamıştır. Söz konusu kanun taslağında, sürgün halkın yurdu ve millî kimliği anılmamış, muğlak ifadeler kullanılmıştır. Bugün görevinden ayrılmış olan Bakan Haindrava, yaşadıkları ülkelerde Ahıskalıları ziyaret etmiş, toplantılar yapmış, bu arada Türkiye’ye de gelmiş, son toplantıyı da Tiflis’te yapmıştır. Bu toplantılarda, kayda değer ve işe yarar bir cümle kullanılmamış, halk temsilcileri azarlanmış, incitilmiştir!

Gürcistan hükûmeti, Ahıskalıları kabul edeceğini ifade ederken belli bir takvim vermemektedir. Yapılan görüşmelerde, kesinlikle Ahıska’ya dönülemeyeceği, belirli bir kotayla yılda yüz aile olmak üzere Gürcistan’ın diğer bölgelerine yerleştirileceği söylenmiştir!

Ama sürgün halk diyor ki, iki saat içinde sürüldük; neden iki yılda dönemiyoruz? Herhalde bu sorunun cevabı da verilmelidir.

Halkın adının Türk olarak zikredilemeyeceği, zira onların aslında Gürcü olduğu söylenmiştir! Yani halkın kimliği ve vatanı tartışma konusu yapılmıştır!

Halkımız, atalarının yüzyıllardan beri bu topraklarda yaşadığını, sürgün kararnamesinde de kendilerinin Türk olarak tarif edildiğini, sürgün yıllarında kimsenin kendilerini asimile edemediğini, dolayısıyla yurtlarına yine sürgün öncesi gibi döneceklerini söylemektedir.

En eski Gürcü tarih kaynağı Kartlis Çkhovreba başta olmak üzere muteber Gürcü tarih kaynakları, Gürcistan’da Türk varlığını açıkça kaydetmektedir. Öyleyse neyi tartışıyoruz?

Kanayan bir yara önümüzde dururken biz şimdi oturup milliyetimizi mi tartışalım? Tarihi mi tartışalım? Bu tartışma kime ne kazandıracaktır?

Şurası kesinlikle bilinmelidir ki, Ahıskalılar, yurtlarına döndükleri zaman, tabi oldukları ülkenin samimî ve çalışkan vatandaşları olmaktan başka bir şey düşünmemektedirler. Kimse onları potansiyel düşman olarak görmemelidir. Onlar, Çarlık Rusya’sında ve Sovyet devrinde Türk olarak yaşamışlar, bu kimliklerinden dolayı da herhangi bir olaya sebebiyet vermemişlerdir. İnsan topluluklarını, dünya kamuoyunun gözü önünde açıkça asimile etmek de kimsenin hakkı ve haddi olmamalıdır! Devletler, devlet gibi düşünmelidir! Vatandaşlarına sahip çıkmalıdır.

Gürcü yazarı Vaçnadze, bundan 55 sene önce şunları söylemiştir:

XIX. asırda Gürcistan’ın hürriyetini kaybetmesi, bütün hür Kafkasya’nın esaretiyle sonuçlanmıştı. XX. yüzyılda hür Kafkasya’nın çökmesiyle, Gürcistan da hürriyetini kaybetti. Bu her zaman böyleydi, ileride de böyle olacaktır. Ya hep beraber hür, veya ayrı ayrı köle olacağız. Tarihin gösterdiği üçüncü bir yol yoktur.

Gürcistan’ın bu sese kulak vermesini istiyoruz.

Türkiye’nin batı sınırında bulunan Yunanistan ve Bulgaristan’da da Türk topluluğu yaşamaktadır. Herkes biliyor ki, Türkiye’nin buralarla ilgili herhangi bir art niyeti yoktur.

Ahıskalıların vatana dönmesiyle, iki dost ülke durumundaki Türkiye ve Gürcistan, bundan çok yararlanacaklardır. Bugün Ahıska bölgesi adeta metruk haldedir. Yani birçok köy boş; tarlalar, bahçeler perişan durumdadır. Halk sürüldükten sonra bölgede hayat gerilemiş, hatta tamamen durmuştur.

Günümüzde bu köylerde insan yaşadığını, tarlaların ekilip biçildiğini farzedelim. Sürgün edildiği çölleri yeşerten bu çalışkan halkın bölgeye nasıl bir canlılık getireceğini düşünelim.

Ayrıca enerji koridoru hâline gelen bölgede böyle güvenilir bir unsurun bulunmasını da hesaba katmalıyız.

Halkımız bir zamanlar sürgünlerde çok ezildi, çok ıstırap çekti. Akla hayale gelmez haksızlıklara uğradı. Sovyet düzeninin çatırdadığı zamanlarda, 1989 yılında Özbekistan’da kimsenin aklından bile geçmeyen provokasyonlara kurban edildi. Artık böyle günlerin geride kalmasını istiyoruz. Bunun için de halkımız vatana dönmek istiyor. Vatanında insanca yaşamak istiyor. Kimse bu hakkı onlara çok göremez. Herkes gibi Ahıskalıların da insanlık hakları vardır…

Bugün Ahıskalılar, birçok ülkede darmadağınık olarak yaşamaktadırlar: Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Rusya, Ukrayna, Türkiye ve ABD.

Yakın tarihte böyle bir kıyıma maruz kalmış, sekiz  farklı ülkede yaşamak zorunda bırakılmış başka bir topluluk yoktur.

Gürcistan, içinde bulunduğu bazı şartları ileri sürerek, sürgün halkın vatana dönüşünü kızağa almaya çalıştığı gözlenmektedir.

Gürcistan’ın problemlerinde Ahıskalıların zerre kadar payı yoktur. Konuyla alâkası olmayan meseleler, vatan yolunda engel teşkil etmemelidir.

Bazen bölgedeki etnik faktörlerden söz edilmektedir. Bizim halkımızın, o bölgede herhangi bir etnik grupla problemi yoktur. Kimsenin de bizimle bir derdi olmamalıdır. Ahıska bölgesi bizim kadîm yurdumuzdur. Vatana dönmek de halkımızın hakkıdır. Zaten bu husus hiçbir zaman inkâr edilememiştir. O hâlde gerisi bahaneden ibarettir.

Bugün Ahıska’nın 80 civarında köyü boş bulunmaktadır. Sürgün ahali öncelikle bu köylere yerleştirilmelidir. Diğer köylerde de herkes sürgün öncesi yerine çekilmelidir.

Bu tarihî olayın tarafları bellidir: Halkımızı sürgüne gönderen Sovyetler Birliği hükûmetidir. Bugünkü Rusya Federasyonu, SB’nin varisi olmak hasebiyle meselenin bir numaralı tarafı durumundadır; sorumluluğunu yerine getirmelidir.

Ahıska bölgesini sınırları içinde bulunduran ve yıllardan beri halkı yurduna bırakmamakta ısrar eden Gürcistan hükûmeti de meselenin diğer bir tarafı durumundadır. Gürcistan, hür ve bağımsız bir devlet olarak eski vatandaşlarına kucak açmalı, onları incitmemeli, haksızlığa uğradıklarını ve acıların dindirileceğini söylemeli; onların her türlü hak ve hukukunu tanıdığını açıklamalıdır. Meselenin çözümüyle ilgili plânımız ayrıca hazırlanmış ve Gürcistan’ın Ankara Büyükelçiliğine bildirilmiştir.

Türkiye, daha önce yaptığı uluslararası antlaşmalarda yüklendiği sorumlulukları unutmamalıdır. Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Beyin, Kars Konferansı öncesinde Kâzım Karabekir Paşaya gönderdiği 19 Eylül 1920 tarihli talimatnâmede söylediği, “Gürcistan’da muhafazasına çalışacağımız hukuk meyanında Ahıska Türklerinin hâlini ve istikbâlini unutmamalıyız!” sözünü bugünkü yetkililere hatırlatmak istiyoruz.

Ahıska Türkleri, şimdiye kadar defalarca toplanmışlar, başta vatan konusu olmak üzere birçok meselelerini görüşmüşlerdir. Fakat bugün öyle bir noktaya gelinmiştir ki, vatan olmadan hiçbir problemin çözülemeyeceği anlaşılmıştır. Reva mıdır ki bu halk böyle belirsizlikler içinde sürüp giden bir zillete mahkûm yaşasın!

Burada adını verdiğimiz her üç devletin yönetim mekanizması içinde Ahıska Türkleri ile ilgili birimler kurulmalı, bunlar arasında bir koordinasyon sağlanmalı ve halkımız, çözümsüzlükten beslenenlerin eline bırakılmamalıdır.

Bugün bu Konferans, Ahıska ahalisine yapılan muamelenin bir insanlık suçu olduğunu ilân etmeli, Stalin ve Beriya’yı kınamalı; sorumlu ülkeler de bu meselenin çözümü hususunda yapacaklarını, insanlık önünde açıklamalıdırlar.

İstirham ediyorum, bu toplantıda nihaî çözümler ortaya konulmalı ve mutlaka çözümlerin muhatapları da belirlenmelidir. Bu salondan çıkarken Ahıska Türklerine, Türk ve dünya kamuoyuna söyleyeceğimiz somut şeyler olmalıdır.

 

Ahıska Türkleri ve insanlık tarihinde çok önemli bir dönüm noktası olmasını arzu ettiğimiz bu toplantıya katılarak şeref vermiş olmanızdan dolayı teşekkür eder, Konferansın verimli olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selâmlarım.